38. Bölüm
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

İllüzyon ve Hakikat Yatağımda uzanmış, tavanı izlerken düşüncelerimin karanlığında boğuluyordum. "Ben ne yaptım?" diye fısıldadım kendi kendime. Aras benden uzaklaşmazdı artık, buna emindim ama zihninde kim bilir neler dönüyordu. Onu kıskandığımı, ondan hoşlandığımı anlamış olmalıydı. Bu düşünce, utançla karışık bir heyecan doğuruyordu içimde. Ancak zihnimin bir köşesi çok daha karanlık bir gerçekle meşguldü: Bir sis perdesini aralamış ve hainlerin ajandasını öğrenmiştim. Teröristler sınırda kol geziyordu ve görünüşe göre sınır kapılarını açarak kaosu körüklemeyi planlıyorlardı. Büyük bir oyalama taktiği, kirli bir oyun... Hainler her yerdeydi ve bedel ödeme vakti yaklaşıyordu. Sabahın ilk ışıkları odaya sızdığında, kalbimdeki heyecan ve utanç bedeni sarmıştı. Şimdi o kapıdan nasıl çıkacak, onun yüzüne nasıl bakacaktım? Hızla ayağa kalkıp üniformamı üzerime geçirdim. Saçlarımı her zamankinden daha sıkı, özenli bir topuz yaptım. Silahımı kontrol edip kılıfına yerleştirirken bu sabahın diğerlerinden farklı olduğunu hissediyordum. Evden çıkarken anahtarımı bu kez unutmamış, askeri montumun cebine güvenle yerleştirmiştim. Kapıyı açtığımda Aras ile karşılaştım. Yüzünde dünkü gerginlikten eser yoktu; aksine, dudaklarında tatlı, insanı içine çeken bir gülümseme asılıydı. "Günaydın mor çiçeğim," dedi sesi kadife gibi bir tınıyla. Yine aynı hitap... İçim titremişti. "Günaydın Yüz..." diyecekken bir anda duraksadım ve "Aras," diye düzelttim. İkimiz de birbirimize doğru birer adım attık. Gözlerimiz en derin cümleleri kuruyor, dudaklarımız ise sessizliğin korumasına sığınıyordu. Elinde streç filme sarılmış bir sandviç uzattı bana. "Bu sandviçi senin için yaptım," dedi gözlerinin içi parlayarak. "Kahvaltı yapmadığına adım kadar eminim." Beni ne kadar da iyi tanıyordu... Sandviçi elinden alırken parmaklarımızın birbirine değmesiyle içimden bir akım geçti. "Teşekkür ederim Aras. Yapmamıştım gerçekten." "Seni ben bırakayım mı?" diye sordu nezaketle. Karşısında resmen eriyordum, profesyonel kimliğimden sıyrılıp bir anda çocuklaşıyordum sanki. "Çok isterdim ama ekip arabası beni bekliyor. Ayrıca görevimiz gereği yanlış bir anlaşılma olsun istemem." Aras kaşlarını hafifçe çatarak yaklaştı. "Peki Menesa... Ama aramızda yanlış anlaşılacak ne var ki?" Sesim titreyerek sordum: "Bilmem... Aras, neden bana sürekli 'mor çiçeğim' diyorsun?" Derin bir nefes aldı. Bakışları uzaklara, belki de yıllar öncesine daldı. "Yıllar önce bir kız gördüm; kahverengi saçlarının arasına mor şeritler yapmıştı. O anda anladım, o benim mor çiçeğimdi..." Donup kalmıştım. Şaşkınlık içinde ona bakarken o çoktan arabasına binmişti. Ben ise ağır adımlarla ekip arabasına ilerledim. Saçlarım gerçekten de bir dönem öyleydi. Ama beni nerede görmüştü? Beni yıllardır seviyor muydu? Kafamdaki deli sorular, karargaha varana dek peşimi bırakmadı. Odama geçtiğimde kendimi bir koltuğa bıraktım. Aras beni resmen Leyla’ya çevirmişti. Aramızda neredeyse yedi yaş fark vardı; beni ne zaman, hangi ara görüp kalbine mühürlemişti? Bu durum hem çok tuhaf hem de inanılmaz derecede büyüleyiciydi. Dosyalarla ilgilenirken dışarıdan gelen bir haberle irkildim: Aras operasyona gidiyordu. Bu, onu uzun bir süre göremeyeceğim demekti. Üstelik kafamdaki sorular henüz cevaplanmamıştı. Bugün terapi randevularım da oldukça yoğundu, her şey üst üste geliyordu. Öğle saatlerinde Levent odama damladı. "Menesa nasılsın? Dün mesaj atmadın." İçimden 'Atmam mı gerekiyordu?' diye geçirdim ama nezaketi elden bırakmadım. "Kusura bakma Levent, mesajlaşmayı pek sevmiyorum. Telefonla çok oylanmam ben." "Anladım, ama özlettiriyorsun kendini," dedi ve o beklediğim baskıcı soruyu sordu: "Teklifimi düşündün mü? Benimle sevgili olacak mısın?" Bu ne aceleydi böyle? Adam sanki yarın nikah masasına oturacaktık gibi bir telaş içindeydi. "Levent, sana yarın cevap vereceğim demedim ki. Henüz düşünme fırsatım bile olmadı. Aşk meşk işleri pek bana göre değil, senden biraz anlayış bekliyorum. Babamı yeni kaybettim, henüz çok taze her ş…