37. Bölüm
Yazar: Hanife

ZEHİRLİ GÜLLER VE SESSİZ İTİRAFLAR Aras’ı arkamda bırakıp, kalbime bıçaklar saplanmış gibi hissettiğim bir anın ardından Levent’le birlikte o restorana doğru yol alırken, içimde fırtınalar kopuyordu. Bu kararım yüzünden Aras’ın beni tamamen hayatından silip atacağını, adımı dahi anmak istemeyeceğini biliyordum. Bu düşünce bile ruhumu paramparça etmeye yetiyordu. Kendimi olabildiğince güçlü göstermek, duygularımı o an yüzümde taşıdığım maskenin ardına ustalıkla gizlemek zorundaydım. Zira her an tetikte olmalı, hiçbir zafiyetimi belli etmemeliydim. Kısa bir süre sonra kendimizi loş ışıklarla aydınlatılmış, denize nazır bir deniz ürünleri restoranının önünde bulduk. Buram buram yayılan, genzimi yakan o keskin balık kokusu tüm mekanı sarmıştı ve bu koku, benim hiç tahammül edemediğim kokuların başında geliyordu. Midem adeta düğümlenmişti ama bu görevi başarıyla tamamlamak adına her türlü rahatsızlığa katlanmak zorundaydım. Adeta bir casus gibi, duygularımı ve fiziksel tepkilerimi kontrol altında tutmaya çabaladım. Restoranın üst katına çıkan merdivenleri ağır adımlarla tırmandık ve cam kenarındaki, bir masaya yerleştik. Levent’in sandalyemi bana doğru itmesi gibi yapmacık, abartılı ve kibar görünen hareketlerinden her zaman nefret etmiştim; zira bu tür gösterişli davranışlar bana samimiyetsiz gelirdi. Ancak şu anki durumumda bunları görmezden gelmek ve hatta buna eşlik etmek zorundaydım. Bu sebeple yüzüme sahte, ama oldukça inandırıcı bir gülümseme yerleştirdim. Menüleri incelemeye başladığımızda, neyse ki menüde hafif ve sindirimi kolay bir somon balığı seçeneği vardı. Hemen onu tercih ettim. Levent ise daha gösterişli ve deniz ürünleri ağırlıklı bir seçim yaparak kalamar ve karides sipariş etti. İkimizin de damak tadına uygun olması ve hafif bir seçenek olması açısından ortaya da taze yeşilliklerle dolu, bol soslu karışık bir roka salatası aldık. Siparişlerimizi verdikten sonra Levent, samimi bir tavırla, "Beklerken bir kadeh şarap içer miyiz Menesa?" diye sordu. Sorusu kibar olsa da içimden bir ses bunun bir tür test olduğunu fısıldıyordu. Ben de en kibar ve nazik tonumla, "Ben alkol tüketmiyorum Levent, sağlık açısından pek tercih etmiyorum," diyerek nazikçe reddettim. Bu, hem doğruydu hem de bir bahane olarak kullanılabilecek nitelikteydi. Levent hafifçe başını sallayarak, "Anladım Menesa, ne içersin peki, sana ne getireyim?" diye sordu, ısrarcı değildi ama ilgisini sürdürüyordu. "Su içerim, benim için yeterli. Şekerli içecekleri de pek sevmiyorum," diye yanıtladım, bu sayede hem sağlıklı yaşam tarzımı vurguluyor hem de masum bir içecek tercih ediyordum. Daha fazla üstelemedi. Kendine kırmızı bir şarap sipariş ederken, benim için de sade bir su istedi. Ardından gözlerini doğrudan gözlerime dikerek, samimi sayılabilecek bir ifadeyle, "Demek sağlıklı besleniyorsun, insan sana hayran olmaktan kendini alamıyor," dedi. Bu iltifat mıydı, yoksa bir gözlem mi, tam kestiremedim. Ben de ona karşılık olarak, "Teşekkür ederim. Sağlıklı yaşamak, bence herkesin dikkat etmesi gereken, hayat kalitesini artıran önemli bir şey," dedim. Bu cümle hem nezaketimi koruyor hem de konuyu genel bir çerçeveye taşıyordu. Garson, Levent’in şarabını ve benim suyumu masaya getirdiğinde, Levent şarabından küçük bir yudum aldı ve sohbetimiz giderek derinleşmeye, daha ciddi konulara kaymaya başladı. "Menesa, biliyor musun? Seni bu ekibe, bizim aramıza almak tamamen benim fikrimdi. Senin vatanına sonuna kadar bağlı, tam bir vatan aşığı biri olduğunu ben söylemiştim," dedi. Bu sözler, beni kendi saflarına çekme çabasının bir parçasıydı ve aynı zamanda benden ne beklediklerini de ima ediyordu. İçimden 'İyi halt ettin, beni ne felaketlere sürükledin' demek gelse de, yüzümdeki maskeyi düşürmeden, "Ne güzel, vatanıma hizmet etmekten her zaman büyük bir onur ve gurur duyarım," diye karşılık verdim. Ses tonumdaki hafif titremeyi bastırmaya çalıştım. Levent, sanki zihnimdeki soruları okuyormuş gibi, konuyu Aras’a getirdi. "Ben seni Aras’la birlikte, yani aranızda öze…