Ruhun Barut izi l. CİLT

35. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

Kırık Pusula: Akşamın alacakaranlığı çökerken, gökyüzü hüzünlü bir morluğa bürünmüştü. Adımlarım beni yine o eve, babamın kokusunun duvarlarına sindiği, anıların her köşeden fısıldadığı o sessiz sığınağa götürecekti. Ablamın suskunluğu, aramızdaki o aşılmaz duvar canımı yakıyordu. Ailesiz kalmanın yükü, omuzlarımda dünyayı taşımak gibiydi. Babamın gidişiyle, çocukluğumu o mezar başında bırakmış, bir gecede büyümeyi öğrenmiştim. Nizamiyeden çıkışa doğru yürürken Demir ve Utku’nun bana doğru geldiğini gördüm. Utku, her zamanki neşeli ama bir o kadar saygılı tavrıyla araya girdi: "Teğmenim, seni de eve bırakacağız, bizimle gelir misin?" Demir, arkadaşının bu patavatsız ama samimi teklifine hafif bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Seni eve bırakacağız diyorsun, sonra da bir de 'gelir misin' diye soruyorsun Utku. Menesa'ya seçenek mi bıraktın?" Utku pes etmeyerek ellerini iki yana açtı: "Demir of! Teğmenim beni anladı işte, lafın gelişi o!" Onların bu tatlı atışması, kalbimdeki ağırlığı bir anlık da olsa hafifletmişti. Hacivat ve Karagöz gibiydiler; birinin bitirdiğini diğeri devralıyordu. Tebessüm ederek, "Tamam, geleceğim sizinle," dedim. Utku’nun gözleri parladı. "Teğmenim, aslında bize gidiyoruz. Eğer sakıncası olmazsa Demir bir menemen yapar, parmaklarını yersin!" Demir, hafifçe kaşlarını çatarak Utku’ya döndü: "Eşek herif! Yine yemeği bana kitledin, değil mi?" İkisinin bu samimiyeti içimi ısıtsa da, Aras’ı görme ihtimali kalbime bir iğne gibi battı. Onu görmek, bakışlarındaki o bilinmezlikte kaybolmak şu an kaldırabileceğim bir şey değildi. Mesafeli kalmak, hem görevim hem de kırgın ruhum için en doğrusuydu. "Sağ olun arkadaşlar, ama ben sadece eve gideyim, kusura bakmayın. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var," dedim. Bakışlarımdaki kararlılığı ve yorgunluğu gören Demir ve Utku, anlayışla başlarını sallayarak üstelemediler. Lojmana vardığımda evin sessizliği beni bir çarşaf gibi sardı. Sıcak bir duşun altında günün kirini ve zihnimin yorgunluğunu akıtmaya çalıştım. Tam kendime gelmiştim ki telefonumun keskin sesi sessizliği böldü. Derin bir nefes alıp çağrıyı cevapladım. "Görev tamam mı Menesa?" dedi o otoriter ses. Yutkundum. "Ulaşamadım komutanım. Çok denedim ama olmadı." "Tamam, sorun yok. Bu sürecin zorlu olacağını söylemiştim. Yeni görevin; albayın sürekli yanında taşıdığı o mavi dosya. Ona ulaşman gerekiyor." Kalbim hızla çarpmaya başladı. "Emredersiniz komutanım." "Dosyanın içeriğine asla bakmayacaksın. Onu doğrudan Levent Üsteğmen’e ulaştıracaksın, o ne yapacağını bilir." "Emredersiniz." Sorgusuz sualsiz kabul etmiştim ama içim içimi yiyordu. Albaydan o dosyayı almak imkansıza yakındı. Yakalanırsam kimse arkamda durmazdı; vatan haini ilan edilir, infazım verilirdi. Söylesem, kurulan bu büyük planı bozamazdım. Bu tehlikeli oyunda ilerlemeden önce Levent’i konuşturmam şarttı. O an başım şiddetle döndü. Dizlerimin bağı çözülür gibi oldu; doğru düzgün bir şey yemediğimi ancak o zaman fark ettim. Mutfağa gidip dolabı açtım. Fahriye Teyze’nin elleriyle yaptığı o şifalı tavuk çorbası duruyordu. Biraz ısıtıp masaya oturdum. Midem küçülmüştü, her kaşık boğazıma diziliyordu ama kendimi zorladım. Bir psikolog olarak biliyordum ki, bu ruh hali beni anoreksiya uçurumuna sürüklüyordu. Zorla da olsa tabağı bitirip kendimi balkona attım. Ayazın keskin soğuğu yüzüme tokat gibi çarparken karanlığı içime çekmek istedim. Aşağıya baktığımda kalbim tekledi. Aras, bahçede tek başına oturmuş, elindeki sigaranın dumanını geceye savuruyordu. Ona bakmamak için kendime defalarca telkin versem de gözlerim benden bağımsız ona kenetleniyordu. Kabul etmek istemesem de ona kapılıyordum. Sesindeki o "mor çiçeğim" deyişi kulaklarımda çınlıyordu. Yağmur çiselemeye başlamıştı. Aşağı inip başının üstüne bir şemsiye tutma isteğiyle yanıp tutuşsam da kendimi durdurdum. Konu vatan olunca, duygular teferruattı. Odamın ışığını Aras’ın görebileceği şekilde yakıp, perdeleri çektim ve yatağa uzandım. Huzursuz bir uykunun ardından sabahın ilk ışıklarıyla uyandım. Ü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku