Ruhun Barut izi l. CİLT

32. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

EN BÜYÜK SIZI: BİR VEDA, BİR EMANET Aras’ın benim için özenle seçtiği gökyüzü mavisi eşofman takımını üzerime geçirdim. Tenimi kavuran sonbahar ayazına karşı yanına eklediği krem rengi, kalın örgü hırka ve beyaz spor ayakkabılar da yatağın kenarında beni bekliyordu. Üzerimi giyinip aynanın karşısına geçtiğimde, içimde tarif edilemez bir his filizlendi. Bu adama günden güne sadece can borcuyla değil, ruhumun en derin köşesinden gelen bir minnetle, kalben de borçlandığımı hissediyordum. Ancak banyodaki lavabonun üzerindeki aynada kendi yüzümle göz göze gelince adımlarım milim kıpırdamaz oldu. Solgun, neredeyse şeffaflaşmış tenimin üzerindeki mor izler, o karanlık cehennemin bedenime kazıdığı birer esaret haritası gibiydi. Boğazım düğümlendi. Babamın beni böyle bitkin, hırpalanmış ve ezilmiş görmesine asla ama asla yüreğim elvermezdi. Kapının önünde bekleyen nöbetçi hemşireden sessizce, adeta bir sırrı fısıldar gibi makyaj malzemesi rica ettim. Fondöteni parmak uçlarımla o karanlık lekelerin üzerine sürerken, her dokunuşta ruhumdaki o morlukları da kapatmayı diledim. Hazır olduğumda odadan çıktım ve Aras’la beraber arabasına doğru ilerledik. Bu, onun özel alanına, kendi kişisel dünyasını yansıtan aracına ilk binişimdi. Yan koltuğa yerleşip kapıyı kapattığımda dış dünyanın gürültüsü kesildi, geriye sadece motorun hafif uğultusu ve zihnimde yankılanan o tek soru kaldı: "Neden bana mor çiçeğim dedi?" Kalbim bu sorunun cevapsız heyecanıyla göğüs kafesimi döverken, babamın yoğun bakımdaki hayali sert bir balyoz gibi indi tüm tatlı düşüncelerimin üzerine. Gece yarısı yaklaşıyordu ve omuzlarımdaki yük kurşundan da ağırdı. Göz kapaklarımı açık tutmak için direniyordum; çünkü ne zaman gözlerimi kapatsam kendimi yeniden o nem kokulu, duvarlarından acı sızan işkence odasında, maskeli adamların gölgesinde bulmaktan delicesine korkuyordum. Aras, yanı başımdaki varlığıyla etrafıma görünmez ama sarsılmaz bir çelik kalkan örüyordu. Sıkıntılı nefeslerimi hissetmiş olacak ki, yolun yarısında arabayı sessizce güvenlik şeridine çekti. Arka koltuğa uzanıp özenle paketlenmiş bir sandviç ve bir kutu meyve suyu çıkardı. Uzatırken bakışlarındaki o korumacı, taviz vermeyen sıcaklık öyle baskındı ki, eğer hayır dersem sanki üstümüzdeki gökyüzü başımıza yıkılacaktı. "Menesa, al... Bunu bitirmek zorundasın. Toparlanman için vücudunun güce ihtiyacı var," dedi, sesindeki kadifemsi otoriteyle. "Tamam, yiyeceğim," diyerek paketi elinden aldım. O da sanki günlerdir benimle birlikte o hücrede aç kalmış gibi iştahla kendi sandviçini ısırdı. Günlerin açlığı ve Aras'ın yanımda olmasının verdiği o tuhaf, sınırları zorlayan güven hissiyle sandviçi adeta dünyayı unutmuşçasına, büyük lokmalarla yemeye başladım. Ağzımı kocaman doldurduğumu fark edip çiğnemeyi aniden kestiğimde gözlerim onun gözleriyle buluştu. "Nee... Gülüyor musun bana?" diye mırıldandım utançla karışık bir savunmayla. Aras’ın dudaklarında belli belirsiz, içimi ısıtan sıcacık bir kıvrılma belirdi. Gözlerinin içi gülüyordu. "Çok tatlı yiyorsun..." dedi fısıldar gibi. Yanaklarımın bir anda alev aldığını hissettim, boğazımdaki lokma orada asılı kaldı. İçimdeki o ürkek ses usulca fısıldadı: "Aras bana doğru koşmaya başladı galiba..." Hiç bozuntuya vermemeye çalışarak dudaklarımı yukarı kıvırdım. "Teşekkür ederim, bu sandviç sadece karnıma değil, ruhuma bile iyi geldi." "Afiyet olsun Menesa, benden teşekkür esirgeme." Yola koyulduk. Aras, zihnimin babamın olduğu o yoğun bakım odasında, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide asılı kaldığını çok iyi biliyordu. Beni neşelendirmek, o karanlık düşüncelerden çekip çıkarmak için durmadan bir şeyler anlatıyordu. Ancak bedenimin günlerdir biriktirdiği yorgunluk direncimi tamamen kırdı; saniyeler içinde kendimi uykunun o ağır, kurşuni kollarına bıraktım. Gözlerimi açtığımda araba durmuştu. Maraş’taki hastanenin önündeydik. Ve ben... Yine Aras’ın omzunda, onun genzimi yakan erkeksi kokusuyla uyumuştum. Utancın sıcak dalgası boynumdan yukarı tırmanırken içimden kendi kend…

Bölümün tamamını WritePad'de oku