31. Bölüm
Yazar: Hanife

İFADENİN GÜÇLÜĞÜ, KALBİN ÇIRPINIŞLARI Aras'ın dudaklarından dökülen o hırçın ama sıcak kelimeler, Menesa'nın zihninde kor bir ateş gibi yankılanıyor, adeta bir şimşek gibi çakıyordu. Gözleri şaşkınlıkla irice açılmış, ifadesi hayret ile merak arasında gidip geliyordu. Az önce kulağına, saçlarının arasına fısıldadığı o kelime... *"Mor çiçeğim"* mi demişti ona? Bu hitap, göğüs kafesinde uykuda olan tüm kuşları ürkütmüş, kalbinin anlamsız, vahşi bir hızla çarpmasına neden olmuştu. Daha birkaç gün önce lojmanda Cansu ile aralarındaki o samimi yakınlığa tanık olmuş, canı acımıştı. Şimdi ise bu sert, ulaşılamaz adam ona karşı böyle derin bir ilgi mi besliyordu? Yoksa Cansu, Aras ile aralarındaki o ilişkiyi kendi hayal dünyasında mı kuruyordu? Menesa'nın zihninde binbir türlü soru işareti amansız bir savaş başlatmıştı. Aras, Menesa'nın bu donakalan, sorgulayan tepkisi karşısında aniden duraksadı. Yüzüne anlık bir şaşkınlık ve yakalanmışlık hissinin verdiği bir öfke yayıldı. Sanki içinde yıllardır biriken tüm o gizli duygular bir anda taşmış, genç kadının sessiz sorusu karşısında ne diyeceğini bilememişti. Kendine hakim olamamış, o an askeri disiplinini de aşarak kalbinin ucuna geleni sızdırmıştı. "Ben... Ben sadece seni..." diye kekeledi, bakışlarını kaçırarak. Tam o sırada odanın kapısının sertçe çalınmasıyla sözü ortasından yarıda kesildi. Bu ani ses Aras için adeta gökten inen bir can kurtaran simidi olmuştu. Fırsattan istifade ederek, sesindeki o titremeyi gizlemeye çalışarak kapıya doğru tok bir sesle bağırdı: "Gel!" Kapı hafifçe aralandı ve içeri giren genç üsteğmen, esas duruşa geçip saygıyla selam vererek söze girdi: "Komutanım, rahatsız ediyorum ama Gaziantep Cumhuriyet Savcılığı ve karargah bilgi bekliyor. Teğmenimizin resmi ifadesi terör ekiplerince alınmadan önce, acil operasyonel takip için askeri ön bilgi raporunu alabilecek durumda mıyız acaba?" Askerin sorusuyla Aras, bakışlarını tekrar Menesa’ya çevirdi. Gözlerinde, onun canını daha fazla yakmak istemeyen derin bir endişe vardı. "Menesa... Konuşabilecek, askeri ön rapor için bana bilgi verebilecek durumda mısın?" diye sordu. Sesi az önceki kükreyen tondan tamamen uzak, son derece yumuşak ve şefkatliydi. Menesa, içinde bulunduğu zihinsel karmaşaya rağmen hızla askeri kimliğini kuşandı ve toparlanmaya çalıştı. "Evet, ben iyiyim. Askeri ön bilgi tutanağını tutabiliriz yüzbaşım," diye yanıtladı. Sesi, her ne kadar dik durmaya çalışsa da azıcık titrek çıkmıştı. Aras kapıdaki askere döndü: "Tamam üsteğmenim. Savcılık ifadesinden önceki bu askeri ön mülakatı ve idari tahkikat raporunu bizzat ben yazacağım. Bana o resmi askeri olay defterini ver, gerisini biz hallederiz." Asker, "Emredersiniz komutanım!" diyerek deri kaplı kalın askeri defteri Aras'a uzattı, selamını verip odadan çıktı. Aras’ın karşısında oturup ona bu sahte kaçırılma olayını anlatmak, Menesa için hayatının en zorlu sınavı olacaktı. Zihni adeta bir satranç tahtası gibiydi. İlk şoku atlattıkça, bir psikolog olarak olayların arkasındaki o devasa resmi görmeye başlıyordu. Galiba sandığından çok daha büyük, çok daha tehlikeli bir girdabın içine çekilmişti. Kendine geldikçe düşüncelerini bir araya getirmeye, maruz kaldığı o acımasız günlerin yapboz parçalarını birleştirmeye çalıştı. Kendisine *"Seni vatana hizmet için teste soktuk"* diyen o heybetli komutanın yeminini düşündü. Ama asıl gerçek neydi? Amaç sadece Menesa’yı denemek miydi, yoksa o sadece çok daha büyük bir oyunun içinde bir piyon olarak mı seçilmişti? Devletin içindeki büyük güçlerin savaşı kızışıyordu ve kartlar bir bir açılıyordu. Menesa, analitik zekasını kullanarak durumu tahlil etti: Eğer gerçekten vatan sevdalısı, temiz bir derin devlet yapısı onu denemek isteseydi, günlerce organları iflas edecek derecede ağır işkenceler yapmak, dikişlerini patlatmak, ailesinin canını masaya koymak yerine çok daha insani ve profesyonel psikolojik testler kullanabilirdi. Bunun yüzlerce yolu vardı. *"Beni kandırmaya çalışıyorlar,"* diye düşündü Menesa, içindeki…