3. Bölüm
Yazar: Hanife

KOMŞULUK İLİŞKİLERİ VE YENİ BİR EV Samsun Sahra Sıhhiye Okulu’ndaki 45 günlük o zorlu ve disiplinli temel askeri eğitimim göz açıp kapayıncaya kadar bitmiş, kendimi bir anda Kahramanmaraş Havalimanı’nda bulmuştum. Takvimler ekim ayının başını gösteriyordu. İstanbul’un o eşsiz deniz manzarasını, martıların çığlıklarını ve Boğaz’ın serin rüzgarını daha şimdiden özlemiş olsam da, artık asıl görevim omuzlarımdaki yıldızın hakkını vermek ve bu vatan topraklarında mesleğimi en iyi şekilde icra etmekti. Kışlaya adım atıp Albayımızın yanına çıktığımda, bürokratik işlemlerin ardından bana tahsis edilen lojman dairesinin anahtarını teslim almıştım. Ancak daire uzun süredir boş olduğu için yoğun bir temizliğe ve baştan aşağı eşyalandırılmaya muhtaçtı. Albay, beklentimin ötesinde o kadar nazik ve düşünceli bir insandı ki, o gece kalacak yerim olmadığını ve evimin durumunu öğrenince beni doğrudan kendi evine misafir olarak davet etti. Yarın eşyalarım gelip düzen kurulana kadar eşiyle birlikte beni ağırlayacaklardı. Üstelik çarşıda fiyatları makul olan, güvendiği birkaç esnafı da bana tavsiye etmişti. Albayın odasından çıktıktan sonra, lojmana gidip bavulumu boş daireye bırakmak ve üzerimdeki o resmi üniformadan sıyrılıp çarşı pazar gezeceğim sivil kıyafetlerimi giymek istedim. Dairemin kapısını açarken, tam karşımdaki dairenin kapısı aralandı ve içeriden genç bir teğmen çıktı. Yüzünde sıcak, dostane bir gülümsemeyle bana doğru yaklaştı ve resmiyetle selam verdi. "Anlaşılan yeni komşumuzsunuz, hoş geldiniz komutanım," diye sordu. Ben de samimi bir şekilde, "Hoş bulduk," diyerek elini sıktım. Kendini tanıttı: "Ben Teğmen Utku Beylik." "Memnun oldum Teğmenim, ben de Menesa Öztürk." Utku, göz ucuyla açık kapımdan içeri, bomboş duran koridora baktı. "Eşyalarınızın geldiğini görmedim, yoksa Yüzbaşımla birlikte size taşıma konusunda seve seve yardım ederdik," diye ekledi. "Benim henüz hiç eşyam yok, her şeyi sıfırdan yeni alacağım," dedim ve merakıma yenik düşerek sordum: "Yüzbaşı dediniz, o da mı bu lojmanda kalıyor?" "Evet, bu dairede üç kişi kalıyoruz komutanım. Benim devrem Demir de burada. Biz üçümüz aynı evdeyiz, her zaman birbirimizi kollarız." Bu samimi dostluk ortamı içimi ısıtmıştı. Utku nazikçe, "Eğer bir şeye ihtiyacınız olursa, çekinmeden söyleyin. Temizlik, taşıma, ne olursa yardımcı oluruz aslında," diye teklif etti. Karşımdaki insanın beden dilini, jest ve mimiklerini okumak artık benim için refleksif bir alışkanlıktı. Utku’nun teklifindeki içtenliği sezdiğim için çekingen davranmadım. "Aslında tam olarak temizlik malzemelerine ve sanırım boş daireyi çekip çevirecek bir el yardımına ihtiyacım var," dedim. Utku gülümseyerek, "Bizde her türlü malzeme var Menesa Hanım. Devrelerim de gelsin, akşama kadar burayı bal dök yala yaparız. Ayrıca Yüzbaşımızı bir görseniz... Aşırı titizdir, bize her gün askeri nizam temizlik yaptırır," dedi. Bu esprili serzenişi beni güldürdü. "Bana lojman sınırları içinde sadece Menesa diyebilirsiniz, sorun yok, rahat olun," diye karşılık verdim. Utku da aynı rahatlıkla, "Peki Menesa, sen de bana Utku diyebilirsin," dedi. Hafifçe kaşlarımı kaldırarak, "Galiba Yüzbaşı sizi biraz yoruyor olmalı, bir şikayet seziyorum sanki?" diye takıldım. Utku hemen toparlanıp elini kulağına götürdü, fısıldar gibi, "Yani aman duymasın! Titizliği bir yana, harbi adamdır kendisi. Koca yüreğiyle herkesi ısıtır," diyerek komutanına olan derin sevgisini ve saygısını belli etti. Gülümsedim, "Merak etme, psikologlardan sır çıkmaz." Bu sözüm üzerine Utku'nun gözleri kocaman açıldı. "Ha! Siz o musunuz?" diye sordu şaşkınlıkla. "Kimim, anlamadım?" "Kışlada psikolog bir teğmen gelecek diye konuşuluyordu da... Şey, dışarıdan bayağı genç duruyorsunuz." "Teşekkür ederim," diyerek kolumdaki saate baktım. "Biraz geç kalıyorum, çarşıya inmem lazım." Utku hemen araya girdi: "Siz çıkınca anahtarı bize bırakın Menesa, biz devremlerle işe girişelim, siz gelene kadar kaba temizliği biter." "Zahmet olmasın size?" "Olur mu öyle şey, artık komşuyuz.…