Ruhun Barut izi l. CİLT

22. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

BABAM'IN KIZGINLIĞI İki gün süren hastane sürecinin ardından, nihayet doktorların izniyle taburcu olmuştum. Hastane koridorlarında yavaş adımlarla ilerlerken, dışarıda bekleyen babamla karşılaştım. Endişeli ama aynı zamanda rahatlamış bir ifadeyle beni süzdü. Beraber doğrudan benim evime geçtik. Babamın bu olaya karşı gösterdiği aşırı tepki ve korumacı tavrı yüzünden, Fahriye Teyze'nin yanıma gelemediğini öğrendim. Babam, her zamanki gibi kontrolcü ve katıydı. Yaşadığım bu korkunç olayın üzerinden neredeyse bir hafta geçmişti ve babam hâlâ benden bir karar vermemi bekliyordu. Bu süre zarfında, babamın yoğun baskısı ve benim kendimi toparlama çabalarım yüzünden onunla doğru düzgün konuşamamıştım. Ancak sağ olsun, askeriye camiasından ziyaretime gelenler oldu. Özellikle beni tanıyan ve seven komutanlar, silah arkadaşlarım, moralimin yükselmesi için ellerinden geleni yaptılar. Hatta, olayın büyüklüğü ve benim durumum nedeniyle medyadan da birçok kişi röportaj yapmak için gelmişti. Ancak hem babam hem de ben, bu teklifleri kesin bir dille geri çevirdik. Zaten paramparça olan zihnimi, o korkunç anları tekrar yaşayarak daha fazla sarsmak istemiyordum. Kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Ruh halim alt üst olmuştu. Üzerine bir de babamda gözlemlediğim tuhaf bir şeyler vardı. Bir psikolog olarak bu durumu hemen sezebiliyordum. Mimikleri, el hareketleri, gözlerindeki o belirgin endişe… Hepsi kendisini ele veriyordu. Sanki beni bu yaşadığım şehirden, bu olaylardan uzaklaştırmak istiyordu. Gözlerinde derin bir korku vardı. Sanki benden bir şeyler saklıyor, benden bir şeyleri korumaya çalışıyordu. Beni en çok üzen ve düşündüren ise, bu korkunun asker olmamla bir ilgisi olmamasından duyduğum endişeydi. Babamın bu kadar derinden sarsılmasının arkasında yatan gerçek neydi? En yakın arkadaşım Cansu da bu saldırıda en yakın arkadaşını kaybetmişti. O da benim gibi perişan haldeydi. Bir haftadır yüzyüze görüşememiştik. Bugün yanıma uğrayacağını söylediğinde içimde küçük bir umut kıvılcımı parlamıştı. Belki onunla konuşmak, bu ağır yükü biraz olsun hafifletirdi. Tam bu düşüncelere dalmışken, içeriden babamın seslendiğini duydum. Sesindeki o gergin ton hemen dikkatimi çekmişti. Hızlı adımlarla salona, babamın yanına gittim. "Efendim baba!" dedim, sesimin olabildiğince sakin çıkmasına çalışarak. Babam, elindeki kumandayla televizyonun sesini açtı ve bana döndü. "Bak, size saldıranlar kimmiş, gör!" dedi, sesi titriyordu. Televizyona bakmamla birlikte gördüğüm haberler, adeta beynimden vurulmuşa döndüm. Görüntülerde, içinde bulunduğumuz tehlikenin ne kadar büyük ve yakın olduğunu anlatan dehşet verici kareler vardı. Haber spikeri, teröristlerin şehre indiğini ve özellikle bizim bulunduğumuz bölgeyi bilinçli olarak hedef aldıklarını söylüyordu. Babamın yüzündeki acı ve öfke ifadesi, bu haberle daha da belirginleşmişti. "Sana o yüzbaşıdan bu yüzden uzak dur dedim," dedi babam, sesi sitemle doluydu. "Onu korumak için kendi hayatını tehlikeye atmışsın. Ama bunun sonu yok kızım, belki bugün değilse yarın, o da şehit olabilir. Senin üzülmeni, senin gözyaşı dökmeni istemiyorum. Gözümün önünde erimen benim canımı yakar." Babamın bu sözleri karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Ona inanamaz gözlerle baktım. "Baba, bunu sen mi söylüyorsun bana? Bu sözler beni çok şaşırtıyor! Benim tanıdığım, vatan sevgisiyle dolu, şehitliğin kutsallığına inanan babam bu değil. Şehitlik kadar kutsal bir şey var mı bu hayatta? Bunu bana öğreten sendin. Şimdi bunun için üzüleceğimi mi düşünüyorsun? Ben de askerim baba. Eğer bir gün şehit olsam, benimle gurur duymaz mısın?" Babamın yüzündeki ifade daha da sertleşti. Gözleri dolmuştu. "Sen ve ablam benim gözümün çiçeğisiniz, benim canımsınız. Siz solarsanız, ben ne yaparım kızım? Benim için bu acıya dayanmak imkansız. Sana ne dediysem o! Bu konu burada kapandı, bitti! Buradan gideceğiz!" sözleriyle kararlı bir şekilde cümlelerini noktaladı. Onun bu kararlılığı, benim içimdeki isyanı daha da büyütüyordu. Sanki babamın zihninde, askerlik…

Bölümün tamamını WritePad'de oku