Ruhun Barut izi l. CİLT

18. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

Ruhun Barut izi l. CİLT - 18. Bölüm bölüm görseli 1
Ruhun Barut izi l. CİLT - 18. Bölüm bölüm görseli 1

SEVMEK CESARET İSTER Cansu’nun arabasına adım attığım an, göğüs kafesimin içinde amansız bir davul çalmaya başlamıştı. Kalbimin gümbürtüsü kulaklarımda uğulduyor, heyecandan ellerimi nereye koyacağımı bilemiyordum. Hemen yan koltukta oturan kadına kaçamak bir bakış atarken içimdeki o çocuksu kırgınlıkla kendime kızdım. Benimle konuşmuyor oluşu, aramızda ördüğü o sessiz duvar canımı yakıyordu. Az önce dudaklarımdan dökülen sözlerin pişmanlığı ise çoktan bir utanç dalgası gibi yüzüme yayılmıştı. Sanki ondan hesap soruyormuşum, hayatına müdahale ediyormuşum gibi bir izlenim bırakmıştım ve bu durum içimi kemiriyordu. Zihnimin bir köşesi hararetle kendime *“Dur artık Menesa!”* diye fısıldıyordu. Kendimi frenlemeliydim. Artık kimseyi sevmek, kimseye körü körüne bağlanmak istemiyordum. Annemin beni çocuk yaşta arkasına bakmadan terk edişiyle birlikte, bu dünyadaki güven duygum zaten paramparça olmuş, un ufak edilmişti. Yeniden aynı yerden kırılmayı göze alamazdım. Bu gri düşüncelerin girdabında boğulurken, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım ve kendimi bir anda canlı müzik mekanının ışıkları altında buldum. Neyse ki arabanın arka koltuğunda oturan Cansu’nun arkadaşları neşesiyle enerjiyi yükselten Hale ve her durumu tiye alan esprili Edip yol boyunca susmayan neşeleriyle zihnimdeki bu ağır havayı biraz olsun dağıtmışlardı. İçeriye adım atar atmaz, sahneyi nispeten net gören ön taraflardaki boş bir masaya yerleştik. Etrafıma şöyle bir göz gezdirdiğimde şaşkınlığımı gizleyemedim; mekanda askeriyeden aşina olduğum birkaç yüz daha vardı. Anlaşılan bu gece müziğin ritmine kapılıp gelen tek ekip biz değildik. Biz garsona alkolsüz kokteyl siparişlerimizi verirken, kapıdan içeriye doğru adım atan iki tanıdık siluet dikkatimi çekti. Yüzbaşı Aras ve hemen yanında her zamanki dik duruşuyla Utku, Demir mekana doğru ilerliyorlardı. Aras'ın üzerindeki o gece karası siyah gömlek ve pantolonun sırrı da böylece çözülmüştü; sivil hayata karışırken bile asil ve mesafeli bir şıklık içindeydi. O sırada, tam kapı eşiğinde bakışlarımız anlık bir süreliğine kesişti. Gözlerindeki o derin, insanı kendi girdabına çeken bakış içimdeki heyecanı körüklerken adeta nefesimi kesti. Fakat bu an çok kısa sürdü; Yüzbaşı bakışlarını hızla benden kaçırıp yüzünü başka bir yöne çevirdi. Göğsüme batan o küçük iğneyle birlikte ben de ani bir refleksle Cansu’nun başlattığı sohbete geri döndüm. Yine yapmıştı işte. Beni yine öylece ortada, cevapsız bırakmıştı. Benden sürekli neden kaçtığını, araya neden bu aşılmaz mesafeleri koyduğunu bir türlü anlamlandıramıyordum. İlk tanıştığımızda bana son derece tatlı ve sempatik gelen bu adam, gitgide zihnimi bulandıran sinir bozucu bir bilmeceye dönüşüyordu. Çok geçmeden gitarist ve solist sahnedeki yerlerini aldı. Spot ışıkları sahneyi aydınlattığında gözlerime inanamadım. Mikrofona doğru eğilen, elinde gitarıyla duran kişi liseden sıra arkadaşım Cenk’ten başkası değildi! Onu yıllar sonra burada, elinde gitarıyla şarkı söylerken görmek içimde tarifi imkansız bir neşe patlaması yarattı. Bu yabancı ve kalabalık ortamda tanıdık bir dosta rastlamak içimi sıcacık yapmıştı. Cenk de kalabalığın arasından beni fark ettiğinde yüzüne yayılan kocaman bir tebessümle başını sallayarak selam verdi; ben de el sallayıp aynı samimiyetle gülümsedim. O sırada gözüm uzak bir köşede, gölgelerin arasında bizi izleyen Aras’a kaydı. Cenk’e attığım o içten tebessüm üzerine kaşlarının nasıl sertçe çatıldığını, bakışlarının nasıl karardığını buran bile görebiliyordum. Cenk, yanındaki solistle kısa bir işaretleşmenin ardından parmaklarını gitarın tellerinde ustalıkla gezindirmeye başladı. Melodi mekanı doldururken biz de masada oturduğumuz yerden şarkıya eşlik ediyor, kendimizi müziğin iyileştirici ritmine bırakıyorduk. Tam o esnada Utku ve Demir masamıza doğru yanaşıp sıcak bir selam verdiler. Utku’nun gözleri Cansu’ya değer değmez içinin gittiği, gözlerinin içinin parıldadığı o kadar aşikardı ki, bu saf hayranlık masadaki herkeste tebessüm yarattı. Sohbeti uzat…

Bölümün tamamını WritePad'de oku