Ruhun Barut izi l. CİLT

17. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

İki Haftalık Sessizlik İki uzun hafta, sanki sonsuzluğa uzanan bir zaman dilimi gibi geçmişti. Aras’la aynı askeri birliğin çatısı altında, aynı koridorlarda yürüyor, hatta bazen aynı yemekhanede aynı havayı soluyorduk; ancak kader ağlarını öyle bir örmüştü ki, yollarımız bir türlü kesişmiyordu. Sanki görünmez bir güç, bizi birbirimizden uzak tutmak için özel bir çaba sarf ediyordu. Onun telefon numarası bile yoktu bende, bu durum beni daha da hayrete düşürüyordu. Sanki benim adımlarımı önceden biliyor, her hamlemi tahmin ediyor ve karşılaşmamak için ustaca bir strateji uyguluyordu. Bu düşünce, içimde tuhaf bir merak uyandırıyordu. Yemekhaneye her gittiğimde, kapıdan içeri adım attığım anda gözlerim onu arıyordu. Bazen umutla, bazen de yorgun bir beklentiyle etrafa bakınıyordum; ancak o bir türlü karşıma çıkmıyordu. Adeta sırra kadem basmıştı. Demir ve Utku’yu her gördüğümde, Aras hakkında bir şeyler sormak, onun nerede olduğunu öğrenmek istiyordum. Ancak yanlış anlaşılmaktan, hakkımda dedikoduların çıkmasından veya daha da kötüsü, Aras’ın bu durumdan haberdar olup bana karşı bir tavır almasından korkuyordum. Bu yüzden, içimdeki merakı bastırıp umursamaz bir tavır takınmaya ve kendi işime odaklanmaya karar verdim. Yine de içimde, ona karşı tuhaf bir konuşma isteği belirmişti; bu isteğin nedenini tam olarak açıklayamıyordum. Aslında ona küçük bir borcum vardı ve bu borcu ödeme düşüncesi zihnimin bir köşesinde duruyordu. Karşıma çıksaydı, hemen o an borcumu öder, bu konuyu kapatırdım. Geçen sefer bendeyken, yüzündeki asık ifadeyle gitmişti. Bana sinirlenmiş olabilir miydi? Ya da belki de başka bir konuda canı sıkkındı. Ne yaptığımı, ne düşündüğümü, hatta bazen ne hissettiğimi bile tam olarak anlayamıyordum. Kendimi bazen o kadar karmaşık hissediyordum ki, tıpkı Aras gibi, benim de anlaşılması zor bir insan olduğumu düşünüyordum. Son iki hafta, özellikle iş yoğunluğu açısından oldukça hareketli geçmişti. Askeriyedeki işler beklediğimden daha kolay adapte olabileceğim türdendi; ancak evdeki işleri öğrenmek, özellikle de yemek yapmak benim için tam bir kabusa dönüşmüştü. Yumurta haşlayıp soymayı bile zorlukla öğrenmiştim; bu basit görünen eylem, benim için adeta bir dağ tırmanışı gibiydi. Bu durum, mutfaktaki beceriksizliğimi ve ev işlerindeki acemiliğimi yüzüme çarpıyordu. Yemek yapmayı öğrenmek, artık benim için bir ihtiyaçtan öte, bir meydan okumaya dönüşmüştü. Bu nedenle, Fahriye Hanım ile konuşup hafta sonu onun yanına giderek birkaç yemek tarifi öğrenmek ve pratik yapmak için sözleştik. Umarım bu sayede mutfaktaki yeteneksizliğime bir son verebilirdim. Ofiste, psikolojik sorunları olan askerlerle ilgili analizlere bakıyor, onların durumlarını dikkatlice inceliyor ve raporlarımı titizlikle hazırlıyordum. Her bir vaka, ayrı bir hikaye, ayrı bir dram taşıyordu. Utku’nun çözdüğü test sonuçlarını incelediğimde, onun yalnızca dobralık dışında belirgin bir psikolojik sorunu olmadığını fark ettim. Bu durum, onun karakterini ve kişiliğini daha iyi anlamamı sağlamıştı. Levent Üsteğmen ile ara sıra yemek yiyor, bazen de hava almak için dışarı çıkıp çay içerek sohbet ediyorduk. O da Aras gibi, beni pek güldürmüyordu. Gülümsediği anlar nadirdi. Acaba Aras’ı mı özlüyordum? Bu düşünce, içimi garip bir hüzünle dolduruyordu. Cansu adında bir psikiyatrist arkadaş edinmiştim. Maraşlıydı, buralardan. Bazı ciddi sorunları olan hastaları ona yönlendiriyordum. Aramız gayet iyi olmuştu, kısa sürede samimi bir bağ kurmuştuk. Akşam canlı müzik dinlemeye gidecektik beraber. Bu, benim için de iyi bir değişiklik olacaktı, zira iş yoğunluğumdan dolayı Maraş’ta pek gezme fırsatım olmamıştı. Cansu’nun arabası varmış, akşam lojmandan beni alacaktı. Arkadaşlarını da çağırmış, karargahtan birkaç kişi daha gelecekmiş. Bu salı gününü de atlattığım için şükrettim; mesajlarım bitmiş, yorgunluktan bitap düşmüştüm. Akşam olmuş, odamın kapısını kilitleyip lojmana doğru yola koyulmuştum. Spor olsun diye asansörü pek kullanmayı tercih etmiyordum; merdivenleri kullanma…

Bölümün tamamını WritePad'de oku