Ruhun Barut izi l. CİLT

16. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

Kördüğüm ve İlk Işık Aras tam kelimelerini toparlayıp dudaklarını aralamıştı ki, sessizliği bıçak gibi kesen bir kapı zili odaya fırlatıldı. Bu beklenmedik ses, ikisini de içine düştükleri o yoğun düşünce girdabından sertçe çekip çıkardı. Genç kadın, içindeki hafif merakı bastırmaya çalışarak kapıya doğru adımlarken, zihninde tek bir soru dönüyordu: Bu saatte kim olabilirdi? Kapı kanadı geriye doğru açıldığında, eşikte duran figür Menesa’nın yüzündeki şaşkınlığı tamamen çıplak bıraktı. Karşısında, askeri üniformasının getirdiği o mağrur duruşuyla Üsteğmen Levent duruyordu. Levent’in yüzüne, gözlerindeki yorgunluğu gölgeleyen sıcak ve son derece samimi bir tebessüm yayıldı. "Menesa, geçmiş olsun demek için geldim," diye söze girdi Levent, sesindeki içtenlik kapı eşiğini aşıp içeriye sızarken. "Bugün büyük bir badire atlatmışsın duyduğuma göre. Geç oldu belki ama görevden ancak dönebildim, affet beni." Gözlerindeki o açık endişe, arkasındaki uykusuz saatlere meydan okurcasına parlıyordu. Onun bu yorgun haliyle bile kapısına kadar gelmiş olması, Menesa’nın kalbinde ince bir minnet duygusu uyandırdı. Üstelik Levent’in ona doğrudan "Menesa" diye hitap etmesi, aralarındaki o katı askeri resmiyet duvarını bir anda unutturuvermişti. Menesa da bu güven veren samimiyete aynı sıcaklıkla karşılık vererek, rütbeleri bir kenara bıraktı. Sesine olabildiğince nazik ve davetkar bir ton katarak, "Teşekkür ederim Levent, içeri buyurmaz mısın? Kapıda kalma," dedi. Ancak Levent, kibar bir baş selamıyla teklifi geri çevirdi: "Teşekkür ederim, bu saatte daha fazla rahatsızlık vermeyeyim." Onun bu ince düşünceli tavrı genç kadının hoşuna gitmişti ki, tam o anda arkasında beliren gölge odadaki tüm havayı değiştirdi. Aras’ın varlığı, daha tek bir kelime etmeden arkasındaki koridora ağır bir baskı yaymıştı. Yüzbaşı Aras’ın çatık kaşları ve gergin bir merakla kilitlenmiş bakışları, Levent’in ziyaretinden zerre kadar hoşlanmadığını açıkça ilan ediyordu. Levent, Yüzbaşı’yı fark ettiğinde duruşunu anında dikleştirdi, sesindeki o samimi tını yerini soğuk bir profesyonelliğe bıraktı: "Hayırdır yüzbaşım, siz de mi buradaydınız?" Bu soru, iki adam arasında görünmez ama son derece gergin bir tel gibi gerildi. Odadaki hava bir anda buz kesti. Aras, Levent’in sorusunu havada bırakmadı; bakışlarını kırpmadan, meydan okuyan, sert bir tonla yanıtladı: "Evet, bir mahzuru mu var? Menesa ile yemek yiyorduk." "Menesa" vurgusu ve sesindeki o gizleyemediği sahiplenici ton, Levent’in çehresinde anlık bir rahatsızlık dalgası yarattı. Durumun bir güç savaşına dönüştüğünü hisseden genç kadın, aradaki buzları eritmek ümidiyle hızla araya girdi. "Evet, yüzbaşımla yemek yiyorduk. Siz de buyurun derdim ama biz de şimdi kalkıyorduk zaten." Bu cümle, hem durumu toparlayan bir açıklama hem de iki taraf için de nazik birer çıkış kapısıydı. Fakat Aras’ın bakışlarındaki gölge dağılmamıştı. Menesa’nın mesleki dehası, Yüzbaşı’nın yüzündeki en ufak kas kasılmasından bile onun, Levent ile kurduğu bu rütbesiz samimiyetten fena halde rahatsız olduğunu okuyabiliyordu. Bu iki adamın arasında, bugünün çok öncesine dayanan, geçmişin tozlu sayfalarında kalmış ve kendisinin henüz bilmediği başka bir hesaplaşma, başka bir hikaye vardı. Genç kadın içten içe, bu gizemi zamanla çözeceğini hissetti. Üsteğmen Levent ne kadar açık, okunması kolay bir kitapsa; Yüzbaşı Aras bir o kadar derin, dehlizlerinde sırlar barındıran bir labirent gibiydi. Levent, ortamdaki gerilimi daha fazla tırmandırmamak adına veda etmek için hareketlendi. Sesi yeniden o eski, yumuşak tonuna kavuşmuştu: "Neyse, bana müsaade. Tekrar geçmiş olsun Menesacığım... İyi akşamlar yüzbaşım." Arkasında huzursuz bir esinti bırakarak gecenin karanlığına karıştı. Kapı kapandığı an, Aras’ın imalı ve sitemkar sesi duvarlarda yankılandı: "Üsteğmen ile bayağı iyi kaynaşmışsınız bakıyorum da..." Sesindeki kıskançlık, saklanamayacak kadar barizdi. Menesa, adamın bu ani çıkışına anlam veremeyerek, "Anlamadım yüzbaşım?" diye fısıldadı. Aras, onun söz…

Bölümün tamamını WritePad'de oku