116. Bölüm
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

Mor Çiçeğin Kına Gecesi Zaman nihayet o büyülü eşiğe varmış, kışla kasabasının üzerini kaplayan akşam kızıllığı, yerini neşeli bir telaşa bırakmıştı. Menesa, üzerinde taşıdığı zümrüt işlemeli, ağır kadifeden kırmızı kaftanıyla adeta göz kamaştıran bir asalet simgesi gibiydi. Attığı her adımda kaftanın etekleri zarifçe savruluyor, üzerindeki altın yaldızlı nakışlar salonun ışıkları altında parıldıyordu. Arkadaşları Ayşen ve Zeyno, gecenin asıl sahibini gölgelememek adına krem renginin en zarif tonlarında elbiseler seçmişlerdi. Apartmandan sevilen komşuları Sevda ve Sinem de aynı renk zarafetiyle onlara katılmış, Menesa’nın heyecanına ortak olan birer nedime olarak sağında solunda yerlerini almışlardı. Gecenin kuralı kesindi: Erkekler ayrı bir mekanda, kendi usullerince eğlenecek; bu salon ise kadınların şenliğine ev sahipliği yapacaktı. Davetliler salonu hıncahınç doldururken, Menesa’nın göğüs kafesine sığmayan kalbi her geçen dakika daha da hızlanıyordu. Aynı saatlerde, kışlanın diğer ucundaki bir mekanda ise bambaşka bir gürültü kopuyordu. Aras, jilet gibi oturan siyah takım elbisesi, yeni kesilmiş damat tıraşı ve gözlerindeki o gururlu bakışla sıra gecesinin merkezindeydi. Asker arkadaşları, doğu görevlerinin ve omuz omuza verdikleri mücadelelerin acısını çıkarırcasına türküler söylüyor, çiğ köfteler yoğruluyor, erkek erkeğe eğlencenin doruklarına çıkılıyordu. Kadınlar matinesinde ise ilk dans müziği yükseldi. Menesa, profesyonel dansçıların ritmik hareketleri eşliğinde, kırmızı kaftanının asaletini sergileyerek pistin ortasında süzüldü. Koreografi bittiği an, salonun hoparlörlerinden kıvrak oyun havaları patladı. Başta Ayşen ve Zeyno olmak üzere tüm davetliler piste fırlayarak Menesa’yı çembere aldılar. Genç kadın, hayatı boyunca hayalini kurduğu o tatlı coşkuyu tam kalbinde hissederek oynuyordu. Pistin diğer tarafında ise tanıdık bir curcuna koptu. Hareketli bir halay başladığı an, Ayşen ve Sinem arasında sert bir "halay başı" mücadelesi baş gösterdi. İkisi de mendili kapmak için birbirini hafifçe iterek şakayla karışık çekiştiriyordu. Ancak gecenin en dişli ismi Ayşen, yerini kimseye kaptırmaya niyetli olmadığını gösteren o kararlı duruşuyla mendili kaptı ve halayın başına geçerek zaferini ilan etti. Menesa, birçok gelinin aksine kınada sürekli kıyafet değiştirmeyi sevmediği için, o büyüleyici kırmızı kaftanın içinde kalmayı, gecenin dokusunu bozmamayı tercih etmişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde, kına yakılma merasimine henüz geçilmemişken, salonun giriş kapısı büyük bir gürültüyle sarsıldı. İçeriye güm güm vuran bir davulun ve yırtıcı bir zurnanın sesi doldu. Kapıda beliren figürle birlikte salondaki tüm kadınlardan bir şaşkınlık çığlığı yükseldi. En başta Utku, Baha ve Demir yollarını açarken, arkalarından elinde kocaman bir asma davulla Aras giriş yaptı! Menesa, müstakbel eşinin elinde davul tokmağıyla salona daldığını görünce şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi oldu; eli gayriihtiyari ağzına gitti. Aras ise kapıdan girdiği an gözlerini kalabalığın ortasındaki mor çiçeğine dikmişti. Menesa’yı o kırmızı bindallı ve kaftan içinde, bir kraliçe gibi dik dururken görünce adımları yavaşladı. Gözlerindeki hayranlık o kadar derindi ki, salondaki yüzlerce insan bir anlığına silindi. Aras, elindeki davulu asıl davulcuya gururla teslim ettikten sonra, ceketinin önünü ilikledi ve kollarını iki yana doğru alabildiğine açtı. Zurnanın o kıvrak, sert tınısına ayak uydurarak salonun ortasına doğru oynamaya başladı. Menesa’nın şaşkınlığı iki katına çıkmıştı. Askeri kural ve disiplinin dışına kolay kolay çıkmayan, topluluk içinde oynamaktan nefret eden o ciddi adam, sırf onun yüzü gülsün diye kollarını açmış, meydan okur gibi oynuyordu. Menesa, gözlerinde biriken mutluluk gözyaşlarını gizleyerek parmaklarını şıkırdatıp Aras’ın karşısına geçti. İki genç aşık, salonun tam ortasında birbirlerinin gözlerinin içine bakarak karşılıklı döktürmeye başladılar. Herkes büyülenmiş gibi bu çifte bakıyor, zılgıtlar ve alkışlar salonu yıkıyordu.…