115. Bölüm
Yazar: Hanife

Zamana Meydan Okuyan Kavuşma Zaman, aşkın ve heyecanın girdabında su gibi akıp geçiyordu. Menesa masasındaki dosyalardan başını kaldırıp duvar saatine baktığında akrebin çoktan beşi geçtiğini fark etti. Önündeki asker analiz testleri ve sağlık raporlarıyla o kadar hemhal olmuştu ki dakikaların nasıl devrildiğini anlayamamıştı. Derin bir nefes alıp esneyerek ayağa kalktı; günün yorgunluğunu omuzlarından atmak ister gibi beyaz önlüğünü çıkarıp sandalyesinin arkasına özenle astı. Evrak çantasını toparlayıp odadaki çelik dolabını kilitlerken, bir yanda vatan görevinin getirdiği askeri sorumluluklar, diğer yanda ömrünü birleştireceği adamla çıktığı evlilik telaşı tüm bedenini tatlı bir yorgunlukla sarmıştı. Karargahın uzun koridorunda adımlarını hızlandırmışken, köşeyi döndüğü an Albay ile burun buruna geldi. Refleksle topuklarını birleştirip çakı gibi bir askeri selam durdu. Albay, babacan bir tebessümle selamı aldıktan sonra Menesa’ya baktı. "Bu hafta sonu evleniyormuşsunuz, Allah tamamına erdirsin kızım," dedi, sesi tüm koridorda güven veren bir yankı uyandırmıştı. Menesa’nın yüzünde utangaç ama gururlu bir ifade belirdi. "Amin albayım, çok teşekkür ederim." "Düğüne kadar izinlisiniz kızım. İşleri evden yürütürsün, malum büyük telaşınız var. Bu süreçte buradaki işleri kafana takmanı istemiyorum." Menesa, görev bilincinin verdiği o tanıdık dürtüyle hemen araya girdi: "Albayım, daha saha çalışması için planlamalarımız tam bitmedi... Bazı sorunlu askerlerin psikolojik analizlerini çıkardım ama..." "Aması maması yok Menesa! Ne diyorsam o," diyerek sözünü kesti Albay, takılırcasına kaşlarını kaldırarak. "Daha dinlenmiş, berrak bir kafayla çok daha iyi bir planlama yaparsınız. Hem ikiniz zaten bir aradasınız, evden de pekala halledersiniz. Yüzbaşı bana durumları bildirir." Menesa, bu anlayış karşısında içtenlikle gülümsedi. "Emredersiniz komutanım. Desteğiniz için çok teşekkür ederim albayım." Albay, elini uzatıp Menesa’nın elini samimiyetle sıktı. "Ne demek kızım. Sen bana babanın emanetisin. Bir şeye ihtiyacın olursa ben her zaman buradayım, bir baba olarak." Karargah binasından dışarı adımını atan Menesa, bahçede, arabasının kapısına yaslanmış kendisini bekleyen Aras’ı görünce yüzünde güller açtı. Sevdiği adamı her gördüğünde kalbine dolan o çocuksu neşeyi yaşarken birden askeri kışlada olduğunu hatırlayıp aniden ciddiyete büründü, adımlarını nizami bir çizgiye soktu. Aras, onun bu ani duygu değişimlerini, o disiplinli görünmeye çalışan tatlı hallerini çoktan ezberlemişti; bıyık altından gizemli bir tebessümle onu izledi. Menesa hızlıca ön yolcu koltuğuna yerleşti, Aras da direksiyon başına geçti. Araba nizamiyeden çıkıp Maraş’ın yollarına doğru süzülürken Menesa heyecanla söze girdi: "Aras, az önce albayla karşılaştım koridorda. Nikaha kadar ikimize de izin verdi!" Aras, gözünü yoldan ayırmadan muzipçe gülümsedi. "Biliyorum mor çiçeğim." Menesa sahte bir kırgınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Ya! Benden önce mi öğrendin yani?" "Evet," dedi Aras, vitesi büyütürken. "Albaya hafta sonu evleneceğimizi resmi olarak bildirince sağ olsun hemen izin verdi, 'Gidin işlerinizi halledin' dedi." "İyi bari, çok iyi oldu..." diyen Menesa, aralarındaki vites kutusunun üzerinde duran Aras’ın elini büyük bir mutluluk ve aidiyetle tuttu. Lojmana varmaları uzun sürmedi. Arabayı park ettikten sonra apartmana el ele girdiler ve asansöre bindiler. Aynalı kabinin içinde yukarı doğru yükselirken Menesa, Aras’ın derin gözlerinin içine dikti bakışlarını. "Dokuz ay önce bu anı, seninle el ele bu asansörde olacağımı hayal bile edemezdim," diye fısıldadı. "Şimdi ise seninleyim ve evleniyorum." Aras, asansörün sarı ışığı altında duraksadı, Menesa’nın iki elini birden kavrayıp dudaklarına götürdü. "Ben de hayal edemezdim sevgilim. Sen benim kurduğum tüm hayallerden çok daha gerçeksin." Asansörün kapısı sinyalle açıldığında, ikisi de tatlı bir vedayla kendi dairelerine yöneldi. Menesa kapıyı açarken arkasına dönüp seslendi: "Akşama yemeğe gelin, tamam mı?" Aras anahta…