Ruhun Barut izi l. CİLT

12. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

"Bir insanı sevmek, onun gerçeklerini anlamaya çalışmayı da içerir." — Engin Geçtan / İnsan Olmak* GEÇMİŞİN GÖLGESİ VE GÖREVİN ÇAĞRISI Rehberlik odasında ilk gün mesaim tüm hızıyla, yoğun bir tempoda devam ediyordu. Kapımdan içeri giren her askere o meşhur MMPI kişilik analizi testini uyguluyordum. Sayfalar kurulukla çevriliyor, kurşun kalemlerin çıkardığı ince sesler odanın sessizliğini dolduruyordu. Kızıl kafa Utku elindeki testle odamdan çıkıp gideli saatler olmuştu ama hâlâ ortalıkta yoktu; anlaşılan yüz sayfalık testi çözmek onun için sandığından çok daha zor ve zahmetli olmuştu. Tam askerlerden formları toplayıp öğlen yemeği için odamdan çıkmaya hazırlanıyordum ki Albay’ın odasına çağrıldığım haberi geldi. Beyaz önlüğümü askıya asıp subay kepimi elime alırken içimde nedensiz, garip bir huzursuzluk vardı. Başkomutanlığın kapısını tıklatıp içeri girdiğimde Albay beni o her zamanki babacan, güven veren tavrıyla karşıladı. Masasının üzerinde duran paketlenmiş sefertasını bana doğru uzattı. "Kızım, eşim Fahriye bugün bana yemek getirmişti, sağ olsun sana da fazladan yollamış. Afiyetle yersin olur mu?" dedi yüzündeki samimi gülümsemeyle. İçimi tatlı bir mahcubiyet kapladı. "Niye zahmet ettiniz Albayım, çok teşekkür ederim. Fahriye Hanım'ın ellerinden öperim, çok sağ olsun," dedim saygıyla. "Olur mu hiç kızım, ne zahmeti? Al bu paketi, git bizim Aras’la beraber ye bahçede. O da sabahtan beri karargâhta koşturup duruyor, aç biilaçtır şimdi, ihmal etmesin kendini." İçimden *"Aras Yüzbaşı ne alaka şimdi?"* diye geçirsem de Albay’ın emrine karşı saygıyla başımı sallayıp paketi teslim aldım. Koridorları geçip Yüzbaşı’nın odasının önüne vardığımda kapıyı hafifçe vurdum. İçeriden gelen o net ve tok "Gir!" komutuyla kapıyı aralayıp içeri süzüldüm. "Müsaadenizle Yüzbaşım..." dedim. "Buyurun Teğmenim." İçerideki manzara tek kelimeyle komikti. Bizim Utku masanın tam karşısındaki sandalyeye tünemiş, sanki dünyanın en zor, en karmaşık matematik problemini çözüyormuş gibi alnını kırıştırarak test kağıtlarına gömülmüştü. İçeri girdiğimi fark etmedi bile, tamamen dünyaya kapalıydı. Aras’a dönerek, "Yüzbaşım, bahçeye çıkalım mı? Albay, Fahriye Hanım’ın gönderdiği yemekleri sizinle paylaşmamı emretti," dedim. Aras kolundaki saate bakıp oturduğu koltuktan heybetle ayağa kalktı. "İyi olur Teğmenim, ben de tam çıkacaktım. Fahriye annem arada böyle sürprizler yapar sağ olsun, karargâhta bizi hiç aç bırakmaz." Karargâh bahçesindeki sakin, ağaçların gölgesinde kalan boş bir çardağa yerleştik. Sefertaslarının kapaklarını tek tek açtığımda etrafı mis gibi, iştah kabartan bir koku sardı: Keşkek! Aras’ın kehribar gözleri anında parıldadı. "Keşkek! En sevdiğim yemektir. Fahriye annemin üstüne de bunu yapanı tanımam, mutlaka tatmalısın Menesa Teğmenim." "Ben daha önce hiç yemedim," dedim dürüstçe, önümdeki tabağa bakarak. "Bizim oralarda düğünlerde, özel günlerde yaparlar hep ama tadına bakmak bir türlü kısmet olmamıştı." "Dene bakalım, pişman olmayacaksın," diyerek kaşığı işaret etti. İlk kaşığı ağzıma götürdüğümde, etin ve buğdayın o sakız gibi muazzam uyumu damağımda adeta eridi. Ama tam o an içimde garip, çok derin bir şey sızladı. Hiç beklemediğim bir anda gözlerimin arkası yandı, boğazıma kocaman bir yumru oturdu. Bu lezzet bana o kadar tanıdık, o kadar uzak gelmişti ki... Sanki çocukluğumun o çoktan kaybolmuş masum bir parçasını, hayatım boyunca hiç tanımadığım, kokusunu bilmediğim o "anne" şefkatini bu sıcak kabın içinde bulmuş gibiydim. "Menesa, iyi misin?" Aras’ın ses tonu anında endişeyle koyulaşmıştı. Hızla kendimi toparlamaya çalışarak gülümsedim ama yanağımdan aşağı süzülen o tek damla gözyaşına engel olamadım. "İyiyim, gerçekten... Sadece, çok güzelmiş, çok sıcak geldi." Aras sessizce cebinden temiz bir peçete çıkarıp bana uzattı. Bir klinik psikolog kimliğimle her gün başkalarının ruhunu, saklı acılarını okurken, şimdi kendi en derin yaramı sert mizaçlı bir askerin önünde hiç istemeden açık ediyordum. "Kusura bakmayın Yüzbaşım... Ben daha ö…

Bölümün tamamını WritePad'de oku