113. Bölüm
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

Vatan ve Vuslat Arasında Aras, odanın loş ışığında Menesa'nın yaralı elini sararken sergilediği o şefkatli dokunuşların ardından, operasyon öncesi hazırlıklarını tamamlamak üzere kendi dairesine geçti. Menesa ise banyodaki aynanın karşısında, zihninde yankılanan muharebe seslerini susturmaya çalışıyordu. Zeyno’nun usta ve anne şefkati taşıyan elleriyle yüzünü temizlemesine, onu sakinleştirmesine izin verdi. Hemen ardından, üzerindeki sivil kıyafetlerin dünyevi hafifliğinden sıyrılıp, ruhuna adeta bir zırh gibi oturan kutsal üniformasını kuşandı. Zeyno, onun gür ve asi saçlarını sabırla taradı; arazide ya da karargahın gergin atmosferinde asla dikkatini dağıtmayacak şekilde, ensesinde sıkı bir at kuyruğuyla arkaya topladı. Menesa, beylik tabancasını mekanik bir refleksle beline taktı, askeri telsizini omzuna sabitledi. Aynadaki yansımasına son bir kez baktığında, az önceki sivil kadın tamamen kaybolmuş, yerine çelikten bir iradeye sahip bir Türk subayı gelmişti. Masanın üzerindeki kalın evrak çantasını kavradı, ağır postallarının bağcıklarını sıkıca kördüğüm edip evden çıktı. Aynı dakikalarda Aras da üniforması içinde, heybetli bir çınar gibi kapıdan süzülüyordu. Aşağıda, timin sarsılmaz neferleri Utku ve Demir hazırlıklarını bitirmiş, onları bekliyordu. Menesa adımlarını Aras’ın sivil arabasına doğru yönlendirirken, Utku ve Demir kendilerini bekleyen askeri aracın kasasına geçerek yerleştiler. Menesa, nizamiye kapısının hemen yanında, haziran güneşinin altında parıldayan kendi arabasını görünce gözlerindeki o katı askeri ciddiyet, anlık bir çocuksu sevince bıraktı yerini. "Arabam servisten gelmiş aşkım," dedi, sesindeki heyecanı gizleyemeyerek. Aras, hafifçe gülümseyip sürücü koltuğuna geçerken sesine otoriter ama son derece korumacı bir ton verdi: "Evet geldi mor çiçeğim. Ama hiç öyle hevesle bakma, bir süre o direksiyonun başına geçmek yok senin için." "Tamam Aras... Sadece ilk göz ağrıma bakıyorum," diye mırıldandı Menesa, dudak bükerek camdan dışarıyı seyre daldı. Aras kontağı çevirdi. Motorun kükreyişi, yaklaşan fırtınalı günlerin habercisi gibiydi. Karargaha doğru giden yolda Aras’ın çehresi giderek gölgelendi, çene hatları keskinleşti: "Karargaha varınca Albay’la bu tehdit konusu hakkında konuşacağım Menesa. Bu mesele artık haddini aşmaya başladı." "Tamam sevgilim, konuşalım," dedi Menesa, sesindeki sarsılmaz kararlılıkla ona güç vererek. Karargahın heybetli nizamiye kapısından içeri adım attıklarında, aralarındaki o sıcak, romantik bağ görünmez bir askeri disiplin zırhıyla kaplandı. Menesa, elini yavaşça Aras’ın avucundan çekti. Artık onlar hayatı paylaşan iki sevgili değil, omuz omuza çarpışan iki silah arkadaşıydı. Aras, "Menesa, Albay gelince odasında buluşalım," dedi, net bir askeri tonla. "Tamam Yüzbaşım." Menesa kendi odasına girip çantasını masanın kenarına bıraktı. Üniformasının üzerine, mesleğinin şefkatli ve insani yüzünü temsil eden beyaz önlüğünü geçirdi. Tam o sırada masanın üzerinde duran kalın, kırmızı damgalı dosya dikkatini çekti. Üzerindeki ibareleri okurken kaşları usulca çatıldı: *“Komando Tugayları ve Özel Kuvvetler Saha Planlaması…”* Dosyayı açıp sayfaları hızla inceledi. Ardından kapıdaki nöbetçi askere seslendi: "Asker! Bu dosyayı buraya kim getirdi?" Asker hemen hazır ola geçip selam durdu: "Albayım göndermiş komutanım. Akşam saatlerinde gelmiş, benden önceki nöbetçi arkadaş masanıza bırakmış." "Tamam asker, dönebilirsin." Menesa içeri girip dosyanın üzerindeki tarihi inceledi: 18 Temmuz. "Bu operasyon haftaya... Suriye sınırında," diye mırıldandı kendi kendine. "Listenin başında timin yönetimi Aras’ta görünüyor. Saha çalışmasında yardımcı personel olarak da ben görevlendirilmişim. Yani... Haftaya ben de sınıra gidiyorum." Dosyayı göğsüne bastırarak hızlı adımlarla Albay’ın odasına yürüdü. Aras çoktan içeri girmiş, Albay ile harita başında hararetli bir konuyu konuşuyordu. Menesa kapıyı üç kez sertçe tıklatıp içeri girdi ve nizami bir asker selamı durdu. Albay babacan ama otoriter bir sesle, "…