11. Bölüm
Yazar: Hanife

GURUR VERİCİ LEVHA VE İLK MESAİ Karargâhtaki odama nihayet adımımı attım. Kapıyı kapatıp arkama yaslandığım o ilk an, benim için tarifsiz bir gurur kaynağıydı. Koridorda, kapımın hemen yanındaki pirinç levhada parlayan **"Psikolog Teğmen Menesa Öztürk"** yazısı, günlerdir çektiğim tüm taşınma yorgunluğunu tek bir saniyede alıp götürmüş, yerine kalbimi güm güm attıran tatlı bir heyecan bırakmıştı. Genç yaşta, vatan toprağının bu çetin köşesinde böylesine önemli bir görevi üstlenmek beni hem mutlu ediyor hem de omuzlarıma büyük, asil bir sorumluluk yüklüyordu. Masama geçip subay kepimi ve evrak çantamı usulca bıraktım. Askeri üniformamın üzerine özenle, bembeyaz psikolog önlüğümü giydim. Aynada kendime baktığımda gülümsedim. Bu iki kıyafetin birleşimi, benim için hem disiplini hem de şefkati temsil ediyordu; bir yandan çelik gibi askeri düzenin bir parçası, diğer yandan da ruhlara dokunan bir şifacıydım. Önüme konulan bugünkü resmi muayene ve sevk listeme göz gezdirdiğimde, sayfaların uzayıp gittiğini fark ettim. İçimden bir ses, bu uzun listenin hatırı sayılır bir kısmının askerlikten biraz kaytarmak ya da rapor koparmak için şansını deneyenlerden oluştuğunu fısıldıyordu. Elbette aralarında gerçekten profesyonel yardıma ihtiyacı olan, memleketinden ve ailesinden ilk kez ayrıldığı için derin uyum sorunları, korkular ve endişeler yaşayan genç erler de vardı. Her biri farklı bir hikaye, farklı bir yara ve beklentiyle kapımdan içeri girecekti. Listenin uzunluğuna bakarken karnımdan gelen o ince gurultuyla irkildim. Kurt gibi acıkmıştım! Sabah lojmandan Aras Yüzbaşı ile çıkarken o kadar heyecanlıydım ki, kahvaltı yapmayı tamamen unutmuştum. Aklıma karargâhın yemekhanesi geldi. Henüz buraları pek bilmesem de belki şansıma kendime göre atıştıracak bir şeyler bulabilirdim. Odadan çıkıp yemekhaneyi bulma ümidiyle koridora adım attığım sırada cebimdeki telefon titredi. Ekrana baktığımda içimin aniden buz kestiğini hissettim. Arayan eski erkek arkadaşım Kaan'dı. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Şu an onunla konuşmak, geçmişin o kırık dökük gölgelerini yeni hayatımın ilk gününe, bu şerefli üniformanın gölgesine bulaştırmak istemiyordum. Parmağımı ekranda kaydırıp aramayı kararlı bir şekilde meşgule attım. Ben o sayfayı kapatmıştım. Karargâhın labirent gibi koridorlarında yönümü bulmaya çalışırken, karşıdan adımlayan tanıdık bir sima gördüm. Dün akşam mangalda gözlerini üzerimden ayırmayan Üsteğmen Levent’ti bu. Dürüst olmak gerekirse oldukça uzun boylu, yakışıklı ve üniformayı iyi taşıyan bir adamdı. Ama kışla ortamında bu tarz adamların yaydığı o fazla özgüvenli havaya karşı her zaman profesyonel mesafemi korumayı tercih ederdim. Karşı karşıya geldiğimizde nizamı bozmadan selamlaştık. Yüzünde nazik ve ilgili bir tebessüm belirdi. "Günaydın Menesa Teğmenim, ilk mesai gününüz hayırlı olsun. Karargâhta ne yapıyorsunuz böyle tek başınıza?" diye sordu. Kaybolduğumu ve yemekhaneyi aradığımı belli edip ilk günden karizmayı çizdirmek istemedim. Kendime özgü o kendinden emin tebessümle, "Günaydın Üsteğmenim, teşekkür ederim. Karargâhı tanımak için küçük bir keşif yürüyüşü yapıyorum," diye cevap verdim. Levent de gülümseyerek, "O halde çok iyi, müsaadenizle ben de koridorun sonuna kadar size eşlik edeyim, buraları anlatırım," dedi ve adımlarıma uyum sağladı. Tam o sırada, üzerinde "Yemekhane" yazan büyük tabelanın önünden geçiyorduk ve şansıma mesai arkadaşları, askerler yemekhaneden yavaş yavaş dökülüyordu; kahvaltı saatini çoktan kaçırmıştım. Kalabalığın arasından, her haliyle diğerlerinden sıyrılan, uzun boylu ve heybetli bir yüzbaşı belirdi. Aras’tı. Saç tıraşını oldukça kısa, askeri nizamda kestirmişti. Bize doğru yaklaştığında Levent ile ikisi kısa bir asker selamı teati ettiler. Aras’ın kehribar gözleri önce benim üzerimdeki beyaz önlüğe, ardından yanımda duran Levent’e kaydı. Sesindeki o mesafeli tınıyla, "Ne yapıyorsunuz burada?" diye sordu. Levent, duruma hemen sahip çıkarcasına hızlıca cevap verdi: "Teğmenimle karargâh koridorla…