101. Bölüm
Yazar: Hanife

Maskelerin Düşüşü ve Gerçeğin Ağır Bedeli Lojman dairesinin mutfağındaki o gürültülü neşe, yerini salonun serin ve huzurlu sessizliğine bırakmıştı. Dışarıda Temmuz ayının kavurucu sıcağı Maraş sokaklarını eritirken, salonda gümbür gümbür çalışan klimanın yaydığı serinlik, adeta vahada vahşi bir gölgelik yaratıyordu. Menesa ve Aras, masada baş başa oturmuş kahvaltı yapıyorlardı. Sahanda yumurtanın etrafa yayılan o enfes kokusu, aralarındaki çekimi daha da katlıyordu. Aras, elindeki çatalı uzatıp sahanda yumurtanın en lezzetli yerinden kopardığı lokmayı büyük bir narinlikle Menesa’nın dudaklarına doğru yaklaştırdı: "Hadi bakalım mor çiçeğim, aç ağzını." Menesa, onun bu aşırı düşünceli ve şefkatli hali karşısında muzip bir şekilde gülümsedi, lokmayı çiğnerken kehribar gözlerin içine bakıp kıkırdadı. Aras, çatalı tabağın kenarına bırakıp kollarını masaya yasladı. Bakışları derinleşti, içinde geleceğe dair beslediği tüm o büyük umutları barındıran bir ses tonuyla mırıldandı: "Mor çiçeğim... Biz evlendikten sonra nerede oturacağız? Kafanda bir yer, bir plan veya fikirlerin var mı hiç?" Menesa, ağzındakini yutup ciddileşerek cevap verdi: "Aras, biliyorsun ikimiz de askeriz. Benim şu an buraya yeni tayinim çıktı, hemen bir atama daha olması, tayin istemek çok zor. Bu yüzden... Benim şu an kaldığım ev zaten lojman dairesi, içindeki eşyalarım da sıfır, yepyeni. Diyorum ki, hiç macera aramayıp ekstra masraf yapmayalım, orada oturalım. Ne dersin?" Aras kaşlarını hafifçe kaldırdı, düşünceli bir tavırla: "Benim için nerede oturduğumuzun hiçbir önemi yok mor çiçeğim de... Ayşen ne olacak? O da seninle kalıyor. Ayrıca... Ben evlenirken sana yeni, istediğin hiçbir şeyi alamayacak mıyım şimdi? İçimde kalır valla." "Ayşen kalıcı değil ki sevgilim," dedi Menesa, rahatlatıcı bir gülümsemeyle. "Biliyorsun, o sadece sınav dönemi için benim yanıma yerleşmişti. Hatta geçen hafta sınava da girdi, işi bitti sayılır, yakında döner memlekete. Ayrıca, seninle benim aramda lafı mı olur Aras? Biz seninle aynı evi, aynı yatağı, koca bir hayatı paylaşacağız. Tabii eğer bendeki eşyaları beğenmediysen, içine sinmediyse baştan aşağı değiştiririz, eksiklerimizi tek tek tamamlarız." Aras, onun bu olgun ve tok gözlü duruşu karşısında kalbinin teklemesine engel olamadı. Masanın üzerinden elini uzatıp parmaklarını onun parmaklarına kenetledi: "Olur mu öyle şey mor çiçeğim? Evimin çiçeği, huzuru sensin. Eşyaların, koltukların ne önemi var benim için? Ama bak, yatak odasını tamamen senin zevkine göre seçeriz, parasını da ben öderim, ona karışmam, olur mu?" Menesa, onun bu 'kocalık' gururu karşısında yine utançla kızararak başını salladı: "Olur tabii... Gelecekteki kocam benim." Aras, onun bu kızaran yanaklarını izleyerek fısıldadı: "Gelecekteki karım benim..." Menesa, aldığı bu cevapla utancını gizlemek adına gözlerini odanın köşesine çevirdi, elini yüzüne siper ederek: "Ay, şu klimada çok iyi geldi ya. İyi ki buradayım bugün, karşı tarafta susuz ve klimasız kesin yanardım, küle dönerdim herhalde." Aras, onun bu sevimli şikayetine neşeyle gülümsedi. Birlikte masadaki tabakları, çatalları toparlayıp tezgaha dizdiler. Menesa, ellerini tezgahın kenarına yaslayıp Aras’a doğru döndü, gözlerini muzipçe kısarak sordu: "Eee... Kahvaltı bitti, masayı da topladık. Şimdi ne yapacağız bakalım Barut Kokulum?" Aras, elindeki son tabağı yavaşça tezgaha bıraktı. Hiç beklemediği bir hızla Menesa’ya doğru bir adım atıp, güçlü elleriyle genç kadının ince belini sıkıca kavradı ve onu tek bir hamlede göğsüne doğru çekti. Aralarındaki mesafe milimlere inerken, kehribar gözlerindeki o koyu arzuyla mırıldandı: "Seni sevsem... Gitgide daha çok sevsem olmaz mı?" "Canımsın Yüzbaşım...!" diye fısıldadı Menesa, kalbi göğüs kafesini döverken. Aras, genç kadının bu teslimiyet kokan sesini duyunca daha fazla dayanamadı. Dudakları, Menesa’nın titreyen dudaklarına doğru tam yaklaşmış, nefesleri birbirine karışmışken... Antredeki sehpanın üzerinden yükselen o keskin, hırçın telefon zil sesi loş salonun…