100. Bölüm
Yazar: Hanife

Gece Gelen Karabasan ve Ansızın Çalan İsteme Zili Aras’ın zihnindeki o yıllanmış kabuslar, Menesa’nın şefkatli kolları arasında son bulmuştu belki ama bu kez o karanlık nöbeti Menesa devralmıştı. Erdem’in telefondaki o tehditkar, çaresiz sesi genç kadının ruhuna bir karabasan gibi çökmüştü. Bir yanıyla Aras’a her şeyi anlatmak isteyen vicdanı, diğer yanıyla hem kendi canını hem de sevgilisinin hayatını korumak isteyen korkuları arasında adeta arafta kalmıştı. Saat gecenin üçüne geliyordu. Duvardaki takvim cumartesi gününü işaret ederken, evde de tam bir yer kapmaca yaşanmıştı. Ayşen, kendi odasını uzaktan gelen misafirler, Baha ve Zeyno rahat etsin diye onlara devretmişti. Ancak Ayşen yatakta deli gibi döndüğü, rahat durmadığı için Menesa onu daha ilk saatlerde salondaki koltuğa postalamıştı. Menesa, tam o saatlerde kabusun en hırçın dalgasıyla, kan ter içinde, nefesi kesilerek uyandı. Bu sefer gördüğü rüya diğerlerine benzemiyordu; rüyasında kendisini bir çukurun ortasında, elleri ve üstü başı kan revan içinde görmüştü. Deli gibi korkuyordu. Kalbi göğüs kafesini yırtmak istercesine hızla çarpıyor, ciğerlerine hava gitmiyordu. Titreyen eli anında başucundaki komodinin üzerinde duran telefonuna gitti. Ekrandaki **"Barut Kokulum"** yazısını görür görmez, yeşil avize işaretine basarak aramayı başlattı. O sırada karşı dairede, ilaçların da etkisiyle derin bir uykuda olan Aras, telefonun o keskin sesiyle askeri bir refleksle gözlerini açtı. Ekranda **"Mor Çiçeğim"** yazısını gördüğü an içini amansız bir korku kapladı; bu saatte araması hayra alamet değildi. Bekletmeden yeşil tuşu kaydırdı: "Efendim mor çiçeğim? Bir şey mi oldu?" Telefonun diğer ucundan Menesa’nın hıçkırıklarla bölünen, titrek sesi yükseldi: "Aras... Ben yine kabus gördüm. Çok korktum, nefes alamıyorum...!" Aras, onun o çaresiz sesini duyduğu an yataktan fırladı: "Tamam sevgilim, sakin ol... Geçti bitti. Ben buradayım, bak yanındayım..." "Olmaz Aras!" dedi Menesa, gözyaşları yanaklarından süzülürken. "Lütfen yanıma gel, ne olur... Çok korkuyorum, tek başıma hayatta uyuyamam artık, lütfen..." "Geliyorum mor çiçeğim, hemen geliyorum," dedi Aras, sesiyle ona güven vererek. Bir saniye bile ikiletmemişti. Sevdiği kadını bu karanlıkta, bu korkunun pençesinde asla yalnız bırakamazdı. Menesa, telefonu kapattıktan sonra titreyen elleriyle gözyaşlarını sildi. Yatağın kenarındaki uzun pamuklu pijamasını bacaklarından geçirip, üzerine de alelacele salaş bir tişört giydi. Adımlarını parmak uçlarında atarak dairenin çelik kapısını sessizce araladı. Tam o anda Aras, üzerinde gri eşofmanı ve siyah tişörtüyle koridorda belirdi. Gözlerindeki o yoğun endişe, Menesa’yı görür görmez saf bir şefkate dönüştü. Menesa, tek bir kelime bile etmeden onu sessizce içeri alıp kapıyı kapattı. Aras, genç kadının titreyen narin elini sıkıca kavradı ve yine sessiz adımlarla onu odasına kadar götürdü. Odaya girip kapıyı arkalarından kapattıkları an, Menesa daha fazla dayanamayarak kendisini Aras’ın o geniş, güven veren göğsüne bıraktı. Kolları adamın belini sımsıkı sararken hıçkırdı: "Çok korktum sevgilim... Çok karanlıktı." Aras, kollarını onun o küçük gövdesine dolayıp başını saçlarının arasına gömdü: "Korkma mor çiçeğim... Yanındayım ben senin. Buradayım, kimse sana dokunamaz artık." İkisi beraber, odadaki yatağa yavaşça uzandılar. Menesa, sanki dünyanın en güvenli sığınağındaymış gibi kafasını Aras’ın göğsüne, tam kalbinin üzerine yasladı. Aras’ın güçlü eli, genç kadının saç tellerini büyük bir narinlikle okşuyor, onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Ancak Aras’ın kehribar gözleri karanlıkta fırtınalı bir denizi andırıyordu. Dişlerini sıkarak içinden geçirdi: *“Mor çiçeğimin bu kabuslarına, bu gözyaşlarına neden olan her kimse... Yemin ederim onun celladı olurum. Bunu ona ödeteceğim.”* Menesa, kulağının altından gelen o ritmik, güçlü kalp atışlarını dinledikçe içindeki o amansız korku yavaşça dağıldı. Kendisini Aras’ın güvenli kolları arasında, huzurlu bir uykunun kollarına bıraktı. Genç kadının düze…