Ruhun Barut izi l. CİLT

1. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

Ruhun Barut izi l. CİLT - 1. Bölüm bölüm görseli 1
Ruhun Barut izi l. CİLT - 1. Bölüm bölüm görseli 1

BİLİNMEZE ATILAN ADIM Vedalar, insan ruhunda daima derin izler bırakan, buruk bir başlangıç ve son karışımıdır; bilinmeze doğru atılan bir adımın getirdiği belirsizlik ve geride bırakılan tanıdık limanların özlemiyle dolu anlardır. Benim için de durum farklı değildi. O yaz, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği, her köşesinde ayrı bir anının saklı olduğu memleketim Samsun'dan, hayatımın büyük bir kısmını şekillendiren İstanbul'a geri dönmüştüm. Aslında doğma büyüme İstanbulluydum; bu şehir, benim için hem bir yuva hem de bitmeyen bir keşif alanıydı. Eğitim hayatım boyunca hep başarılı bir öğrenci oldum. 21 yaşıma geldiğimde, Türkiye'nin en köklü ve saygın üniversitelerinden biri olan ODTÜ'nün psikoloji bölümünden büyük bir gururla mezun oldum. Ardından, akademik kariyerime devam etme arzusuyla iki yıl boyunca klinik psikolojisi üzerine yüksek lisans yaptım. Bu süreç, insan ruhunun derinliklerine inme ve acılarına merhem olma tutkumu daha da pekiştirdi. Mezuniyetimden sonra, bir yıl özel bir hastanede psikolog olarak görev aldım. Bu deneyim, teorik bilgilerimi gerçek hayatla harmanlamama ve insanlarla birebir iletişim kurarak onların iç dünyalarına dokunmama olanak sağladı. Her hasta, benim için ayrı bir hikaye, ayrı bir keşif alanıydı ve onlara yardımcı olabilmek, tarif edilemez bir mutluluk veriyordu. Aileme gelince; babam Engin, hayatını eğitime adamış, idealist bir sınıf öğretmeniydi. Annemi ise hiç tanımadım. Ben çok küçükken, hayatlarımızın yolları ayrılmış ve o günden sonra bir daha benden haber almamıştı. Açıkçası, ben de onu arayıp sorma gereği duymadım. Hatırlamadığım, yüzünü bile bilmediğim birini bulmak, içimde bir merak uyandırmıyordu. Belki de bu, psikoloji literatüründeki adıyla tam bir "rasyonelleştirme" mekanizmasıydı; içimdeki o derin terk edilmişlik hissini, mantıklı nedenler bularak bastırmaya çalışıyordum. Kendi kendime hep "Beni sevseydi, bırakmazdı," derdim. Bu düşünce, içimdeki boşluğu doldurmasa da, bir nebze olsun kabullenmemi sağlıyordu. Belki de başkalarının ruhundaki yaraları sarma, en çok ihtiyacı olanlara şefkat gösterme tutkumun arkasında, kendi çocukluğumdaki o anne boşluğunu "yüceltme" mekanizmasıyla doyurma arzusu yatıyordu. Ablam Melek ise, Samsun'da hemşirelik gibi kutsal bir mesleği icra ediyordu. Kocası, yani eniştem de sağlık danışmanlığı yaparak sağlık sektörüne hizmet veriyordu. Onların mutlu aile yaşantısı, benim için her zaman bir ilham kaynağı olmuştu. Bir yandan hastanedeki yoğun mesaime devam ederken, diğer yandan da geleceğimi şekillendirecek önemli bir dönemeç olan KPSS Lisans B Grubu sınavına hazırlanıyordum. Ders çalışmak, yorucu olsa da, hayallerime ulaşmak için gerekli bir adımdı. 25. yaş günüm yaklaştığında, hayatımın akışını değiştirecek bir fırsat kapımı çaldı. Askeriye alımlarını büyük bir dikkatle takip ediyordum. Özellikle Millî Savunma Bakanlığı'nın (MSB) muvazzaf subay alımları kapsamındaki psikolog kontenjanları ilgimi çekiyordu. Yüksek lisansımın, hastanedeki deneyimimin ve KPSS'den aldığım yüksek puanın verdiği özgüvenle başvurumu yaptım. Dualarım kabul oldu; zorlu mülakatları ve aşamaları birer birer geçerek nihayet o heyecan verici kabul haberini aldım. Bu, benim için sadece bir iş değil, aynı zamanda vatanıma hizmet etme şansıydı. İlk görev yerim, Samsun Sahra Sıhhiye Okulu oldu. Burada, sivil bir kadından bir Türk subayına dönüştüğüm 45 günlük yoğun ve disiplinli bir eğitim sürecinden geçtim. Topuklu ayakkabılardan ve sivil kıyafetlerin rahatlığından sıyrılıp ağır askeri postalları ayağıma geçirmek, her sabah gün doğmadan içtimaya çıkmak ilk başta bedenim için büyük bir şok dalgasıydı. Ancak askeri hiyerarşiyi ve disiplini içselleştirdikçe kendimi daha da güçlü hissettim. Eğitimin sonundaki o büyük gün, silah ve bayrak üzerine el basıp "Ant içerim!" diyerek yemin ettiğim an, hayatımın en büyük dönüm noktasıydı. Tribünden beni izleyen babamın gözlerindeki o yaşlı ama mağrur bakışı, ablamın gurur dolu gülümsemesini ömrüm boyunca unutamazdim. Hayatta bir kez daha ö…

Bölümün tamamını WritePad'de oku