2 - Felaket Kraliçes
Yazar: Özlem Durmuş

"Ruh bağımın ruh koparıcısıydı..." Kalbimi susturdum, çünkü her söylediği beni biraz daha yıkıyordu. Gerçekleri her dile getirişi tenimde kor gibi bir yanık bırakıyordu . Ve bu yanıklar zamanla çoğalıp, tenimde yer ediniyordu. Bazen adım attığın yeni hayat sana eski hayattan daha çok acılar sunar ve sen bunu çok geç fark eder, geriye dönüş yolu bırakamazsın kendin için. Benim kendim için yaptığım aslında buydu. Eski yaşantımı terk edip yeni bir dünyaya adım attım. Nereden bilebilirdim ki bu hayatta daha çok acı çekeceğimi. Daha çok içime içime ağlayacağımı. Her geçen gün daha çok yalnızlığı hissedeceğimi. Her geçen gün kendimle olan savaşımın artacağını. Her geçen gün daha çok kendimden nefret edeceğimi. Her geçen gün daha çok kahrolacağımı. Çaresiz kalıp bir daha geriye dönmeyeceğimi. Kendi ölümünün sorumlusu olacağımı. Bunları nereden bilebilirdim? Her şey çok basit görünmüştü ilk başlarda ama sonradan aslında çok yanlış bir karar verdiğimi işlerin çıkılmaz yola saptığını çok geç fark ettim. Ve bu geç fark etmek bana çok şeye maal oldu . Nefes almamaya maal oldu ; her daim yaşadığım olaylar beni soluksuz kalacağım anlar içerisinde çırpınmamı sağlamıştı. Ve bu çırpınışların beni sonsuz bir bataklığa çektiğini geç fark etmiştim. Hayattaki güvenimin yok olmasına maal oldu ; kendime karşı ama en çokta etrafıma karşı güvenim yok oldu. Çünkü hiçbir şey gerçek değildi. Aynı benim gerçek olmayışım gibi. Her şey bir yalan üzerine kuruldu. Aynı içerisinde benim olduğum dünya gibi. Ben bana olan güveni yitirdim. Başkası bana nasıl güvenir ki? Ben bile kendimden bu kadar vazgeçmişken. Olamazdı. Her şey eskisi gibi olamazdı. Yaşamın beni yalnızlığa istemesine maal oldu ; içten içe kendimi herkesten soyutlandığımı ve bu yüzden de kimse tarafından sevilmediğimi fark ettim. Aslında bunun en büyük suçlusu bendim. Yaptığım şeyler ve adımlar beni bu yaşantıya sürükledi. Seçim hakkım vardı ama ben bunu seçmeye kendimi zorladım. Ve bedelini şimdi en ağır bedelle ödüyorum. Yaşam güzel miydi? Bilmiyorum. Yaşam zor muydu? Fazlasıyla. Yaşam bana çok az şey sundu ve bunlar hiç iyi şeyler olmadı. Bu yüzünden de ben kendi yaşamıma yön verdim ama aslında bu uçuruma doğru arabayı sürmekle aynı şeydi. Ha bu şekilde ölmüşüm ha diğer şekilde. Pek bir fark yok gibi duruyor. Herkes tarafından yalancı konumunda olmama maal oldu ;yaptığım seçimler ve içerisinde olduğum yaşam beni bu kimlikte tutuklu kıldı. Sicilim sonsuz yalanları barındıran bir kadın olmamı sağladı. Doğruları asla olmayan her sözü yalan içeren biri gibi gözüktüm herkesin nazarında. Peki haklı mı herkes? Hangi açıdan baktığına göre değişebilir. Benim açımdan bakılınca mecbur olduğumu anlayabilirsiniz. Ama kendi açınızdan baktığınızda haklı olan siz olursunuz. Yani kişiden kişiye değişiyordu mevzu. Her an kendime olan saygımın yok olmasına maal oldu ; çünkü dönüştüğüm bu kadın bana zamanla yabancılaştı. Kendimi tanıyamaz hale geldim ayna karşısında. Her daim şu soruyu sordum. Aslında ben kimim? Sahi bendeki baskın kimlik kime aitti? Bana mı yoksa ona mı? Bilmiyorum ve buna verecek tarafsız bir cevabım maalesef ki yok. Ben zamanla yok olmadım. Ben zamanla kayboldum. İki yaşam arasında... İki beden arasında. İki ruh arasında...İki isim arasında... İki dünya arasında... Ve bu kayboluş beni yıkıp geçti. Neyi nasıl yapacağımı bilemedim. Neyi neden yaptığıma artık akıl sır erdiremedim. Ve bu böyle böyle devam etti. Ta ki sonun beni bulmasına dek. Hiç olduğun dünyaya başka bir açıdan bakmak istedin mi? Ben çok istedim. Ve bunu başardım ama hiçbir şey istediğim gibi gitmedi. Hep tökezledim, yaralar aldım. Canım en derinden yandı. Kaybettim ama bu kaybediş çok can yaktı. Pes ettim ama geriye dönemedim. Her şeyi boş verip gitmek istedim ama herkes bana engel oldu ve sonunda bu dünyaya mahkum olduğumu, özgürlüğümün bu dünyaya ayak basmamla yok olduğunu anlamış oldum. Aslında ben özgürlüğümden tutsaklığıma adım atmıştım. Çok sonradan bunu fark ettim. Ve yapacağım bir şey yoktu o an. Hayatın çıkamaz hale ge…