1 - Keşişme
Yazar: Özlem Durmuş

"Üzgün bir ruhun verdiği acı hiçbir acıya benzemezdi..." Bazı geceler bana acının bile bir yerden sonra yaşamı vaat ettiğini hissettirdi. Neden mi çünkü bir anda ansızın gelen bir mucize beni yaşamın o ince ölümün kıyısından çekip aldı ve bana bambaşka bir hayat yaşamımı sundu. Peki bu yaşam daha önceki yaşamımdan daha mı iyiydi? Bilmiyorum yaşamdan bilemeyiz değil mi? Yaşayıp sonrasında karar vereceğim. Doğru mu yaptığıma yoksa işleri daha da çıkılmaz bir yola mı saptırdığıma. Yaşam bana güzelliklerle değil engellerle sunuldu ve ben bu engelleri her aşmaya çalıştığım anda yeni bir engel geldi ve geriye doğru tökezleyip düşmemi sağladı. Her düşüş yeni bir acı demekti. Her düşüş daha derin bir iz demekti tenimde. Acının sessizliğinde yarına ulaşmaya çalıştım. Yılmadan mücadele etmek için çıkış yolları aradım durdum. Tam bitti derken yeni bir yol çıktı karşıma. Biri elini uzattı ve bana yardım etti. Çekindim ilk başta o eli tutmaktan ama sonradan tuttuğum için mutluda oldum mutsuzda. Belki de çektiğim acılar bana bu yaşamı seçmek için verilmişti. Bundan kaçışım olmasın diye. Kendimi değiştirmeye çalışayım diye. Çürümüş zihnimde kaçışan anılarımın izleri sürgün hayatı yaşıyordu. Geçmişi unut diyordu ama nasıl olurdu? Nasıl geçmişin şimdiyi şekillendirdiğini bile bile onu unutmaya çalışırdım. Ben geçmişi unutursam geleceğimde kim olduğumu nasıl bilebilirim. Ben o zaman gerçekte kim olduğumu nasıl ayrıt edebilirim. Herkes bir kere de olsa istemediği şeyleri yapmıştır, onun içerisinde olmuştur ama ya hiç size ait olmayan yaşamın içerisinde tamamen size ait olmayanları size aitmiş gibi sahiplendiğiniz oldu mu? Benim oldu. Her şeyin bana ait olduğunu yansıttım tüm evrene ve herkese. Siz hiç size ait olamayan hayatı yaşadınız mı? Siz hiç size ait olmayan bir ismi bir soyadını taşıdınız mı? Hiç size ait olmayan bir yüzüğü parmağınıza taktınız mı? Hiç olmamanız gereken kişi yontarak baştan bir yaşama adım attınız mı? Ben bunların hepsini yaptım ve bunun ağırlığı altında her geçen gün kahroluyorum ve sesimi duyan kimse maalesef ki yok. Siz hiç bir hatayı hayatınız yaptınız mı? Hemde her şeyiyle. Baştan sona kendinizde bir değişiklik gösterdiniz mi? Saçlarınızı, konuşmamızı, yürüyüşünüzü, bakışlarınızı ve daha nice şeyleri... Gecenin ıssız karanlığında kendimi saklamam lazımdı. Geçmiş beni ele vermesin diye. Gelecek beni açığa çıkarmasın diye. Düşlerimin acımasız o hain planlarını yok etmekten kaçınmamalıydım. Çünkü onlar benim sonum olacaktı. Düşlerim belki de gerçeği açığa çıkaracak ve eninde sonunda ben kendimi ele verecektim hatalarımı çoğalta çoğalta. Belki de son belliydi ama ben onun hemen gelmesini engellemiştim yaptığım onca şeyden sonra. Kırık incileri sakladım; yüreğimin en dipsiz hislerinde. Yıpranmasın, kırılmasın, yok olmasın diye. Yıkımı hissettim; zihnimde, bedenimde, ruhumda ve hislerimde... Yıktı geçti her darbe yarına olan çabalarımı. Hayatta kalmak için verdiğim mücadelelerimi. Ve içerisinde olduğum yalan dünyayı. Yansımasında saklı olan kimliğimi. Ruhumdaki farklı bedenlerin izlerini. İki farklı hayatı buluşturdum ruhumda. İki farklı hayat iki farklı kişi ama tek bir beden. İşte belki de onca darbe alan bedenime en çok zarar veren bu seçimim olmuştu. Beni son ulaştıran, yıkacak tek güç bu olmuştu. Zordu rol yapmak ama bir zaman sonra kim olduğumu unutuyordum. Sahi aslında ben kimim? Sahipsiz o acıyla sarmalanmış olan kişi mi yoksa bir gölge altında saklanan kişi mi? Bilmiyorum... Ve gerçeğe çıkan o yolları sonsuza dek boşluğa uğurladım. Kimse neyin ne olduğunu bilmesin diye. Açığa çıkmasın diye. Ben kim miydim? Ronay Kahir. Bu acımasız dünyada sözünü geçirmek için herkesi ve her şeyi deviren ve kendi krallığını baştan kuran kadınım. İlk mafya kadın lideri unvanı taşıyan kişiydim. Türkiye'deki en tehlikeli bölge lideriyim. Kendi saltanatını kendi kuran ve kimseye eyvallahı olamayan tek kadın liderim. Kahir soyadını taşıyan ve kendi kocamın bile saltanatının sallanmasını sağlayan bir kadındım. Kocam kim miydi? Türkiye '…