Bölüm 8
Yazar: matacoope

Tüm okul çalkalanıyordu. Demir Lejyon Akademi’ye geleli sadece üç gün olmuştu fakat herkesin tek konuştuğu şey yemekte olanlardı. Öğrencilerin fısıldaşmalarını net şekilde duyuyordum. “Şarabı yüzüne dökmüş!” “Hayır, tam tersi olmuş, asıl general onun suratına şarap atmış.” “Yok yok, baya öpüşüp herkesi odadan dışarı çıkarmışlar.” “Hatta o kadar ateşliymiş ki, tüm yemekhane duymuş.” Söylentiler ateş gibi yayılmıştı. Herkesin dilindeydi. Kimin yanından geçsem ya tiksinerek bakıyor ya da hayran hayran bana gülümsüyordu. Sırf bu yüzden odamdan daha az çıkar olmuştum. Masanın üzerinde duran formül kâğıdına baktım. İyileşeli iki haftadan fazla olmuştu. Vadim ve Luther’le denk gelmemek için her şeyi yapmıştım. Fakat onların sayesinde hayatta olduğum aklımın bir köşesinden asla çıkmıyordu. Onlar olmasaydı, bugün burada olamayacaktım. Yine de, görmezden gelip kaçmayı çözüm olarak bulmuştum. Kendimden iğrenerek derin bir nefes aldım. Barbarlık olan asıl buydu. Kâğıdı özenle katladım, cebimin içine koydum. Tek yapmam gereken koridora çıkmak ve kağıdı Vadim’in kapısına bırakmaktı. Kapıyı açıp kendimi odamdan dışarı atmamla, kapının küçülüp gitmesi bir oldu. Koskoca ordu bizimle yaşadığı için kapılar tuhaf davranmaya başlamıştı. Hızlı adımlarla koridorda ilerlerken, karşıdan gelen öğrencilerin gözleri üzerime mıhlandı. Fısıltılar hızla yükselip alçaldı, bense adımlarımı hızlandırmakla yetindim. Gözlerimi yere indirdim, hiçbiriyle göz göze gelmek istemiyordum. Vadim’in kapısına yaklaştığımda kalbim hızlandı. Avucum terlemişti, kâğıdı buruşturmamaya çalışıyordum. Derin bir nefes alıp koridorun başını ve sonunu kontrol ettim. Kimse görmeden bırakmalıydım. Eğer birileri görürse daha fazla dedikodu yayılırdı. Kapının önünde durdum. Vadim hala içeride olduğu için kapısı normal boyuttaydı. Ellerim titredi, notu çıkarıp usulca katlarını düzelttim. Çevreme bir kez daha bakındım. Şansıma kimse yoktu. Bacaklarımı kırıp, notu kapının altından kaydırmak suretiyle içeri attım. Hışırtıyla içeri süzüldüğü gibi cübbeme sarınıp koşar adımlarla uzaklaşmaya başladım. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Köşeyi döndüğüm sırada, kapı arkamdan açıldı. Hızlıca saklandım ve Vadim’in yeni uyanmış haline baktım. Eşikte durmuş, uykudan şişmiş suratıyla ellerinin arasındaki kağıda bakıyordu. Uzun parmaklarıyla katlarını açarken, kaşlarının arasındaki çizgiler belirginleşti. İlk satırları okurken elinde neyi tuttuğunu fark edemedi. Birkaç saniye içinde ise dudakları kıpır kıpır oynadı, göğsü heyecanla kalkıp indi. Omuzlarını dikleştirdi, uykunun sersemliği tamamen silinmişti artık. Kâğıdı bırakan kişiyi görmeyi umarak hızlıca etrafına bakındı. Bense kendimi duvara iyice yapıştırdım. Bu açıdan karanlığın içinde beni görme imkanı yoktu. Yavaşça kapıdan dışarı bir adım attı, koridorun soluna, sağına baktı. Kâğıdı parmaklarının arasında biraz daha sıktı. Yüzündeki uykulu ifade yerini hem şaşkınlığa hem de belli belirsiz bir tebessüme bıraktı. “Teşekkürler.” dedi boşluğa doğru. Hemen ardından odasına girip kapıyı kapattı. Vadim kapıyı kapatır kapatmaz ayaklarım beni neredeyse istemsizce oradan uzaklaştırdı. Kalbim hâlâ deli gibi çarpıyordu. Yakalanma ihtimalinden sıyrılmış olsam bile korkmuştum. Adımlarımı hızlandırdım. Yanımdan geçen herkesi görmezden gelip, daha tenha bir alana yöneldim. Yalnız kalmamam gerekirdi, sonuçta Ascelin hala kovulamamıştı ama bu kadar fazla insanın olması beni boğuyordu, üstelik Demir Lejyon gruplardan sadece bir tanesiydi. Diğerleri hala yoldaydı ve varmak üzereydiler. Sonunda kendimi akademinin arka tarafındaki eski kütüphaneye atabildim. Uzun süredir kullanılmayan, taş duvarlarında örümcek ağlarının asılı kaldığı, rafların çoğunun boş olduğu, toz kokusunun ağır bastığı bir yerdi burası. Kara Kütüphane açıldıktan sonra burası ölüme terk edilmişti. Çoğu öğrenci burayı sevmez, hatta uğramazdı. O yüzden burası benim için mükemmel bir sığınaktı. Arka rafların gölgesine saklanıp yere çöktüm. Parmak uçlarımı birbirine bastırdım, titremelerini durdu…