2
Yazar: alexiaishere

Valerius’un eli elimi tutmaya devam ederken odanın ağır ahşap kapısı gürültüyle çaldı. İçeriye giren muhafızın adımlarıyla birlikte dışarıdan gelen zincir ve kırbaç sesleri odaya kadar ulaştı. "Komutanım," dedi muhafız başını eğerek. "Frostheim esirlerinin sorgusu zindanda başladı. Kral, Prenses Eliana’nın gözü önünde Muhafız Kaelen’ın infaz emrini verdi. Kaelen’ın durumu ağır; kırbaç darbelerine ve büyü emici zincirlere daha fazla dayanamıyor. Prenses ise hücresinde feryat ediyor, durumu çok kritik." Bu sözler odadaki havayı bir anda dondurdu. Yatakta hafifçe kıpırdamaya çalıştım, göğsümdeki yakıcı ağrı nefesimi kesti. Eliana ve Kaelen... Fırtınada esir aldığımız, birbirini korumak için canını ortaya koyan o iki düşmanımız, Pyrothia zindanlarının karanlığında can veriyordu. Onların o saf, masum aşkı Kral Aethelgard’ın acımasızlığının altında eziliyordu. Valerius hızla ayağa kalktı. Yüzündeki o korumacı, çaresiz ifade bir saniyede silindi; yerini ordunun başındaki o soğuk lider maskesi aldı. "Muhafıza söyle, infazı durdursunlar!" diye emretti Valerius sertçe. "Esirler ölürse Frostheim ile yapılacak müzakerelerin hiçbir anlamı kalmaz. Krala esirlerin sorgusunu bizzat üstlendiğimi iletin." Muhafız selam verip odadan hızla çıktı. Valerius bana doğru döndü. Bakışlarındaki o yoğun çatışmayı görebiliyordum. "Gidemezsin," diye fısıldadım, sesim hırıltılıydı. "Kral seni sınıyor Valerius... Onları öldürmene izin vermeyecek." "Zindana inmek zorundayım Vespera," dedi Valerius yanıma gelip üzerimdeki örtüyü düzeltirken. "Kaelen ölürse Eliana da biter. Ve o ikisi ölürse krallık savaşı tamamen kaybeder. Sen burada kalacaksın, tek bir adım bile atmayacaksın!" "Bana emir verme!" diye kükremeye çalıştım ama avcumdan çıkan tek şey küçük bir duman bulutu oldu. Büyüm hâlâ kilitliydi, bedenim beni haince satıyordu. "O iki esir bizim zaferimizdi! Kralın onları zindanda katletmesine izin veremezsin!" "Ben de onu yapmaya çalışıyorum zaten!" diye bağırdı Valerius, sabrı tükenmişti. "Anlamıyor musun? Kral hem o esirleri yok etmek hem de senin ve benim üzerimizdeki kontrolü tamamen ele geçirmek istiyor! Şatoda herkes birbirinin boğazına yapışmış durumda!" "Beni kandıramazsın!" dedim, gözlerimden öfke yaşları süzülürken. "Sırf güç için ordunun başına geçtin, şimdi de kralın pisliğini temizliyorsun!" Valerius öfkeyle çenesini sıktı. Eğilip iki eliyle yatağın kenarlarına bastırdı, yüzü yüzüme santimler kadar yaklaştı. "Güç için mi?" diye tısladı. "Seni kuleye kapatan krala karşı ordunun gücünü elimde tutmazsam seni buradan nasıl çıkaracağımı sanıyorsun aptal kadın?! Bu şatodaki tek savaş seninle benim aramda değil!" Aramızdaki kavga odanın duvarlarında yankılanırken, kapının önünden geçen muhafızların gölgeleri içeri vuruyordu. "İyilerin ölmesine izin veriyorsun..." dedim sesim titreyerek. "Eliana ve Kaelen... Onlar bizden daha gerçekti Valerius. Ve sen onların katledilmesini izliyorsun." Valerius gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Yüzündeki acı tekrar belirginleşti. Dudaklarını alnıma bastırdı, uzun ve sıcak bir öpücük kondurdu. "Onları kurtaracağım," dedi fısıltıyla. "Ve sonra dönüp seni bu yataktan kaldıracağım. Ama şimdi kapat gözlerini ve büyünün bedenini yakmasına izin verme." Kılıcını kınından çekip beline taktı ve arkasına bakmadan odadan fırladı. Kapıyı dışarıdan kilitlediğini duydum. Yatakta tek başıma kaldım. Bedenim büyü zehirlenmesinden cayır cayır yanarken, aşağıda —zindanların derinliğinde— Kaelen’ın kanlar içindeki bedeni Eliana’nın çığlıkları arasında can çekişiyordu. Pyrothia şatosu, hem içimizdeki hem dışımızdaki bu kanlı savaşın ortasında tamamen cehenneme dönmüştü. Valerius kapıyı dışarıdan kilitlediğinde, kilit mekanizmasının o soğuk metalik sesi odada yankılandı. Bedenim büyü zehirlenmesinin ateşiyle cayır cayır yanıyordu ama içimdeki öfke o ateşi bile bastıracak raddeye gelmişti. "Seni lanet olası pislik!" diye bağırdım arkasından, hırıltılı sesim boş odada çınladı. "Beni buraya kilitledin ha?! Senin o kibirli, güç delisi kafa…