32 Yaşında Bir Enkaz
Yazar: Mehmet İmen

Zırıl Zırıl çalan telefonu açtı. Arayan numara kayıtlı değildi. -Efendim. -Barış beyle mi görüşüyorum? -Buyurun benim. … 10 dakika sonra… Kitap kokularının, genizlerde hissedildiği odanın penceresinden dışarıya bakıyordu. Saçlarının dağınıklığı arkadan bakınca da fark ediliyordu. Ne düşündüğü, niçin uzaklara daldığı belliydi. Yirmi beş yıl önce yaşadıklarını tahayyül ediyordu. Gelen telefon birinci sınıf öğretmeni Gülsüm’ün oğluydu. “Bana bir şey olursa bu zarfı muhakkak Barış Akıncılara teslim et” diye vasiyet bırakmıştı. Gülsüm öğretmen elli bir yaşında vefat edince bayrağı oğlu devraldı. O da onun gibi öğretmen olmuştu. Yirmi beş yılını eğitime vermiş nice evlatlar yetiştirmişti. Gülsüm öğretmen ilk öğretmenliğini Bitlis’in Ahlat ilçesindeki Şehit Astsubay Sami Özbay ilköğretim okulunda yaptı. İlk öğrencisi Barış’tı. Barış, derin tahayyülün ardından küçük bir valiz hazırlayıp memleketin yolunu tuttu. Sonraki gün, sabahın erken saatinde hazırlanıp havalimanına gitti. Uçağa binerken bir taraftan on üç senedir gitmediği memleketi, öte yandan gideceği okulu, sınıfı, sıraları düşünüyordu. Bir yanı hasret bir yanı ıstırap doluydu. Yıl 2001. Okulun ilk günü, birinci sınıf öğrencileri sınıflarına rastgele yerleşmişti. Dışarıda bazı veliler öğrencilerin ağlamamaları ve okula alışmaları için beklemekteydi. O ilk gün Barışın anne ve babası yoktu. Okula bırakıp gitmişlerdi. Barış bundan şikayetçi olmasa da ileride bunun travmasını yaşayacaktı. Sınıf 1994 doğumlu öğrencilerden oluşuyordu. Öğrencilerin bir kısmı etrafına boş boş bakarken, birkaçı camdan velisine el sallıyor, kimisi ağlıyor ve kimisi boş tahtaya bakıyordu. Barış ise önündeki masa bezinin desenlerini inceliyordu. Öğretmen sınıfa girdiğinde öğrenciler ürkekçe yerlerine oturup sınıfa giren, anneleri yaşındaki kadının kim olduğunu kestiremiyordu. Herkes suspus olunca Öğretmen "Merhaba çocuklar nasılsınız?" diye sordu. Bütün çocuklar içine kapanıp gülümsedi. Utangaçlığın en yalın gerçeğiydi bu. İlk ders, tanışmak ile geçmişti. Öğretmen sırayla birini kaldıracak adını soyadını baba ve annenin ne iş yaptığını soracaktı. Cam kenarı en ön sırada oturan saçları örgülü, lastik tokalı öğrenciyi kaldırıp “Söyle bakalım güzel kız! adın soyadın ne?” diye sordu. Ayağa kalkan öğrenci “Adım Safiye Soyadım Avcı” dedi. Öğretmen “Çok güzel, peki babanın mesleği ne? Ne iş yapar?” deyince “Serbest meslek öğretmenim.” dedi Safiye. Safiye kendi halinde muhafazakâr bir ailenin gariban bir çocuğuydu. Babası erken yaşta geçirdiği kaza sonucu malulen emekliye ayrılmış otuz beş yaşlarında başında bej renkli kasket ve aynı renkteki takım elbise giyen gariban bir adamdı. Safiye sekiz kardeşten yedincisiydi. Giyimine kuşamına ve oturup kalkmasına dikkat eden edepli bir kız çocuğuydu. Ayağa kalkıp oturduğunda mavi önlüğünün arka kısmını elleriyle düzeltip katlanmamasına ve bacakların görünmemesine dikkat ederdi. Gülsüm öğretmen ilk dakikalarda Safiye’ye ısınmış, tabiri caizse puanını vermişti. Sıradaki öğrenciyi kaldırıp adını soyadını sordu. Ayağa kalkan kız öğrenci adının Esmanur soyadının Mollaoğlu olduğunu belirtti. Gülsüm öğretmen soyadından yola çıkıp espri yaparak “Baban imam mı yoksa senin?” diye sorunca “Evet öğretmenim.” yanıtını aldı. “Çok güzel” dedi öğretmen. O sırada birazdan kendisine sıra geleceğini bilen diğer öğrenciler heyecanlı, sıkılmış ve gergin hissederken Barış isimli öğrenci büyük bir özgüvenle öğretmene bakıyordu. Bu bakış Gülsüm öğretmenin dikkatini çekti. Tam Barışa soracakken teneffüs zili çaldı. Barışın hafızasındaki bu anılar bir şerit gibi geçti gözlerinin önünden. Pilotun anonsu ile anıları ara verip Barışı rahat bıraktı. Emniyet kemerini takarken soldaki yolcuyla göz göze geldiler. Yandaki yolcunun panik atağı ve yükseklik korkusu vardı. Bir anda kemeri çözüp ayağa kalkıp tekrar geri oturuyordu. Bu durum gergin olan Barışı daha da gerdi. Yandaki yolcunun hareketlerini kendince yorumluyor “Ayağa kalktıysa lavaboya gidecek” diye düşünüp ayaklarını sağa sola çekiyordu. Yolc…