Q1M3K7 SALGIN YENİ DÜNYA MUTASYONUN BAŞLANGICI

HATIRLAYANLAR - SESSİZLİĞİN ARASINDAKİ ZAMAN

Yazar:

Q1M3K7 SALGIN YENİ DÜNYA MUTASYONUN BAŞLANGICI - MŞAHİNCEYLAN kitap kapağı
Q1M3K7 SALGIN YENİ DÜNYA MUTASYONUN BAŞLANGICI kitap kapağı

Hatırlamadığın bir geçmiş seni hâlâ tanımlayabilir mi? Zerya ilk nefesini aldığında gökyüzü simsiyah bir pencereden sarkıyordu. Damarlarında dolaşan sıvı soğuk ve yabancıydı, içindeki sesler ona ait değildi. Yattığı çelik yatağın kenarına kazınmış sayılar vardı: Q1M3K7 - K.32. Her biri birer yankı gibi zihninde çınlıyordu, sanki unuttuğu bir şarkının ilk notalarıydı. Ama o hiçbir şey hatırlamıyordu. Ve en çok da bu unutuş, canını yakıyordu. Duvarlar nabız gibi atıyor, yeraltı laboratuvarı kendini yaşayan bir organizmaya dönüştürüyordu. Bir anlığına gözlerini kapadı. Gözkapaklarının ardında bir başka dünya açıldı: Yanık defne kokusu. Bir çocuk çığlığı. Boğulmuş güneşin silueti. Zerya kimdi? İçinde bir çelişki kıvranıyordu: Hiçbir geçmişe sahip olmayan bir zihin, nasıl olur da acının tadını tanır? Aynı anda farklı bir yerde, Elif Arslan bir zamanın çöktüğü odanın ortasında çırılçıplak bir gerçekle baş başa oturuyordu. Ellerinde titrek bir not: “Zihin bir labirenttir. Gerçek, o labirentte kaybolanların anlattığı hikâyedir.” Kendi sesiydi. Kendi el yazısıydı. Ama hatırlamıyordu. Zaman, burada doğrusal değildi. Saatler ileri gitmiyor, daire çiziyordu. Geçmiş bir yankıydı, gelecek bir yanılsama. Birkaç saniye sonra Elif aynaya baktı. Ve aynadaki yansımanın gözleri… kendisine ait değildi. Ses kayıtları dosyası [Q1M3K7_Öncül-Kırılma.1] başlatılıyor… “Gerçeklik inşa edilir. Ama bazen, onu kimin inşa ettiğini hatırlamak imkânsızdır.” — Kayıt No: 01 | Tarih: Belirsiz “Eğer geçmişin yoksa, sen kimsin?” “Gerçekliğimizi ne inşa eder: Hafızamız mı, acılarımız mı, seçimlerimiz mi?” Karanlık… Bir an için tüm evren sustu. Ses yok, zaman yok, kimlik yok. Zerya’nın gözleri açık. Ama göremiyor, çünkü gerçeklik henüz inşa edilmedi. Zihni, belleği olmayan bir şehir gibi. Her şey sessiz bir patlamadan sonra sönmüş gibi. Bir yankı: “Kim olduğunu bilmediğin bir bedende uyanmak… bundan daha büyük bir yalnızlık var mı?” Zerya ayağa kalkıyor. Adımları titrek. Çıplak ayakları metal zemine bastıkça geçmişin yankıları yükseliyor. Laboratuvar… terk edilmiş ama hâlâ canlı. Biyolojik izler… damarlar gibi kablolar… titreşen ışıklar. Zihninin kıyısında bir isim kıvranıyor: Elif. Kırılmadan Önce Geçmiş – Beş Yıl Önce Otman, kampüsün arka bahçesindeki çınarın gölgesine oturduğunda Defne, ona bir kitap uzatmıştı. “Zihin üzerine deneysel modeller” yazıyordu kapağında. Gülümsemesi hafif, ama içinde sakladığı hüzün derindi. “Zihni çözmeden insanı çözemezsin,” demişti Defne. “Peki insan çözülürse ne kalır geriye?” “Sevdiğin hâli.” Otman, o gün ilk defa bir deneyin parçası olmayı sorgulamıştı. Defne’yle birlikte gönüllü olmuşlardı, çünkü DSÖ’nün “geleceği kurtarma” vaadine inanmışlardı. Ama deney başladığında, vaad edilen şeyin insanlık değil, kontrol olduğunu anladılar. Haftalar geçti. Defne’nin hafızasında boşluklar oluşmaya başladı. Otman kendi kimliğini hatırlıyor ama Defne, bazı sabahlar onun adını unutuyordu. Ve bir gece, deney odasından kaçtılar. Yağmur altında, kimlik kartlarını yakıp yeni bir hayat kurdular. Dağlara sığındılar. Küçük, izole bir yeraltı köyünde evlendiler. Birkaç ay boyunca gerçekten yaşadılar. Unutmanın iyileştirici olduğuna inanarak. Ama DSÖ unutmaz. Bir gece sessizliğe bir patlama eşlik etti. Defne, Otman’ın kollarından alındı. Otman hayattaydı, ama ruhu ikiye bölünmüştü. Şimdi” Elif kayıptı. Zerya, uyanmıştı. Otman, hâlâ Defne’nin son çığlığını rüyalarında duyuyordu. Dünya, Q1M3K7’nin artçı şoklarıyla paramparçaydı. Hafıza, bir silaha dönüşmüştü. Gerçeği hatırlayanlar delilikle yaftalanıyor; unutanlar ise sürüler hâlinde yürüyordu. Ama bazıları… Bazıları unutmaya direndi. “Hatırlayanlar”, yeraltında bir araya gelen küçük bir gruptu. Onlar, hafızanın yalnızca bir veri değil; bir direniş biçimi olduğuna inanıyordu. Ve Otman, geçmişin kendisini çağırdığını hissetti. Bir not buldu bir sabah: “Gerçeği kim inşa ettiyse, yalanı da o yazdı. Elif hayatta. Defne de öyle olabilir.” Gözlerinde ilk kez bir kıvılcım belirdi. O andan itibaren, Otman geçmiş…

Bölümün tamamını WritePad'de oku