Q1M3K7 SALGIN YENİ DÜNYA MUTASYONUN BAŞLANGICI

Küllerin Arasından Gelen

Yazar:

Q1M3K7 SALGIN YENİ DÜNYA MUTASYONUN BAŞLANGICI - MŞAHİNCEYLAN kitap kapağı
Q1M3K7 SALGIN YENİ DÜNYA MUTASYONUN BAŞLANGICI kitap kapağı

Yeraltı şehrinin yıkıntılarında yankılanan ayak sesleri, bu kez farklıydı. Çökmüş tavanlar, çöken umutlar, radyasyonla kavrulmuş koridorlar ve ölüm kokan duvarlar bile o sesi duyunca sus pus olmuştu. Zaman, birkaç saniyeliğine durdu sanki. Her şeyin kıyısında, yıkımın tam ortasında; kimsenin anlam veremediği bir sessizlik çöktü. Ve o an geldi. Göz kamaştıran bir ışık, şehirdeki en derin zihinleri bile sarsacak bir enerjiyle yeraltını aydınlattı. Vesper bile başını kaldırdı, gözlerinde ilk kez belirsizlik vardı. Çünkü gelen, sadece bir adam değildi. O, Zahir’di. Zahir: Adı zamanla unutturulmuş, ama bilgeliği efsanelerle var olmuştu. Her şeyi gören, olacakları önceden hisseden, geçmişin sırlarıyla geleceğin anahtarlarını aynı anda taşıyan bir figür… Zahir, sonsuz bir sessizliğin içinden konuşmadan bile yankı bulabiliyordu. Uzun beyaz pelerini, tozlu zeminde sürünürken, gözlerinde bir asır yaşamış insanların bile anlayamayacağı bir derinlik vardı. Yüzü, zamanın her darbesini taşımış gibiydi. Ve onun gelişiyle, her şey değişmeye başladı. İlk sözleri, yeraltının karanlığını deldi: “Siz yıkımı gördünüz. Ama ben, yeniden doğuşun fısıltılarını duydum. Küllerinizin altına gömülen medeniyet, hâlâ nefes alıyor. Ve onu ayağa kaldırmak için zamanı eğmemiz, kaderi yeniden yazmamız gerek.” Vesper ona yaklaşmak istedi ama Zahir’in bakışı onu durdurdu. Çünkü bu bakışta yalnızca bilgi değil, koca bir evren vardı. Vesper ne kadar güçlü olursa olsun, Zahir’in varlığı bambaşka bir düzene aitti. Ceylin bir adım attı: — “Sen kimsin?” Zahir cevap vermedi. Avuçlarını havaya kaldırdı, bir spiral sembol avucunun içinde parladı. Bu, Q1M3K7’nin çözülmeyen parçasıydı. Bütün parşömenlerde eksik olan halka, onun ellerindeydi. Sadece sembol değil, sözleri de geleceği titretecek kadar derindi. “Zamanı kıramazsın ama yeniden yazabilirsin. Siz hâlâ geleceği geçmişten koparmaya çalışıyorsunuz. Oysa geleceğin anahtarı, geçmişin karanlığında gömülü değil, kendi ellerinizde… Acıyı kabullenmeyen, yeniden doğamaz.” Şehirde yankılanan bir patlama sesiyle herkes sarsıldı ama Zahir’in gözleri kıpırdamadı bile. O, olup bitecek her şeyi daha önceden biliyordu. Çünkü onun görevi, bu savaşta taraf olmak değil, yön vermekti. Artık Vesper’in liderliği, Zahir’in bilgeliğiyle birleşecekti. Bu yeni düzende artık her karar, Zahir’in sezgileri ve kehanetleriyle şekillenecek, şehir onun sözleriyle yeni rotasını çizecekti. İnsanlık için son umut, bu adamın zihninde taşıdığı bilgelikte gizliydi. Çünkü Zahir sadece bir bilge değil; aynı zamanda eski dünya ile yeni medeniyetin tam ortasındaki geçiş kapısıydı. Ve şimdi, insanlık kaderiyle yüzleşmek üzere Zahir’in rehberliğinde yürümeye başlayacaktı. Yok olmadan var olunmaz… Ama bu kez yok oluşa giden yolun başında, her şeyi gören bir bilge vardı. Ve onun varlığı, karanlığı bile sorgulattı. Zahir’in gelişi, yeraltı şehirlerine umut tohumları serpmişken; yüzeyde, bozkırın kavrulmuş toprakları arasında sessizce yürüyen biri vardı. Gökyüzü kıpkırmızıydı, solar fırtınaların külleri havada süzülüyordu. Ama o, hiçbir şeyden etkilenmiyor, sanki bu çorak yeryüzüne ait değilmiş gibi ilerliyordu. Adı fısıltılarla yayılıyordu: “Noctar.” Zahir’in gören gözleri varsa, Noctar’ın da karanlığı konuşan bir zihni vardı. Onun yeteneği, zamanı hissetmek değil; zamanı manipüle etmekti. Zahir geçmişin aynasıysa, Noctar geleceğin kırbacıydı. Ama her güç gibi onunki de bir lanet taşıyordu: zamanla sınırlıydı. Ömrünün son kıvılcımlarını yaşarken, daha önce kimsenin cesaret edemediği bir planı yürürlüğe koymuştu. Noctar, Dünya Sağlık Örgütü’nün kurucularından birinin genetik torunuydu. Çocukken organizasyonun en gizli laboratuvarlarında tutulmuş, duygudan arındırılarak sadece tek bir amaç için yetiştirilmişti: Yeni nesil melez ırkın zihinsel lideri olmak. Ancak deneyler onu hem fiziksel hem zihinsel olarak farklılaştırdı. Zamanla ruhunu kemiren bir enerjiyle bağlandı. Artık düşünceleri maddelere, kelimeleri ölüme, gözleri ise zihinlere nüfuz ediyordu. Ne var ki,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku