Prenses Gülüşünü Soytarı Düşüşünü Saklar
Giriş: Kuş Yavru Bir Kaplan Bulmuş
Yazar: Bet ✨

10 YAZ ÖNCE, İLBAYLAN KALESİ, FETİH'İN 3. YILI "Merhametinize sığındık," dedi İlbaylan Sarayı'nın Kral'ı. Sürüklenerek kendi taht odasına getirilmiş bir adam için sesindeki gurur fazla canlıydı. Kollarını iki yana açarak izleyicileri işaret etti. "Af dileyen bir çaresize el kaldırmayan kral olmak sizin elinizde. Diğer topraklardaki gibi olmasın, ne olur, canımızı bağışlayın." Babamın en sevdiği kısım başlamıştı. Yalvarış . Hatırlayabildiğim ilk andan beri girdiği her savaştan zaferle dönmüştü. " Kanvera Prensesi, galibiyetin ağırlığını bilmeli." Bana ilk getirdiği kelle gayrimeşru kız çocuğu olduğum için asla tahtın etrafına yakışmayacağımı söyleyip gülen ağabeyinindi. Tacı başına takıp kendini Kanvera'nın yeni Kral'ı ilan ettiğinde, ağabeyinden olan tüm çocukları öldürmüştü. Fetih yıllarını başlatarak annemi azad etmiş, hanımı yaparak Kanvera'nın konsey kurallarının tamamını yıkmıştı. Şimdi kurtuluş için yalvaran İlbaylan Kral'ını izlerken yüzünde beliren gülümsemeye herkes aşinaydı. Ancak adam oğlunu öne attığında derinleşen sırıtışı nadirdi. "İlk doğan oğlumu size veriyorum. Fidyemi ailenin kalanının beraati olarak kabul edin ne olur." Adam önünde duran oğlanı biraz daha ittiğinde çocuğun ayağı takıldı. Tüm gözler onun üstündeydi artık. Herkes benim gibi kara saçlarını ve üzerinde emanet duran giysileri izledi, kelepçelerinin şangırtısını dinledi. Çocuk başını kaldırıp babamla bana bakmadı bile, sendeliği yerde diz çöküp başını af dilercesine eğdi. Omuzları tir tir titriyordu. Babama baktım, ilk kez biri kendi oğlunu fidye olarak sunmuştu. Hem de ilk doğanını... Bu büyük bir fidyeydi, nasıl karşılayacağını merak ediyordum. Sırıtışı daha da karanlıklaşmıştı, konuşurken neşesi yerindeydi. "Çelimsiz bir oğlan çocuğu ha... Pek benim işime yaramaz gibi." Gözlerimiz buluştu. "Kızım istemezse tabii. Ne dersin? Senin işine yarar mı? Ganimet olarak onu ister misin?" Şaşkınlıkla çocuğa baktım. Yaşlarımız ya yakındı ya da benden bir iki yaş küçüktü. Bir prensten beklenmeyecek kadar zayıftı, uzun bacakları ve kolları çelimsizdi. Ellerindeki nasır olmaya yüz tutmuş kızarıklıkları görmesem ömrü boyunca hiç çalışmamış derdim. Başını kaldırmadığı için yüzünü göremiyordum. Oğlanın omuzları hala titriyor, Kral'ın arkasındaki ailesi ile beraber nefesini tutmuş cevabımı bekliyordu. Reddetmem ölümleri demekti. Derin bir nefes aldım, henüz bu kadar büyük bir sorumluluk altına girmek istemiyordum. "Olur." Sesim biraz kararsız çıkmıştı, bu yüzden cevabımı yeniledim. "Bir kedi istiyordum zaten, ha bir kedi ha bir oğlan." Çocuk şaşkınlıkla başını kaldırıp bana baktı. O an en az saçları kadar kara gözlerini gördüm, ince yüzü ve düz burnu ile gerçekten kedi gibiydi. Muhafızlar onu sürükleyip önüme atana kadar kımıldamayı dahi akıl edemeyecek kadar şoka girmişti. İyi de neden? Zaten plan onu kabul etmem değil miydi? "Kızımın merhameti etkileyici, öyle değil mi?" dedi babam. Elime çocuğun zincirleri bırakılırken saçıma uzandı, bir türlü o zincirleri kavrayasım gelmemiş olsa da başımı okşadı. "Kararı ona bırakacağımı düşünmemiştiniz, keşke düşünseydiniz. Belki o zaman gerçekten kendi oğlunu sunardın." Şimdi çocuğun çelimsizliği mantıklı gelmişti. Üzerinde emanet duran lacivert kaftanı ile bacağına bol gelen botları daha anlamlıydı. Gözlerimiz buluştuğunda bakışlarını kaçırarak başını eğdi. Bu kez korkudan değil utançtan olduğu kulakları ile yanaklarının kızarışından belliydi. "Ben... O..." Kral kendini açıklamaya çalıştı, nafile bir çabaydı. Çünkü babam çoktan elini kılıcına atmış, ayağa kalkmıştı. Buradan geri dönüş yoktu. "Bir sokak çocuğu ile prens arasındaki farkı ayırt edemeyecek kadar aptal olduğumu mu sandın? Kaleyi kuşattığımızda arka kapıdan yollamaya çalıştığın oğlun zindanda, birazdan seninle aynı kaderi paylaşacak. Merak etme, aranıza fazla zaman koymamaya çalışacağım." Babam söz konusu asilzadeler olduğunda işini asla muhafızlara ya da cellatlara bırakmazdı. O işini bitirirken ben de ödülümü izledim. Bacaklarımın dibinde oturmuş sıranın ken…