1-Terk edilmiş ev
Yazar: zarena

Çektiğimiz fotoğraflar anılarımızı saklar, Anılar da duygularımızı. Ama bazı duygular vardır ki, saklanmamalı. Ne fotoğrafta ne tablolarda, Ne de gözlerde… 🕯️ Meksikanın yazın sıcağında bile sisli olan sokaklarında adımlıyordu genç adam. Kolunda olan pahalı saatinin sesi kulaklarına geliyordu. Tik…tak…tik…tak. Her şey sona ermişti. Yakalanmıştı. Biliyordu ki sonu hiç iyi değildi ve artık direnemezdi. Ölmeyeceğini biliyordu, öldürmeyeceklerdi onu. Ama ölmeyi tercih ederdi. Bu kaderi onların eline bırakmayacaktı elbette. Belki Yok olacaktı bu dünyadan ama kimse onun adını unutamayacaktı. Yaptıkları onun unutulmaz tasarımıydı. Ve saat 12:00’a geldiğinde gökyüzüne bakarak gülümsedi biliyordu ki bu Tanrının ona yazdığı bir son değildi. ⏳ "Işığı gözüme tutmaktan ne zaman vazgeçersin tahminen?"Diye söylenen arkadaşıma göz devirdiğimde, sadece yolumuzu bulmaya ve eğlence çıkarmaya çalışıyordum. Şuan yaşadığımız yere biraz uzak olan ıssız bir sokağın yakınındaydık ve sokağın sessizliği bile rahatsız ediyordu beni. Terk edilmiş ve yıkık bir eve gitmeye çalışıyorduk. Bu ev uzun zaman önce gözüme takılmıştı ve içeri girip neden terk edildiği hakkında bilgi edinip biraz fotoğraflarını çekmek istiyordum. Can sıkıntısı insana her şeyi yaptırıyordu sanırım ve bu fikri ben ortaya koyduğum için önde giden ben olmak zorunda bırakılmıştım arkadaşlarım tarafından ama tuhaf yerlerde fotoğraf çekmeyi seven biriydim. En büyük hobimdi bu. İş haline gelmesi için ise kendimi geliştirmem ve fotoğraflarımı beğendirmem gerekiyordu herkese. Hem sadece biraz adrenalin yaşayalım istemiştim fena mıydı? Birde güzel ve dikkat çekici fotoğraflar çekmek. Yoldan sapmadan devam ederken biraz daha adımladığımızda evin yanına çoktan gelmiştik. Saat aslında çok geç değildi ama hava hafiften karardığı için telefonumuzun ışıklarını yakmıştık, Heyecan arıyorduk sonuçta. Eve üstten genel bir bakış attığımda cidden harabeydi. içinde ki terk edilmiş hüznün kokusu burnuma çoktan ulaşmıştı. Yıkık ve nerdeyse çoğu yeri çökmüşe benziyordu. Üçümüzde ilerlemeye başlamadan önce dışını inceliyorduk. Hemen oltaya gelen balık misali atlamak istememiştik. Sonunda gerekli bir sorun görmediğimizde girmeye karar verdik. Camları kırıktı zaten istesek ordan da girebilirdik ama kapısıda camlar gibi kırık olduğundan ve günlük aksiyon dozumuzu doldurduğumuzdan kapı girişine ilerlemiştik. Buraya üç arkadaş gelmiştik biri benim ev arkadaşım Gisell’di diğeri ise üniversitede tanıştığımız yakın arkadaşımız Steven’dı. İkisinin arasında bir şeyler olduğuna emindim ama henüz bana söylememişlerdi, bende hiç üzerlerine gidip sorgulamamıştım. Onlar söylemeden rahatsız etmek istemezdim açıkçası. Evin girişinde üç-dört basamaklık bir merdiven vardı. Önden ben gidip önderlik yaptığımda eve girmek adına ilk adımı attım. Merdivenden gelen kuru ve kırılgan tahta sesi kulaklarımızı tırmalarken sıra sıra üçümüzde çıkmıştık merdivenden. Ardından kırık kapıdan içeri baktığımızda her yer tahmin ettiğimiz gibi toz ve cam kırıkları içindeydi. Maske takmadığımız için pişman olduğumuz dakikalardaydık şu an ama yinede devam etmeye çalışıyorduk. Sonunda evin içine ilk adımı attığımda arkamdan gelen iki arkadaşım annesini takip eden civciv yavruları gibi peşimden adımlıyorlardı. Her adım attığımda ayağımın altında ezilen cam parçalarının sesi üçümüzün de kulağına doluyordu. Onlara göre belki rahatsız ediciydi fakat ben bu sesten zevk alıyordum. Bana göre bu adrenalinin sesiydi ve her adımda beni içine çekiyordu. ilk karşımıza çıkan mutfak girişiydi. Adımlarımızı oraya doğru atıp evi gezmeye başlamıştık yavaştan. Her bir köşeye göz atmaya çalışıyordum şimdiden. Toz,tahta ve camdan başka bir şey göremiyordum bu uzun zamandır kullanılmamış mutfakta. Belki Biraz da örümcek… Masanın üzerine daha da yaklaşıp göz gezdirdiğimde elimde ki ışığı oraya doğru tutmuştum. Hava ne kadar tam kararmamış olsada içerisi boğuk bir ortama sahiplik ediyordu. Işığı tuttuğum yere sırayla göz gezdirdiğimde dikkatimi ilginç bir şey çekmişti. To…