Bölüm 3
Yazar: Çağla Karen Saytan

Demir Fiyasko. Bugünün görevi parlak hediye kâğıdına sarılmış ve kocaman kırmızı kurdele ile bağlanmış tam bir fiyaskoydu. Sitenin güvenliğinden geçerek yer altında bulunan otoparka hızla girip motorun üzerinden kendimi attım. Sinirden dişlerimi sıkmaktan kendime bir diş randevusu kazandırdığıma emindim. Motor ceketimin üzerine bağladığım kolluğun fermuarını açarak telefonuma uzandım ve Tugay’ı aradım. “Müsaitim. Konuş benimle.” Selamlaşmanın yanına bile yanaşmamıştım ve şaşırtıcı bir şekilde Tugay –muhtemelen kendisi de stresten patlama noktasında olduğu için– uzatmak yerine konuya girdi. “İlk düşündüğümüz gibi bağlantısız terör saldırısı. İki ses bombası, bir de canlı bomba.” Telefonda arka planda haberlerin statik sesini duyuyordum. “Zayiat?” “Olay yerine yakın beş polis, iki de sivil. Hastanede yirmi beş kişi daha var.” “Hay sikeyim, plan ne?” Asansöre binerek beni direkt olarak 25. kata çıkaracak olan düğmeye basıp güvenlik kodunu tuşladım. Telefonum sivil hatlardan olmadığı için yeraltı veya kapalı alan fark etmeksizin kesintisiz görüşmeyi konuşabiliyordum. “Henüz yok. Bizim müdahalemizi isterler mi bilmiyorum, detaylı cevap gelmedi. Olay dış basına fazla yansıdı. Şu anda terör şube ilgileniyor,” bir an duraksadı, arkadan klavye sesleri gelmeye başlamıştı. Kısa süre sonra devam etti. “Kenan Bayraklı oldukça sinirli. Olaylar gereksiz derecede uzayacak gibi görünüyor. Hedeflerin uçmasını engelleyecek bir yol bulamadılar. “ “Sıçacağım ben böyle işe artık!” Yumruklarımı sıktım, kendimi bir şeylere zarar vermemek için zor tutuyordum. Nadiren bu kadar açık bir şekilde duygularımı gösterirdim, ne kadar Tugay bu sikik teşkilatta güvendiğim bir avuç insandan biri olsa da her zaman soğuk ve mesafeli olmaya alışıktım. “İkinci emre kadar hareketsizlik kararı verildi. Emin ol işlerin uzamasından en az senin kadar rahatsızım.” Sesinden ne kadar stresli olduğunu hissedebiliyordum. Benim yarı zamanlı görevlerimin aksine Tugay boynuna kadar teşkilatın içindeydi. Ayrıca Sunay’ı herkesten çok o kaybetmişti. Benim sinirim ise son anda elimizden kaçan şerefsizlere olan nefretten geliyordu, tabii bu durumdan teşkilatın haberi yoktu. Sonunda, yılların deneyimi yüzeye çıkmış ve kendimi zorla sakinleştirmeye başlamıştım. Eve girdikten sonra güvenlik kodunu hızla tuşladım, anahtarlarımı ve kaskımı gelişigüzel girişe fırlattım. Eldivenlerim ve ceketim de onlara katıldı. Oturma alanına geçerek koltuğa yığıldım ve şakaklarımı ovalamaya başladım. “Poyraz, yapabileceğimiz hiçbir şey yok, biliyorsun. Sürpriz bir gelişmeydi,” diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı Tugay. Teşkilatta bilinen ismimi kullanması aslında onun da kafasının çok yerinde olmadığını gösteriyordu. Bana aktif görevler harici o şekilde seslenmezdi. “Siktiğimin işinde gördüklerimden sonra bu olayın sürpriz olduğuna inanma ihtimalim, bir orospunun kırkıncı müşterisinin onun bakire olduğuna inanma ihtimali ile aynı.” “Mizah tonuna hayran olsam da konuda çekimser kalmak zorundayım.” İkimizin de düşünceli olduğunu biliyordum. Başımdaki inatçı ağrı da artıyordu, bu yüzden konuyu uzatmadan tekrar konuşma sözü vererek kapattık. Açık planlı mutfak ve salonu ayıran ada tezgahtan kendime su doldurup reçeteli ağrı kesicilerimi yuttum ve bardağımı bile değiştirmeden buzluktan çıkardığım şişeden kendime cömert bir duble votka doldurdum. İstihbarat teşkilatının yarı zamanlı bekçi köpeği olarak –arkamdan söylenenlerin en usturuplusu buydu– açıkçası normalde herhangi bir operasyonun yarıda kesilmesi umurumda olmazdı. İş ve gün bazında kazanıyor ve paralı asker mantığı ile çalışıyordum. Boka saran tek görevin kişisel çıkarlarım olan görev olması da benim şansımdı gerçekten. Bu hayatta umursadığım az şey kalmıştı. Belli işleri yaparken yazılımdan aldığım haz, adrenalinin verdiği kafa, motor kullanmak ve ara sıra enerjimle ne yapacağımı bilmediğimde katıldığım araba ve motor yarışları bunların tamamı sayılırdı. Gerçi yazılım meselesi hariç hepsi adrenalin bağımlılığına çıkıyordu sanırım. Tekrar düşününce…