11. Bölüm
Yazar: Çağla Karen Saytan

Farah Isla Telefonumdan gelen ısrarlı çağrıyla güçlükle gözlerimi açtım. Yastığımın altını ve yatağın kenarını yoklarken kim olduğuna bakmadan reddetmemle tekrar çalması bir olmuştu. Dara arıyordu. Siktir . Boğazımı temizledim ve yüzümü ovuşturarak telefonu açtım. Kalbim gümbür gümbür atıyordu. “Hey, naberr?” “Naber mi? Kaçıncıya arıyordum seni, hangi cehennemin dibindeydin Ayla?” Sıkılı dişleri ve yumrukları gözümün önüne geldi. Sesimin titremesine zorlukla engel oluyordum. “Uyuyakalmışım Dara, inan duymadım.” “Senin bu saate kadar uyuduğuna inanmamı mı bekliyorsun?” Boğazımı temizledim ve saate baktım. Bire geliyordu, panikle gözlerim büyüse de sakince devam ettim. “Dün akşam okumaya dalmışım. Bir de ek prova vardı yormuş olmalı, inanamıyorum öğleni geçmiş!” “Uyumamanın sebebi gerçekten kitap okumak mı yoksa dışarıda sürtmen olabilir mi ne dersin?” Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Kalbimin gümbürtüsünü kulaklarımda duyabiliyordum. Dara İskoç’ça konuşmaya başlamıştı. Sadece beni tehdit ederken kimse duymasın diye Gaelic konuşurdu benimle. Tüm gücümle tetiklenen anıları geriye itip ben de aynı şekilde cevap verdim. “Ben mi? Gülünç olma Darragh! Provanın bitmesi için can attım kaç saat boyunca. Bitmek bilmedi bir türlü.” Kıkırdadım ve söze girmesine izin vermeden devam ettim. “Çaktırma ama babamın iyi viskilerinden birini patlatmış olabilirim. Muhtemelen ondan geç uyandım, bayağıdır içmiyorum. Sahi gelirken bir tane getirir misin yerine koymam gerekecek!” “Yani dışarıda değildin, biri de yanında değildi öyle mi? Bana yalan söylemezsin artık değil mi Ayla?” Hâlâ Gaelic konuşuyordu ama artık sadece öylesine uzattığını biliyordum. En iyi performanslarımı her zaman en çaresiz anlarda yapardım. Geçen haftadan sonra hemen üzerine tekrar Dara’nın bana sinirlenmesine izin veremezdim. Psikolojim bunun üstesinden gelecek kadar güçlü değildi. “Hayır tabii ki abi, gülünç olma!” Kahkaha patlattım. “Ama aklıma gelmişken, tiyatro grubundaki kızlarla belki çıkarız yakın zamanda. Birkaç keredir ısrar ediyorlar. Biliyorsun işte bana yakın olup yönetmenin gözünde yükselme meseleleri.” “Anladım anladım, haber verirsin nasılsa.” Benim bu tarz şeylere ne kadar mesafeli olduğumu bildiğinden yeterince tatmin olmuştu. En iyi yalanlar da zaten doğrularla beraber söylenenlerdi. “Eeeee anlatsana neden aradın pazar sabahı?” “Sabah değil ki.” “İngiltere’de öyle?” Bu sırada Skye’ı okşamaya başladım. Konuşmanın başından beri burnuyla beni dürtüyordu. Nabzımın yükseldiğini biliyordu. Biraz daha inmezse ilaç içmek zorunda kalacaktım. “Seni denedim. Neyse konuya dönelim. Haftaya gelme durumum var.” Ve evet, kalp atışlarım tekrar yükselmeye başlamıştı. “İki haftada iki ziyaret mi? Kim öldü?” “Hayırdır istemiyor musun beni?” dedi sesine tekrar yerleşen sert bir alt tonla. “Dara öyle bir şey mi dedim ya. Hayırdır bugün alıngansın?” Dudaklarımı ısırmaya başlamıştım. En kısa zamanda şu konuşmayı bitirmem gerekiyordu. Dara burnundan soluyarak cevap verdi. Sesi bir uzaklaşıp bir yakınlaşıyordu. Muhtemelen kahvaltı yaparken hoparlörden konuşuyordu. “Tamam, tamam, huysuzum biraz işler yoğundu. Bir problem olmazsa geçenki mevzuyu tamamlamak için geleceğim. Netleştiğinde haber veririm.” Sonunda sesi normale dönmüştü. “Arkadan arayanlar var, sonra konuşuruz olur mu? Telefonunu yanında tut.” Cevap vermemi bile beklemeden suratıma kapatmıştı. Pislik . Titreyerek telefonu indirip sonunda derin bir nefes aldım ve kendimi sakinleşmeye zorladım. Kalp ritmimin yavaşlamaya başladığını hissettiğimde biraz rahatlayarak nefes verdim. Kalp ilaçlarım ne zaman psikiyatri ilaçlarımla karışsa beni kötü etkiliyordu ve gerçekten başka çarem kalmadığı sürece içmemeyi tercih ediyordum. Gözlerimi yatak odamda gezdirdim. Yatağın sağındaki kuşlukta güneş yükselmişti. Odam doğuya baktığı için sabahın ilk ışıklarıyla kalkardım. Bugün ise farkına bile varmamıştım. Evde tek başıma yaşasam da hala en küçük odalardan birini kullanıyordum. Eskiden depo gibi kullanılan bu kuşluklu odayı kendimce dek…