9. Bölüm
Yazar: Çağla Karen Saytan

Farah Isla Ayaklarımı sürüyerek mermer koridorları geçerken belki bininci defa bu güne ek prova koyduğu için Noah’ya söylendim. Kendimi fazla açığa vurmuştum dün. Bana ne olduğunu bilmiyorum, içimden kopmuştu resmen sahne. Yetmezmiş gibi bir de bütün gece yine Noah’nın ısrarıyla uğraşmıştım. Yönetmenimizin uzun zamandır başrolü benim oynamamı istediği sır değildi. Noah annemin eski öğrencilerinden biriydi ve benim yeteneğime olan güveni de sonsuzdu. Ah be! Keşke mesele yetenek olsa. Bir şekilde onu yüzüncü kez oyunculuğun bana göre olmadığına ikna etmiştim. Sonunda prova notlarının üzerinden geçmeyi bitirip yeni yazılan ilaçlarımla uyumaya çalıştığımda inanılmaz huzursuzdum. Tek istediğim tüm günü dükkânda müşteri karşılayarak ve arşivlerimizi düzenleyerek geçirmek olsa da ek prova için işte buradaydım. Kişisel hayatım olmadığı için cumartesi yapılan provalarla bir derdim yoktu ama oyuncular her zaman kötü bir ruh halinde olurlardı. Ayrıca dünkü performansımın ardından biraz zaman geçse insanların aklından da silinirdi. Maalesef benim duygularım da hafızalar kadar tazeydi. Kapıdan girerken provayı çabucak atlatıp günün kalanını kendime ayırmayı kafaya koymuştum. Mesela Skye ile güzel bir yürüyüşe çıkıp sonra bir şişe şarap açacaktım. Tüm gecemi kitap okuyarak geçirebilirdim. Vay be, baya hareketli bir cumartesi planı Isla. “AAAAA, işte büyük yıldız!” Şansımı sikeyim . “Selam, Cenker.” Gözlerimi kaçırarak hızla koltuğa ilerlesem de bana yetişmişti. Kolunu omzuma attığında üzerinden yayılan aşırı Dior Savage kokusundan bayılabilirdim. Ne kadar orijinalsin . “Dün harikaydın, Ayla!” Kolunun altından sıyrılıp koltuğuma ilerlerken bana konuşma fırsatı bile bırakmıyordu. “Role uysaydın, demek istediğim kadın olmasaydın, harikaydın kesinlikle! Çok etkilendim güzelim sende ne cevherler var.” Kadın olmasaydım . Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum ve gülümsedim. Rol cinsiyete göre değişebilirdi. Orijinal senaryoyu moderne uyarladığımız için seçeneklerimiz açıktı. Noah defalarca yalvarmıştı bana. Yine de şevkle onayladım. “Sen daha iyisin kesinlikle, ben tek bir sahnede katkı yaptım.” Göğsü kabararak devam ettiğinde dinlemeyi bıraktım, sadece kafa sallamaya başlamıştım. İçimden ise yalnız geçireceğim bir akşamın hayalini kuruyordum. “Ee? Ne diyorsun uygun mu?” Omzuyla hafifçe beni dürttü. Açıkça ne dediğini kaçırmıştım. “Efendim?” “Naz yapma işte, kaç keredir söylüyorum çıkışa gel bizimle.” Panikle gözlerim büyüdü. Birkaç kere daha yaptığı gibi akşam beni çağırıyordu. Oyuncular prova sonrası sık sık beraber takılırdı. “Ben bilmiyorum Cenker, çok müsait değilim ama.” “Ah hadi ama bugün cumartesi, biraz eğlensene!” Beni cevap vermekten Noah ve asistanının salona girmesi kurtardı. Çıkışta tekrar konuşacağımızı söyleyerek geçiştirsem de bir şekilde atlatıp eve gideceğimi umuyordum. Çıkışta öyle veya böyle grupla beraber dışarı çıkmaktan kaçmıştım ama belli ki beynimden kaçamıyordum. Eve nispeten yakın Suadiye’de sevdiğim ufak bir barda oturuyordum. Elimde senaryo, gelecek sahneler için notlar alıyordum. Şimdilik bu perdeyi geçmiştik. Bir yandan da son sıcak günlerden faydalanarak dışarda oturmuştum ve sipariş ettiğim fıçı birayı içiyordum. Buraya sık sık gelirdim. Oldukça da küçük bir yer olduğundan hem çalışanları –ki zaten mekânın da sahipleriydi– hem de gelenlerin çoğunu tanıyordum. Bir süre sonra artık beynim çalışmayı reddettiği için senaryoyu çantama koyup okuduğum kitabı çıkardım. İki biradan sonra karşımda birinin el sallamasıyla irkilerek tekrar etrafımın farkına vardım. Okuduğum yeni fantastik roman çok iyi gidiyordu. Karşımda adını yanlış hatırlamıyorsam Korhan vardı. Benim yaşlarımda kumral yakışıklı denebilecek bir çocuktu. “Ayla, hiç boş yer yok, karşına otursam rahatsız eder miyim?” Evet, rahatsız olurdum ama tam bir ödlek olduğumdan elimle buyurmasını işaret ettim ve rahatlamak için bir bira daha söyledim. Kendisi de aynını yaptı. Önce kitap okumaya çalışsam da Korhan bir şekilde araya giriyordu. Öyle böyle laflamaya…