Perdenin Arkası Karanlık

8.Bölüm

Yazar:

Perdenin Arkası Karanlık – Çağla Karen Saytan kitap kapağı
Perdenin Arkası Karanlık – Çağla Karen Saytan kitap kapağı

Demir Siyah Escalade’in arka koltuğundan inip ceketimi koltukta bırakırken ılık havanın tadını kısa da olsa çıkarmak için kendime izin verdim. Ülkemin havasını seveyim . Esat’a devam etmesi için başımı salladım. Araba ve sürücü Pera’nın erken saate rağmen kalabalık sokaklarına daldığında ben de eski, görkemli apartmanın alt katında yer alan mekânın demir kapılarına ilerledim. Birkaç saat önce İstanbul’a inmiştim. Pelit’ten gelen mesajla bu akşamki operasyon daha ben ülkeye inmeden kararlaştırılmıştı. Eve gidip üzerimi değiştirmeye bile zor zaman bulmuştum. Yoğun bir cumartesi olacağı kesindi. Telefonumdan son kez Isla’yı kontrol ettim. Bugün ek provası vardı ve saate rağmen hala salondaydı. Hatta işleri baya karışık görünüyordu. Bense şu birkaç saat işi gücü bırakıp onu izlemek veya her şeyi siktir edip direkt yanına gitme isteğime engel olmak zorundaydım. İlgimi çeken çok az şey kalmıştı artık. Nadiren görev alır, aldıysam hepsini öyle veya böyle başarıyla bitirdim. Obsesif yapım başka türlüsüne izin vermezdi. Fakat bu durumda Isla görevime olan takıntımdan daha başka, daha içsel bir hissiyatı uyandırmıştı. Bütün ilgimi kendine çekmiş, kalbimi çarptırmıştı. Bununla nasıl baş edeceğim hakkında fikrim yoktu. Yine de dişlerimi sıkarak dürtülerimi birkaç saatliğine kenara ittim. Kimliğimi ve sahte telefonumu da kapıdaki görevliye bırakarak içeriye girdim. Siyah devasa kapılar arkamdan kapanırken caddenin ışığını ve seslerini de beraberinde götürdü. Gözlerimin karanlığa alışmasını bekledikten sonra girişte ikiye ayrılan koridorlara göz gezdirdim. İlk koridorun sonunda bir çift kapı vardı. Terli ve yarı sarhoş insanlar içeriye girip çıktıkça sağır edici müzik koridora sızıyordu. Hava henüz kararmamıştı bile fakat burası zamandan ayrı hareket ediyor gibiydi. “Poyraz Bey?” Gözlerimi fazla açık bir takım giymiş görevli kıza kaydırdım ve başımla onayladım. Gülümseyerek diğer koridoru işaret etti. “Buyurun lütfen.” Beni alt kata inen merdivenlere yönlendirdi ve uzun bir girişle birbirine bağlanan ardı arkasına iki kapıdan geçtik. Son kapı arkamdan kapandığında boğuk sigara dumanı ve rahatsız edici dans müziği kendini sakin bir alaturka melodisine bıraktı. Mekân alt katta olmasına rağmen devasaydı. Zemin koyu renk parke ve kırmızı desenli halılarla döşenmişti. Mekânın ortasından geçen yürüme alanı kendini iki taraftan rahat görünen mobilyalarla ayrılmış loca tarzı platformlara ve her çeşit kumar masalarına bırakıyordu. İyi giyimli kadın ve erkek garsonlar ellerinde içkiler taşıyorlardı. Mekânın odak noktası olan en sondaki sahnede seksenler tarzı giyinmiş genç bir kadının solistliğini yaptığı ufak bir caz grubunun müziği etrafı dolduruyordu. İki yandan duvarlarda sıralanmış silahlı korumaları saymazsak burası elit bir caz kulübüne benziyordu. Ortadaki koridoru rahat hareketlerle geçerken kaygısız iş adamı görüntümün altında fark ettiklerim odaklanmama yetmişti. İçerideki kişi sayısını, kaç tanesinin silahlı olduğunu, giriş çıkışları hızlıca kafama yazmaya başladım. Bana doğru ilerleyen topuk sesleriyle kafamdaki hesaplara ara vererek ufak sarışın kadına gülümsedim. “Ah! Poyraz canım, hoş geldin!” Pelit Giroşki teşkilatta ilk tanıdığım isimlerdendi. O zamanlar yirmisini yeni geçmiş sarışın Girit asıllı istihbaratçı şimdilerde kırka yaklaşmış olsa da hâlâ asil ve güzeldi. Pelit'in görevi yıllardır pasif olarak devam ediyordu. Üst tabaka zenginler arasında çok tanınan, ulaşılmaz ve popüler isimlerin belki de en gözdesiydi. Gidilecek yerleri, konuşmaya değecek insanları, en gözde fırsatları hep o bilirdi. Pelit’in birini ulaştıramayacağı şey sayısı oldukça azdı. Onun güvenoyu ise her şey demekti. Beni kulübün sahiplerine tanıtan da oydu. “Hoş buldum Pelit Hanım, her zamanki gibi çok güzelsiniz bu gece.” Rolüme bürünerek Pelit’in elini öptüm ve sonra kollarını hafifçe tutup sarıldım. “Seni bekliyorlar. Konuşmaları dinledikten sonra harekete başlarsın.” Sarılmamız sırasında kulağıma fısıldayıvermişti. “Hanımı bırakalım ne olur.” Aynı neşeyle…

Bölümün tamamını WritePad'de oku