Parçalanmış Geçmiş

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yazar:

Parçalanmış Geçmiş – Marilyn L. HELL kitap kapağı
Parçalanmış Geçmiş – Marilyn L. HELL kitap kapağı

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM TARANİS 1 Gün Önce Zihnimin karanlık dehlizlerinde yankılanan o siktir boktan zil sesiyle uykumdan çekilip alındım. Gözlerimi açmak, sanki göz kapaklarımın altına kum taneleri doldurulmuş gibi canımı yakıyordu. Lanet olası karanlığın içinde elimi yatağın kenarına, telefonun olduğu o soğuk komodine attım. Parmaklarımın ucunda hissettiğim o metalik soğukluk, gerçeğin kendisi gibi çiğ ve sertti. Tek gözümü zorlukla aralayıp parlayan ekrana baktım. Ekranda yanıp sönen isim, içimdeki o uyuyan canavarı bir saniyede uyandırmaya yetti: “Vadim Karpenkov”. Gözlerimi bir kez daha kırpıştırıp görüntü netleştiğinde, telefonu sanki bir silahmış gibi kulağıma dayadım. Sesim, uykunun derinliğinden gelmiş, yılların öfkesiyle zımparalanmış gibi hırıltılı ve tehlikeliydi. “Gecenin ikisinde ne diye arıyorsun, yaşlı kurt?” diye tısladım. “Umarım söyleyeceklerin benim o siktir kıymetli uykumu böldüğüne değiyordur. Çünkü bilirsin... uykuma düşkünlüğüm kadar, onu bölenleri nasıl pişman ettiğimle de tanınırım.” Odada sadece benim nefes alışım ve telefonun ucundaki o lanet olası sessizlik vardı. Bir fırtınanın kopmak üzere olduğunu şimdiden hissedebiliyordum. Vadim’ in sesi, telefonun ucundan boğazına kaçmış cam kırıkları gibi pürüzlü ve yaşlı geliyordu. “İskoç, hâlâ bu şehirdesin. Eğer o kıçını buraya getirmezsen, ailemdeki bu boku senin yerine Leonardo’ ya temizletmek zorunda kalacağım tahmin edersen Elena’da buradayken belki bir anlaşma bile yaparım ha ne dersin? .” “Ne?” diye tısladım. Ben veya Ali olmasaydı kesinlikle o piçe verecekti Elena’ yı orası kesin!!. Sabrım zaten ince bir ipin üzerindeydi. “Senin o sikik aile meselelerini çözen uşağın mıyım ben, Vadim? Git o şımarık oğluna söyle, kendi pisliğini kendi temizlesin. Senin derdin benim umurumda bile—“ Sözümü, otorite kokan sert bir tonla kesti. “Bana nutuk çekmeyi bırak da o siktir boktan gururunu bir kenara koyup buraya gel. Mullen ve kızı burada, bunu biliyorsundur zaten. Ama Cara tam bir sürpriz oldu... Ve bilirsin, ben sürprizlerden hiç haz etmem. Gel o kadını buradan al, yoksa sabahı görmeden Elena onun kellesini sana kargo yapar.” Telefon yüzüme kapandığında, odadaki hava bir anda buz kesti. Elena. Ne olmuş ki budaya kadar gelmişti? O kadının burada ne işi vardı? Ve asıl mesele... Eski karımın o cehennemin ortasında ne işi vardı? Kalbim, kulaklarımda öfkeli bir davul gibi gümlemeye başladı. Ciğerlerimde hapsettiğim nefesi, içimdeki canavarı serbest bırakırcasına dışarı verdim. “ADAM! DEREK!” diye kükredim. Sesim duvarlarda yankılanırken kapı, menteşelerinden fırlayacakmış gibi sarsılarak açıldı. Adam, karanlığın içinde sanki bir suikastçı arıyormuş gibi etrafı süzerek içeri daldı. “Patron? Ne oluyor, kim ölüyor?” Derek daha sakindi, elini duvardaki düğmeye uzatıp ışığı yaktı. Gözlerimdeki o saf nefreti gördüklerinde ikisi de duraksadı. “Sizin gibi beyinsizlerin haberi var mıydı?” diye sordum, sesim bir bıçak kadar keskin ve hırıltılıydı. “Elena’nın dönüşünden... ya da...” duraksadım, öfkem boğazımı düğümlüyordu. “Cara’nın burada oluşundan, ha? Konuşun!” Birbirlerine o bildik, aptal bakışlarından birini fırlattılar. İkisinin de hiçbir boktan haberi olmadığı yüzlerindeki o şaşkın ifadeden belliydi. “Biz de seninleydik patron, unuttun mu?” dedi Adam, durumu toplamaya çalışarak. “Bir aydır dünyadan koptuk, kimseyle siktir bir iletişim kurmadık. Nereden bilebiliriz ki?” “Bana bak,” dedim, üzerlerine bir gölge gibi çökerek. “Bir ara hatırlatın da yerinize birer tane süs köpeği alayım. En azından bir boka yararlar, sadece etrafta boş boş dolanmazlar.” Derek, “Patron, yapma,” diyerek araya girdi. “Dış dünyayla bağı kesmemizi sen istedin. Kimseyle konuşmayın diyen sendin. Şimdi faturayı bize kesme.” Söylediği doğruydu, bu da öfkemi daha da harlıyordu. Bir yandan üzerime bir şeyler geçirirken, kafamdaki taşları yerine oturtmaya çalışıyordum. Leonardo Galli... O İtalyan pisliğine emanet ettiğim eski karıma sahip çıkamamıştı. Belli ki o İtalyan ortağım, verdiğim tek bir işi bile düz…

Bölümün tamamını WritePad'de oku