ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Yazar: Marilyn L. HELL

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM "Şu hayatta ğer bir şey öğrendiysem kesinlikle ve kesinlikle ASLA ASLA deme. Çünkü hayat denen şey tam bir SÜRTÜK !! Seni istemediğin adam ile ateşli bir kadere mahkúm ediyor...." Marilyn L. HELL ELENA Sabah güneşi otelin pencerelerine vuruyordu ve sızlanarak kirpiklerimi kırpıştırdım, iç geçirip zor da olsa gözlerimi açtım. Zihnimde dün gece seviştiğimiz gerçeği aydınlandı. “Siktir!” Evet, delirmiş olmalıyım. Bu korkunç bir davranıştı. Onu önemsemeye başladığım için irademi koruyamayıp onun yanındayken mantığımı kaybettiğim için tam anlamıyla aptalın tekiydim, bunun başka bir açıklaması yoktu!! Ya da ben toksik bir ilişki hayranıyım, öyle miyim? Kahretsin bilmiyorum, aklımı yitirdim; bunun başka bir açıklaması yok... Aceleyle onu uyandırmadan yataktan yavaş hareketlerle çıkmayı başardım. Tanrım yardımcımsın, hızlı hareketlerle banyoya yöneldim. Dişlerimi fırçaladım, elimi yüzümü yıkadım. Dün gecenin anılarını zihnimin en derin köşesine sakladım. Aynadaki yansımama baktım; daha farklı görünüyordum. Yanaklarım kızarmış, gözlerimin ışıldıyor olması da cabası!! “Kendine gel sürtük, aşık hallerin sana yardımcı olmayacak.” Sessizce kendi kendime söylenip durdum. Gittiğimi anlarsa ne olurdu? Bunu düşünmeyecektim. “Kızacak olursa da kızsın, sikerim böyle işi!!” Banyodan çıktım, dolaba yönelip bavulu sessizce açtım. Çıplaktım, lanet olası çırılçıplak, hah!! Dün gecenin sonucunda kadınlığım çığlık atarken ağrılarımı göz ardı ettim ve yine küfrettim! İç çamaşırlarımı giyinip ardından yanıma aldığım sade ve şık takım olan parçaları giyinip aceleyle bavulun fermuarını sessizce kapattım. Saçlarımı salık bıraktım; sevişmiş olduğumu belli edercesine darmaduman olmuştu. Çantamı ve bavulumu da kapıp parmak uçlarımda yürüdüm. Tam kapıya ulaştığımda hırıltılı o İskoç aksanı ile seslendi, elim kapının kulpunda donup kaldı. “Nereye gittiğini sanıyorsun mo Sholas?” Ben bittim evet, kesinlikle bittim!! TARANİS Gözlerimi açmadım. Odanın içindeki o telaşlı, ürkek sesleri dinlemek, avının kaçış planını izleyen bir yırtıcı gibi beklemek çok daha keyifliydi. Elena’nın yataktan yavaşça süzülüşünü, nefesini tutuşunu ve banyoya yönelişini hissettim. Uyuyormuş gibi davranmak, onun o masum sandığı kaçış çabasını izlemek... Bu tam bir işkenceydi; hem onun için hem de dün gecenin sıcaklığı hala tenimde tüterken benim için. Yıllarca... Tam anlamıyla yıllarca bu anın hayaliyle yanıp kavrulmuştum. Dün gece o bentler yıkılmış, Elena sonunda olması gereken yerde, kollarımda son bulmuştu. Onu tamamen kendimin yapana, ruhuna kendi izimi bırakana kadar durmayacaktım. Kaçacakmış. Bok kaçardı! Banyodan çıktığında kapının kulpuna uzanan parmaklarının titreyişini duydum. İşte o an, oyun bitti. “Nereye gittiğini sanıyorsun Mo Sholas?” Sert, hırıltılı sesim odada yankılandığında donup kaldı. Yataktan ağır ağır kalktım. Üzerimde hiçbir şey yoktu; dün gece onun her zerresini keşfeden çıplak bedenimle, onun özenle giydiği şık zırhına doğru yürüdüm. Aradaki mesafeyi yok edip kapıyla gövdem arasına hapsettiğimde, kokusu tekrar ciğerlerime doldu. Çıplak göğsümün sıcaklığı, onun ince ceketinin üzerinden bile tenini yakıyordu. “Gidiyorum Taranis,” dedi, sesi bir yaprak gibi titrerken. “Bu bir hataydı. Alkollüydüm ve... ve sadece çok tahrik olmuştum. Hepsi bu.” Bu sözler, sabrımın son kırıntılarını da yakıp kül etti. Boynuna doğru eğilip nefesimi bıraktım, dudaklarım tenine değdi değecek... “Hata mı?” diye fısıldadım, sesimdeki tehlikeyi gizleme gereği duymadan. “Dün gece altımda inlerken, ismimi sayıklarken hiç de ‘hata’ gibi gelmiyordu Elena. Kaçacak yerin kalmadı artık. Sen benim kadınımsın. Bunu o ürkek bakışlarında, kalbinin göğsümü döven atışlarında okuyabiliyorum. Mantığın ‘kaç’ diyor ama bedenin bana itaat etmek için can atıyor.” Gözleri irileşti, mantığıyla kalbi arasındaki o vahşi savaşı yüzünden okuyabiliyordum. Ama asıl darbeyi henüz vurmamıştım. “Alexander...” dedim, adını bir söz gibi telaffuz ederek. “O benim oğlum. Onu benden sakladığın her saniye i…