ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yazar: Marilyn L. HELL

" Engel olamıyorsan anın tadını çıkart" MARİLYN L. HELL. ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ELENA Kapıyı yumrukladıktan beş dakika sonra, üzerimde siyah dantelli askılı geceliğimle kapıya ilerledim. Islak saçlarım omuzlarıma yapışmıştı, sabahlığımın kuşağını huzursuzca çekiştirerek kapıyı araladım. Karşımda Taranis’i, yarı çıplak ve vahşi haliyle gördüğümde nefesim boğazımda düğümlendi. Bakışları üzerimde bir alev gibi geziniyor, beni adeta gözleriyle soyuyordu. Kim olduğunu anladığım an kapıyı yüzüne kapatmaya yeltendim ama o ağır botuyla buna engel oldu. Sinirle ıslak saçlarımı arkaya doğru çekiştirdim. “Ne istiyorsun?” diye çıkıştım, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak. “Seninle veya bu saçmalıklarla uğraşacak vaktim yok, Taranis. Git buradan.” Beni duymuyormuş gibi içeri daldı. Arkasından kapıyı sertçe kilitleme sesini duyduğumda sırtımdan aşağı bir ürperti indi. Peşinden odaya girdiğimde, etrafta benim yasemin kokum onun varlığıyla çarpışıyordu. O her zamanki sert ve tavizsiz haliyle masaya geçti. “Otur. Konuşacağız,” dedi, sesi bir emir gibi odayı doldurdu. “İlgilenmiyorum, İskoç,” diye mırıldandım, geri adım atmaya niyetim yoktu. Ama o, bir yırtıcı gibi üzerime yürüdü. Neye uğradığımı şaşırmadan kolumdan yakaladığı gibi beni yatağa doğru fırlattı. Yatağın yumuşak zemininde sendeleyerek düştüğüm yerden kalkmaya çabalarken, hırıltılı sesiyle tekrar “Otur dedim!” diye bağırdı. Gözlerimi şaşkınlıkla kırpıştırarak ona baktım, Ne!! Kendini ne sanıyordu ki pislik herif? Masaya getirdiği Burbon şişesini açtı, ve bardaklara doldurdu anlaşılan bu adi herifin saçmalıklarını dinlemek için duble Burbon içmem gerekiyor. Birini bana uzattığında, şaşkınlık karışımı bir hisle dudaklarımı yaladım. Çünkü tam olarak ne diyeceğini de bilmiyordum pislik daha ne diyecekti ki buraya kadar gelip o seksi vücudu ile bana görsel şölen sunarcasına. Onun yaptığı kedinin önüne ciğer sallayıp sonra da ciğeri kediye vermeyen orospu çocuğu kasap gibi.. Sinirden ellerim titreyerek bardağı aldım. Gözlerindeki o karanlık açlık, her zamankinden daha belirgindi. Dudaklarımın kuruduğunu hissederek dilimi çıkartıp dudaklarımı yaladım. Üzerime eğilerek, “Eğer o dudaklarını bir kez daha yalarsan,” dedi, sesi bir bıçak sırtı kadar keskinleşmişti, “Bu sefer ağzında içki değil, ben olacağım. O yüzden beni kışkırtmayı bırak.” Söylediklerini kafamda canlanmasına izin verdim sadece bir anlık, bu düşünceyle klitorisim ihtiyaçla kalp gibi atarken oturduğum yerde kıpırdanmama neden oldu siktiğimin Kelt’i !!!! Karşımdaki sandalyeye, bir kralın tahtına oturması gibi yerleşti. Gözlerini gözlerime dikti. “Şimdi sor,” diye emretti. “Gerçekleri dökme zamanı geldi. Sor ki, beni daha fazla peşinden bu işkenceye sürükleme.” Bardak elimde, alkolün keskin kokusu ve burnuma çarpan erkeksi kokusu arasında sıkışıp kalmıştım. Artık kaçacak yerim kalmadığını biliyordum. Huzursuzca kıpırdandım, altımdaki çarşafın ipek dokusu tenimi yakıyordu. İçimden savurduğum küfürler muhtemelen dudaklarımdan dışarı sızmıştı çünkü Taranis, o karanlık ve alaycı bakışıyla beni süzmeye devam etti. Bariton sesi odada yankılandığında kemiklerimin titrediğini hissettim. “Konuşacak mısın yoksa sikişecek miyiz? Karar ver,” dedi, her kelimesi bir vaat gibi ağırdı. Sinirim birden tavan yaptı ne olacaksa olsundu.... İçkimi tek yudumla kafama dikip yakıcı hissinin tadını çıkarttım. Ve tüm öfkemi kustum. “Sikerler!” Diye patladım. İçimde yıllardır biriken o zehri akıtmanın vakti gelmişti. Durmadım; beni nasıl manipüle ettiğini, o yıllar boyunca bir satranç taşı gibi kullanışını ve bundan aldığı o hastalıklı zevki yüzüne vurdum. Beni paramparça edip arkasında bir enkaz gibi bırakışını, Trabzon’un o bitmek bilmeyen, çaresiz ve soğuk yıllarını tek tek kustum. Benden çok şey alınmıştı giden gitmişti ve bir sırrım vardı, herkesten sakladığım hatta Ali’nin dahi bilmediği büyük yakıcı bir sırdı bu. Planlarımı titizlikle yürütüyordum. Her şey bu adamın hatasıydı her şey.. Güvenli bir ortam bulduğumda onun için yeni bir düzen kuracaktım…