Parçalanmış Geçmiş

ONUNCU BÖLÜM

Yazar:

Parçalanmış Geçmiş – Marilyn L. HELL kitap kapağı
Parçalanmış Geçmiş – Marilyn L. HELL kitap kapağı

ONUNCU BÖLÜM ELENA "Ee, dökülün bakalım," dedim koltuğa yayılırken. "Bizim bu deliyi gecenin köründe hangi şerefsiz çileden çıkardı?" Anton, dikiz aynasından bana baktı; gözlerinde safi karanlık vardı. Oldum olası bu adamda beni ürperten bir şeyler vardı. "Amerika’daki Nicolai Titov, Boston’da bara saldırı düzenlemiş. Adamlardan ikisini barın kapısına boyunlarından asmışlar. Ucube herif bir de pano bırakmış; üstünde 'Sırada Pakhan var' yazıyor." Elimi yumruk yapıp var gücümle ısırdım; acı, zihnimi berraklaştıran tek şeydi. “Bu beyin yoksunu ölmemiş miydi?” diye tısladım. Anton, dikiz aynasından bana tekrar kısa ve keskin bir bakış fırlattı. Direksiyonu tutan parmakları boğum olmuştu. “Hayır, sakat kaldı. Şimdi işlerini paralı askerlere yaptırıyor. Herifler bildiğin ölüm makinesi gibi çalışıyor Elena. Eve geçince videoyu izleyince bana hak vereceksin.” Yanımda oturan İgor, varlığıyla arka koltuğu tamamen dolduruyordu. Dün gece hep birlikte içip eğlenmiş, bir anlığına da olsa her şeyi unutmuştuk. Ama biz o sahte huzurun kollarında uyurken; annem, Greta ve Sarkis bizden önce davranıp çoktan malikaneye geri dönmüşlerdi. Alexander ise hala Helen ve Marco’nun güvenli kollarındaydı. Onu o sessiz evde bırakmış olmanın verdiği o garip huzursuzluk içimi kemiriyordu. “Hımm... Sigara içmeliyim,” dedim sessizliği dağıtmak için. Anton ön koltuktan alaycı bir tavırla araya girdi: “Bıraktın sanıyordum?” Dişlerimi birbirine bastırarak dikiz aynasındaki o gözlere odaklandım. “Nesin sen, dadım mı? Kapa çeneni ve sigarayı ver bana.” Anton ’un gözlerini devirdiğini aynadan net bir şekilde görebiliyordum. Ön taraftan geriye doğru bir dal sigara uzattı. Evet, muhtemelen bırakmam gerekiyordu ama ne zaman niyetlensem ani bir olay patlak veriyor ve ben kendimi yine bu kanser çubuğuna yapışmış halde buluyordum. Evrene güzel enerji diye bağırdığım güne sıçsınlar! Sigaramdan derin bir nefes çekerken, kafamdaki çarkların dönmesini sağlayan kahvemden bir yudum aldım. Igor’un sessizliği, dışarıdaki karanlıktan daha ağırdı. Yarım saat içinde malikanenin bahçesine varmıştık. Çantamı kapıp eve koştum. İçeri adımımı atar atmaz abimin tepesinden dumanlar çıktığını gördüm. Babam ona sakinleşmesi için telkinde bulunurken, abim telefonda bir yerlere talimatlar yağdırmaya çalışıyordu. Beni görünce duraksadı. Dudaklarında o pis, sinir bozucu gülümseme belirdi. “Sonra... benden haber bekleyin,” deyip telefonu kapattı. Etrafıma bakındım; tam bir kaos hakimdi. Masadaki içkiler, evraklar ve bilgisayarlar yerlerdeydi. Salon bu kadar harap haldeyse, çalışma odasına girmeyi düşünmek bile istemiyordum. “Neler oluyor? Gecenin bu saatinde beni niye buralara kadar yordun?” Abim Boris, sesini yükselterek konuştu: “İş bitirici kardeşim de teşrif ettiğine göre artık bir plan yapabiliriz.” Sonra bana yaklaşarak ekledi: “Umarım sağlam bir planın vardır Elena, yoksa vay haline!” Birden yerimden sıçradım Boris konu ise her an patlayacak bir el bombasıydı adetâ... Bunu duyunca daha çok homurdandım. Boris, anneme döndü: “Anne, bizi yalnız bırak.” Boris’in bu emrivaki lafını ikiletmeyen annem, hızla salondan çıktı. Giderken gözleriyle bana sessiz bir mesaj gönderdi; ihtiyacı olan şeyin ben olduğumu o bakışlardan anladım. “Otur,” dedi Boris, karşımdaki ekranı işaret ederek. “Ve şu videoyu izle. Her detayı incele. Sen de bir yıl ordudaydın, sence bunlar da ordudan mı?” “Evet,” dedim soğuk bir sesle. 21 yaşındayken orduya katılmıştım. Keskin nişancıydım; tetiği çektiğim her an ruhumdan bir parça daha kopup gidiyordu. Sadece bir yıl dayanabilmiştim. Tabii o zamanlar o pislik Taranis’e deli gibi aşıkken, kalbimdeki o kör düğümün beni nereye sürükleyeceğini bilmeden ancak bu kadarını becerebilmiştim. O zamanlar asker olmayı her şeyden çok istiyordum. Babamın tanıdıklarını araya sokmasıyla beni hızlı ve sert bir eğitime tabi tutmuşlardı. İşimi severek, tutkuyla yapıyordum; ta ki o lanet İskoç karşıma çıkana kadar. Beni almaya gelmişti. "Bratva'nın sana ihtiyacı var, ordunun değil," dediğinde, p…

Bölümün tamamını WritePad'de oku