KÜLDEN DOĞANLAR
Yazar: Pelisiraa

UZAY Zihin yorgunluğunun diğerlerinden çok daha karmaşık olduğunu anladığım dönemlerdeydim. Beden olarak değil ama kafamın içindeki düşüncelerle adeta bir labirentin içinde buluyordum kendimi. Benim bu güne kadar verdiğim her kararda doğru olanı seçer yoluma bakmaya devam ederdim ama şuan onu yapamıyordum. Kendim için neyin doğru neyin yanlış olsuğunu çözemiyordum. Bir labirentin içindeyim ve orada sıkışık kalmışım gibi bir histi. Her birimiz ayrı yöne savrulmuş gibiydik. Kendi aramızda bile büyük çatırdamalar oluşurken bundan sonra nasıl toparlanacağımıza dair bir çözüm yolu üretemez hale gelmiştik. Bulut'un içine girdiği borçtan dolayı bize tavır almasının nedeni tamamen kendi içindeki gururu ile çatışmasıydı. Onu ne kadar uyarmış olursak olalım ısrarla elindeki parayı sonunu düşünmeden etrafa savurmuştu. Sonunu düşünmeden hareket etmesinin sonucu da kendinibu borç batağının içinde buluvermişti. Daha önceden çalıştığı iş yerinde yine kendine hakim olamasının sonucu büyük bir arbede yaşanmış, Bulut ise müşterilerden birine saldırması sonucu işine son verilmişti. Her ne kadar kendine göre haklı sebepleri olduğunu dile getirse de, sorunlarıyla tek başa çıkma yöntemi şiddetti. Bu şekilde de etrafındaki insanlarla sürekli iletişim kopukluğu yaşayan biri haline gelmişti. Tüm bu kovulmasının ardından birde üzerine ödeyemediği borçlar eklenince öfkesinden etrafındaki her şeye ve herkese saldırmaya başlamıştı. Eğer Ülkü bu durumu bize anlatmasaydı sattığı tek şey o altındaki motor olarak kalmayacağından adım gibi emindim. Nasıl bir sorumsuzluktu bu? O yapmış olduğu borçların devamı kesilmeyecekti. Sonucundabise şuan bulunduğu halinden daha fazla zarar görmüş olacaktı. Gökyüzünde güneşin batmasıyla beraber Bulut henüz eve gelememişti. Büyük bir ihtimalle sabah Ülkü'ye yaptığı davranışın ne kadar yanlış olduğunu kendisi de farkındaydı. Eğer eve gelirse kendince, bizden duyacağı cümlelerden kaçış yolu arıyordu. "Uzay, sen bir arasana Bulut'u." Ülkü bana dönüp bunu istediğinde bakışlarından içindeki o merhamet hissini saklayamıyordu. "En azından bugün gelecek mi onu bilsek? Hava soğudu çünkü, o şimdi öfkesinden dışarıda dört dolanıyordur." "Nerede ne halt ediyorsa etsin! Hiç merak etmiyorum onu." Bunu söylediğimde derin bir nefes vermiştim. Şuan görmek istediğim son insan kendisiydi. Ada ise az önce içtiği bardağı masasına bırakıp konuşmuştu. "Senin işten kovulmana sebep oldu Ülkü! O seni düşünmemiş sen burada hâlâ onu mu bekliyorsun?!" "İstesem de kızamıyorum ki ona Ada. Bana en son söylediği cümleleri düşününce çok ağrıma gidiyor. Kendimi suçlu hissediyorum. Sanki ben güvenilmeyecek kadar berbat bir arkadaşmışım gibi." Ülkü uzaklara dalarak sanki o görüntü beyninde tekrar yankılanırmış gibi konuşmasını sürdürdü. "Size anlattığım için benim güvenilmez biri olduğumu söyledi bana. Ben ne yaptıysam Bulut rahat etsin, para derdi düşünmesin diye yapmıştım. Benim amacım onu size karşı küçük düşürmek değildi." Eren oturduğu sandalyeden ayağa kalkıp, Ülkü'nün yanına doğru gelmişti. "Bunu biliyoruz Ülkü, emin ol Bulut da farkında kötü bir niyetin olmadığını. Hırsını birinden çıkarması lazımdı. Görünen o ki seni seçmiş." Derin bir nefes verdim. Onun bu bir anda alevlenen hallerine alışkındık. Tartışmak, olay çıkarmak onun elinde olmayan bir sebepti ancak bu sefer aramızdan birinin işine son verilmesine sebep olmuştu. Ülkü'nün tek tutkusunun mutfakta olmak, çalışmak olduğunu bildiği halde bunu yapmıştı... Azda olsa Ülkü'ye moral vermek amacıyla konuşmaya dahil olmuştum. "Söylediklerini kendi kulağı bile duymamıştır o sinirle. Öfkesi geçince senden özür dilemek için fırsat kollayacaktır." Ada kaşlarını çatmıştı. "Sende bu sefer affetmeyeceksin Ülkü!" Aramızda bu duruma en çok tahamül edemeyenlerden biriydi. Cümleleri ağzından çıkarken bile hâlâ anın öfkesinde gibiydi. "Bu kaçıncı ya? Bulut canı isteyince olay çıkaracak, herkese ağzına geleni söyleyecek ve bizde günün sonunda hiçbir şey olmamış gibi sineye çekmeye devam mı edeceğiz?" Göz ucuyla Ere…