GÖRÜNMEYENİN YANSIMASI
Yazar: Pelisiraa

Sessiz kalmakta bazen bir isyanın başlangıcıdır aslında. Bazen dil susar kalp konuşur. Kalbin yüreğe ağır geldiği zamanlarda ise beden bile kilitlenir hale gelir. Yaşamaktan korkup yaşamak zorunda kalmanın göstergesidir. Hayat da böyle değil midir zaten? Pusulamız yoktur ama doğru yolu bulmamız beklenir. Seçtiğimiz yolun sonuna gelene kadarda aşmamız gereken engeller silesiyle sınanırız. Gözlerimi açtığımda yavaş yavaş kendime gelebiliyordum. Etrafımdaki kalabalık daha da artmıştı. Herkes ‘iyi misin’ tarzında soruları bana yöneltirken olduğum yerden doğrulmaya çalışmıştım ama başımın tam arkasında duran ve beni düşmemem için destekleyen bir eli fark ettiğimde gözlerimi yavaş bir şekilde yanımda duran kişiye çevirdiğimde Ada ile göz göze gelmiştik. Eli hemen benim başımı destekliyor yüzünde ise korkuyla karışık bir ifade vardı. Hemen yanıbaşında duran kişi ise Eren’di. Bana bakıp telaşlı bir şekilde konuşmuştu. ‘‘Kendini nasıl hissediyorsun? Başın dönüyor mu?’’ Olduğum yerden doğrulduğumda Ada yardım etmek istercesine bana destek olduğunda kısık bir ses tonuyla ona dönüp cevap vermiştim. ‘‘Bırak! İyiyim ben...’’ Ayağa kalkabilmemle etrafımdaki topluluk dağılmaya başlamıştı. Ada ve Eren ise yanımda durmaya devam ediyorlardı. Eren hızlı adımlarla yan tarafta duran satıcının yanına gidip bir su alıp geri döndüğünde bana uzatmıştı. ‘‘Biraz içmek ister misin?’’ sorusunu yönelttiğinde tekrardan yüz ifademi sertleştirip eski halime dönmüştüm. Eren’in uzattığı şişeyi elimle kenara ittirmiştim. ‘‘İstemez su falan! Sizden gelecek yardım hiç olmasa da olur.’’ ‘‘Parla bence şuan bize öfke kusmanın yeri değil. Az önceki halini gördük. Ne kadar bizi terslersen tersle seni bu halde bırakıp gidemeyiz.’’ Bu cümleleri kuran kişi Ada’ydı. Beni bu halde bırakmamak... Ondan duymak bile gülünç bir durumdu. Bu cümleler Ada’ya çok uzaktı. Bırakıp gitmeyi en iyi bilen kişi onlardı. Şimdi ise vicdanları mı sızlamıştı bana karşı? ‘‘Kendi başımın çaresine bakabiliyorum artık. Birilerinin yanımda durup bana göz kulak olmasına ihtiyacım yok. Ben o yaşları çoktan geçtim.’’ ‘‘Yüzümüzü görmek istememekte haklısın Parla. Senin yerinde olmuş olsam benimde içim soğumazdı. En azından şuan seni evine kadar götürmemize izin ver. Güvenli bir yere gittiğini görmeden içimiz rahat etmeyecek.’’ Dudağımın kenarını kıvırıp ‘‘Güvenli bir yer ha?’’ diyerek alaycı bir tebesümle karşılık vermiştim. '‘Benim için güvenli olmayan tek yer sizin olmadığınız yerdir. O ormanda tek başıma kaldığım gün gibi, bugünde buradan tek başıma evime gidebilirim, size ihtiyacım olacağını sanmıyorum.’’ Ada bu sefer bana bakarken bakışları olduğundan daha farklılaşmış ve kaşlarını çatmıştı. ‘‘Bize bir yabancıymışız gibi davranmak hoşuna gidiyor dimi?’’ ses tonu soğuktu. Her zaman olduğundan daha buz gibi bir hali vardı. Bende tıpkı onun bana yaklaşma tavrı gibi aynı tondan cevap vermiştim. ‘‘Keşke yabancı olsaydık Ada. Yabancılar insanı yarı yolda bırakmaz, sadece yoluna devam ederler. Siz ise beni o gece karanlığa gömdünüz.’’ ‘‘Kimse seni orada bırakmak istemedi.’’ Bu ses ise Eren’e aitti. ‘‘Olanları anlattık sana. İnanmamak, bize sırtını dönmek senin kararındı. Sana saygı duymaktan başka şansımız yoktu ama sende anla artık. Biz senin kötülüğünü istemiyoruz. Bunu bilmen yeterli.’’ Ada’nın aksine Eren’in cümlelerinden anladığım kadarıyla benimle gerçek anlamda empati yapmaya çalışabilen yalnızca oymuş gibiydi. Bu yüzden bu cümleleri benim için anlamlıydı. En azından hatasını kabul eden tek kişiydi aralarında. ‘‘Biz her gün keşke öyle olmasaydı diye düşündük. Tamam belki senin yaşadıklarını bilmeden yorum yapmamamız gerekir ama bizim içinde hiçbir şey kolay olmadı ama bir kere bile bizi dinlemek istemediğin için bunların hiçbirini bilmek istemedin.’’ ‘‘Tamda söylediğin gibi Ada. Bilmiyorum ve öğrenmeye de niyetim yok. Sizin dediğiniz ‘keşke’ lafları geçmişi düzeltmiyor. Bu yüzden bence alışın bu duruma. Çünkü sizinle birer yabancı gibi olmaya devam edeceğiz.’’ Bakışlarımı çok kısa bir an sokağın k…