KARANLIĞIN GÖLGESİ
Yazar: Pelisiraa

PARLA Başarmıştım... Yıllarca hayalini kurduğum ve nasıl olurdu diye sürekli düşündüğüm şeyi gerçekleştirmiştim. Ben artık kaçmıyordum. Olduğum kişiden de, geçmişimden de... Yere düşen ve toplanması unutulan o kesik cam parçalarını izliyordum. Bundan sonra da toplamaya niyetim yoktu ama üzerine basıp geçmeyi çok iyi bilecektim. Dışarıda rüzgardan dolayı dalların yaprakları bile savrulurken bende tam şu an o rüzgarda savrulanlardan yalnızca biriydim. Yalnızlığım için değil hayatın akışına kendimi bıraktığım için savruluyordum. Acımı güce dönüştürmeyi başarabilmiştim. Evime geldiğimde ise anahtarla kapıyı açtığım an farkına varmıştım ki içime çektiğim her nefeste artık batıyor gibi hissetmeyecektim. Şimdi ruhum daha fazla huzurla dolacaktı. Kenara ayırdığım şampanyalardan birini açıp kadehime doldurmuştum. Doğum günümün şerefine bu da benim kendimi ödüllendirme şeklimdi. Telefonumdan kısık sesle bir müzik açtıktan hemen sonra bardağımı alıp balkona doğru ilerlemiştim. Bu eve henüz yeni taşındığım için hiçbir eşya yerli yerinde değil ev ise olması gerekenden bile daha fazla dağınıktı ama şuan bunların hiçbirine aldırış etmiyordum. Yalnızca dışarıdaki manzarayı izleyip yavaş bir şekilde kadehimi yudumluyordum. ** 15 YIL ÖNCE ‘’Yıldızlar çok güzel görünüyorlar dimi Parla?’’ Ülkü’nün parmağıyla işaret ettiği yöne doğru bakmıştı kız kardeşi. ‘’Güzeller ama o kadar fazla var ki bunları sayamıyorum bile.’’ Dediğinde hafifçe kıkırdamıştı Parla. ‘’Sayamayız ki zaten! Çünkü hem çok fazlalar hemde hepsi birbirine benziyorlar.’’ Ülkü bir an için gözlerini hilal şeklinde gökyüzünde duran aya odakladı. ‘’Ama ay yalnızca bir tane onu asla karıştırmayız. Hatta bence yıldızlardan bile güzeli o.’’ ‘’Bencede çok parlak ve baktıkça insana kendini iyi hissettiriyor. Mesela ben her üzgün olduğumda gece gökyüzüne bakmayı çok seviyorum. Annem dedi ki, dünyada yaşayan insanların hepsi aynı gökyüzüne bakarlarmış. Yani nerede olursak olalım baktığımız yer aynı olurmuş. Bu çok garip değil mi?’’ ‘’Garip ama düşününce eğlenceli bence. Birbirimizden uzak yerlerde bile olsak başımızı kaldırdığımızda aynı manzaraya bakacağız.’’ ** Annem sırf biz karanlıktan korkmayalım diye bize gökyüzünü sevdirmişti. Bende alışkanlık haline gelmiş gibiydi. Bazen saatlerce bile gökyüzüne bakardım. Ne zaman mutsuz ve içime kapandığımı hissetsem bana iyi gelirdi. Ülkü de öyle miydi acaba? Bunu çoğu kez aklıma getiriyordum. Nasıl bir insana dönüşmüştü? Hatta bazen de benim hissettiklerimi o da hissetmiş midir? Onunda canı tıpkı benim kadar yanmış mıdır? Bu soruların cevabını arıyordum. Gerçi ben o ‘ikizler birbirlerinin hissettiklerini hisseder.’ Cümlesinin tamamen bir hurafeden ibaret olduğunu düşünüyordum. Eğer benim yaşadıklarımın bir nebzesini bile hissetmiş olsaydı şuan ayağa bile kalkamazdı. Kapı zilinin ısrarla ardı ardına çaldığını duyduğumda elimdeki kadehi bırakıp kapıya doğru yönelmiştim. Kapıyı açmadan hemen önce delikten baktığımda gördüğüm süliet ile kalbim tekrardan sıkışmaya başlamıştı. Benim burada yaşadığımı nereden öğrenip kapıma kadar gelebilmişti? Kapıyı açar açmaz onun gözlerinin tam içine korkusuzca bakmıştım. ‘’Taner ben sana yüz kere demedim mi bir daha karşıma çıkmayacaksın diye! İstanbul’a gecenin bu vakti yaşadığım eve gelecek kadar laftan anlamayan bir ruh hastası olduğunu unutmuşum!’ Taner beni o adamların elinden kurtarıp kendi evlatları gibi sahiplenen Hakan abinin oğluydu. Babasının aksine asla ona benzemiyor tamamen saplantılı bir derecede adlandırılabileceğim hareketleri vardı. Ben onlarla yaşarken bile çoğunlukla yaptıklarından rahatsızlık duyduğumu Hakan abiye iletsem bile oğlunu sert bir şekilde uyarmaları işe yaramamıştı. Geceleri sırf onun yüzünden yattığım odanın kapısını kilitlemek zorunda kalıyordum. Tıpkı küçüklüğümde her gece başımı yastığa koyduğum gecelerin bir benzeri gibi. O zamanlar sesimi çıkarmaya bile korkar hale gelmiştim. En ufak bir hareketimin gözlerine batmasıyla başlardı şiddet... Bazen saatlerce sürer ve kemiklerimi hiss…