İHANETİN ACISI
Yazar: Pelisiraa

PARLA Bir gece sessizliği çökmüştü yıldızların üzerine, bulutlar tam kalbimin orta yerinde kararmıştı. Tıpkı kalbimde o bulutlar gibi zifiri karanlığa gömülmüştü. Kalp kararması öyle zalim bir duygudur ki asla tarifi olmaz ve bundan geri dönüşü de... Kalbinin kararmasına, ruhunun yavaş yavaş senin kontrolünden ayrılıp bir taş duvara dönüşmesi bile yalnızca yaşayanın bileceği tarifsiz bir histir. Sahi bir insanın içindeki sevginin tamamen kaybolması ve papatyaları bile koparmaya kıyamayan bir kadının, ortalığı ateşe verebilecek kadar bir hissize dönüşmesi nasıl hissettirir? Ben çocukluğumda o kadar içten gülüp öyle sevilen bir kız çocuğu olmuştum ki; Şuan o gözlerinin içindeki ışıkla gülen kız çocuğu dönüştüğüm kişiliği görse yüksek ihtimalle kurduğu hiçbir hayal dünyasının gerçek olmadığını anlar ve şuan olduğum kişi yüzünden benden nefret ederdi ama o kız çocuğunun bilmesi gereken bir şey vardı. Daha fazla ona zarar veremesinler diye böyle birine dönüşmüştüm. Bundan tam on beş yıl önce daha henüz daha umutları elinden alınmamış halimin en sevdiği şeylerden biri ikiz kardeşiyle gece birbirlerine sarılarak uyudukları o masum anlardı... Gelecekten dileğim ise ne olursa olsun kardeşimle yan yana olmaktı. Bazen birbirimize kızsak, her çocukta olduğu gibi en sevdiğimiz oyuncak için kavgaya tutuşsak bile günün sonunda birbirimize küs olarak uyuyamazdık. Çünkü aynı candandık, duygularımızı anlamak dışında kalplerimizin ritmini bile hissettiğimiz anlar oluyordu. Her şey tam olması gibiydi. Bir çocuğun hak ettiği sıcak bir yuva ve içinde paha biçilemeyen mutluluklarla dolu. Birde sürekli yan yana olduğumuz arkadaş grubumuz vardı. Aynı mahallede yaşıyorduk, yan apartmanlarda ama kardeşten öteydik. Aynı sokaklarda saatlerce hep beraber koşturur, canımız çıkana kadar oyun oynamaya devam ederdik. Bana bisiklet sürmeyi bile öğreten, düştüğümde yaramı üfleyerek canımın acımasından korkan kardeşlerimdi onlar. Ama canımı en çok onların yakacağından habersizdim. Şimdi ise birbirlerini çok iyi tanıyan yabancılara dönüşmüştük. İkiz kardeşim Ülkü ve ben daha altı yaşımıza yeni basmıştık. Doğum günü pastamızı kesip beraber kutlayacağımız gün benim kabusuma dönüşmüştü ** 15 YIL ÖNCE Güneşin gökyüzünde süzüldüğü ve neşe çığlıklarının tüm evi sarıp sarmaladığı bir yaz günüydü. Tarihler 6 Haziran 2011’i gösterirken Parla ve Ülkü ise evinin bahçesinde arkadaşlarıyla oturuyorlardı. Ada büyük bir mutlulukla arkasına sakladığı küçük hediye paketlerini çıkarmış arkadaşlarına uzattığında yüzündeki gülümseme ve heyecanı gözlerinden okunuyordu. ‘’Bunu annemle beraber sizin için aldık. Umarım beğenirsiniz.’’ İkizler hediyelerini açtıktan sonra en sevdikleri oyuncaklardan birini görünce ikisi aynı anda Ada’ya sarılmışlardı. ‘’Ben bunun aynısından çok istiyordum! Çok teşekkür ederim Ada!’’ Parla heyecandan elleri titrerken o çok sevdiği kalpli bilekliği bileğine geçirmişti ama bir türlü kapatmayı beceremiyordu. ‘’Olmuyor ben bunu takamıyorum!’’ Bir yandan söylenmeye devam ederken diğer yandan ise daha hırslı bir şekilde çabalıyordu. Uzay ise onu izlerken gülümseyerek ayağa kalkıp ona bir adım yaklaşmıştı. ‘’Çünkü sen henüz ayakkabını bile bağlamayı bilmiyorsun. Bunu yapamaman çok normal.’’ Diye söylenerek, kız kardeşi gibi gördüğü Parla’ya yardım etmek için bilekliğini koluna takmıştı. Uzay yaş olarak onlardan beş yaş daha büyüktü. Aynı apartmanda yan dairede oturuyorlardı. Bu yüzden Uzay çoğu zaman onlara abilik yapıyor hemde hayatı boyunca kendi ailesinin ona göstermediği sevgisizliği o birlikte büyüdüğü bu minik dostlarından görüyordu. Ülkü ise çoktan bilekliğini takmış bir şekilde mutlulukla yerinde zıplıyordu. ‘’Bende henüz altı yaşındayım ama bilekliğimi takabiliyorum Uzay abi.’’ Diyerek kendini savunmuştu. ‘’Aferin sana ufaklık, sen bir şeyi de bilmesen olmaz.’’ Uzay ellerini Ülkü’nün saçlarına götürüp gülümsemişti. Üçü beraber konuşurlarken uzaktan yanlarına gelen Eren ve Bulut’u görmeleriyle onlara dönmüşlerdi. Bulut da tıpkı ikizler gibi altı yaşındayd…