8| Canavar ve Porselen Bebek
Yazar: aslı Keleş

8. bölümün adı; Canavar Ve Porselen Bebek "Kız çocuğu büyüdü, bir kadın olarak çocukluğunun cesedini kalbine gömdü." Bir varmış, bir yokmuş; Var olmak için çırpınan küçük kız yok olmaya mahkum edilmiş. Bir varmış, bir yokmuş; Ruhu azat edilmek için bekliyormuş küçük kız çocuğu, dizlerinde yaralar, ellerinde ise işlemediği suçların kefaretiyle. Bir varmış ve bir yokmuş; Mutlu bitmesi gereken bir masal, Araf'ın kolları arasında parçalanmış tüm umut kırıntılarıyla. Tenime çarpan soğuk su iliklerime kadar üşütürken bir kez daha başımı kaldırmak için sarf ettim kalan son gücümü, karşımda bana bakan bir çift göze bakabilmek için. Benimkilere benzeyen irislerine baktım baygın bakışlarımla. Bileklerime sarılmış zincirler olmasa belki de çoktan, ayaklarıma ağır gelen bedenim yere serilmişti. Bacağımdaki sızıyı unutmaya çalışarak kulağıma uğultu şeklinde ilişen sesine odaklanmaya çalıştım. "Senin hakkında ufak bir araştırma yaptım," dili dişlerini gezintiye çıkarken ben yüzüne anlamayan ifadelerle bakıyordum. Elinde tuttuğu fotoğraflardan birini görebileceğim bir mesafede tuttu. Acıdan dolayı yoğunlaşmış gözlerim annemin gençlik fotoğraflarından birine ilişti. Bedenimi saran korkuya eşlik etti nefret duygum, korkuyor bile olsam bu fotoğrafların bu piçin elinde olması beni sinirlendirmişti. Parmaklarının arasından kayan fotoğrafa kaydı gözlerim istemsizce, annemin gençliğinden kalma bir fotoğraftı. Aynı fotoğrafı bende görmüştüm üstelik defalarca, fakat yanında ki adam? "Ah, Rüya karaca." dudakları kıvrılırken yere düşen fotoğrafı yanında ki adam ona geri uzatmıştı. Yanındaki adam kimdi? Onlarca kez sormama rağmen cevapsız bırakılan sorulardan bir tanesiydi sadece. "Biliyor musun, annen de gençliğinde en az senin kadar güzeldi." Gözlerim yuvarlarından ayrılmak istercesine irileşirken yüzüne tükürdüm sertçe. Kahverengi gözlerindeki iris tiksintiyle büyüdü, lacivert takım elbisesinin ön cebinde bulunan beyaz mendiliyle çenesini sildi. "Sakın!" dedim zoraki bir sesle. Sanki tüm kelimelerim bir bir dilimin ucuna asılmış can çekişiyorlardı. "Annemin adını ağızına dahi alma!" dişlerimi sıkarak kurduğum cümleye karşı ufak bir tebessüm bahşetmişti bana. Kısılan gözlerini dikti acımasızca üzerime, yanındaki adama elindeki fotoğrafları uzattı. "Hiç mi sormayacaksın," dedi. Gür kirpiklerinin kalbimi bir ok gibi isabet aldığını hissettim. "O adam kim diye?" sözlerindeki ima aklıma ister istemez cevaplar sunarken gerildiğimi hissettim ama ağızımı aralayamadım. Gücümün son demlerindeydim şu anda. "Bendim," dedi. Beni hedef olan o kirpikleri kalbime saplandığına emindim. Dolan gözlerimden akmalarına izin verdim inci tanelerimin, kader diyorduk ya işte. Söylesene, dedi iç sesim. Annemiz neden bizden sırlar sakladı. Sahi neden bizden sırlar saklamıştı ve nasıl, nasıl olurda kalbi simsiyah bir adama aşık oluvermişti. Geçmiş zaman (11.09.2012) Küçük kız çocuğu elinde tuttuğu annesinin fotoğrafını sevdi minik parmaklarıyla, yanında onun omzuna kolunu sarmış adama baktı dikkatlice. Daha yirmilerinin başında olan bu adam yüzünün yarısını genç kadına dönmüş, kısılan gözleriyle kocaman gülümsüyordu. "Annemi bu abi kim?" dedi küçük kız çocuğu, dilindeki pelteklikten artık kurtulmuş kelimelerini çok güzel telaffuz ediyordu. Annesinin gözleri bir an olsun boşluğa dalarken küçük kız çocuğunun minik yüreği burkuldu, acaba yanlış bir şey mi söyledim diye düşünüyordu. Annesinin hatıralarında yer eden güzel anılar boşluğa düşürmüştü kadını, o anılarda mutluydu, huzurluydu. Fakat bu hikayenin başlangıcı gibi güzel değildi sonu, buna üzülüyordu kadın. Oysa kim istemezdi ki ilk aşkıyla evlenmeyi, çocuğunu onunla birlikte büyütmeyi. Ama o istememişti işte, içinde sakladığı canavar bir başkasını incittiğinde kaçmıştı ondan. "Kitabımın bir bölümünden." dedi annesi. Gençliğinde sarı olan saçları yılların vermiş olduğu yorgunluk ve de kırgınlıkla beyazlamıştı. Küçük kızına baktı hüzünle, ne de çok babasına benziyordu, umarım dedi kadın içinden, umarım küçük kalbinde benimki g…