24| Cinayetleri Çiçeklerle Süsleyen Adam Kapr geçtiğimiz ilk an artık, artık ev bana ait değildi; duvarların suçlar fısıltılarını duyuyordum. İki yanımda koluma girmiş polis memurları ile arabaya doğru yürürken kafamı arkaya çevirdim. Anlayamadığım biri sürü yüz bana bakıyordu. Organizasyon ekibi kendi aralarında birbirlerine eğilmiş fısıldaşıyorlardı. Yengem suratını asmış kollarını birbirine bağlamış sinirli ve bilmiş bir yüz ifadesi takınmıştı. Çocuklar... ağlıyorlardı ama bizimkilerin ne düşündüğünü, hissettiğini anlayamıyordum. Annemin sesi ardımda kaldı o an, polislerin adımları önümde. Başımı önüme eğip açtıkları kapıdan arabaya bindim. Yarım saatin sonunda karakola varmıştık. Sessiz geçen bu zaman dilimi bir ömür gibi gelmişti bana. Ellerim kelepçeli, iki kolumda da polis memurları eşliğinde karakola girdiğimiz de beni sorgu odasına götürmüşlerdi. Ellerim serbest kalırken bileklerimi ovuşturdum. Bileklerime değen soğuk metal bileklerimi sıkıp kızartmıştı. Bir kaç dakikanın ardından odaya sivil biri girdi. Kırklı yaşlarında olan; tişörtü göbeğini germiş, bana kızgın ifadesi ve çatık kaşlarıyla bakıyordu. Sandalyeyi çekip karşıma oturdu ve bir dosya açtı önüme. Şişmiş ve çürümüş olan ceset kokusu burnuma kadar gelmişti. ‘’Neden öldürdün?’’ soğuk ve sert sesi insanın iliklerine işliyordu. Durumun ciddiyetine duruşumu dikleştirdim. Suçlu değildim bu yüzden içim rahattı. Adamın işaret parmağı dosya da ki ismin üzerinde gezinirken sorusunu tekrarladı. Bu defa daha yüksek ve kızgın çıkmıştı sesi, sessizliğime inat. Gerilen vücudum yüzünden tırnaklarımı yeme isteği bastırıyordu. Lakin bunu yapsam suçlu konumuna düşeceğimden emindim. Zaten yargısız infazın eşiğinde duruyordum. ‘’Bak küçük hanım; zenginliğin seni kurtarmaz.’’ Derin bir soluk aldım adam konuşmasına devam ederken. ‘’cinayeti itiraf edersen cezanda indirim uygulanır.’’ Suçlu olduğumu itiraf etmem için heyecanla bekliyordu. Bir an önce katili bulup sıcak kahvesini içmek için can attığına emindim ama biraz daha beklemek zorundaydı. Çünkü katil karşısında oturmuyordu, şu an dışarı da sıcak kahvesini yudumluyor ya da insanların arasında geziniyordu. ‘’Aradığınız kişi ben değilim.’’ Dedim sakince. Adam öfkeyle ayaklanıp masada ki dosyaya elini vurdu setçe. ‘’O zaman niye kırılan camda ve dağılan evde parmak izlerin var!’’ donakaldım. Söyledikleri sayesinde şoka uğramıştım. kızgın ifadesiyle bana bağırıyordu. Yerimde sıçrarken onun bundan keyif aldığı yüzünden anlaşılıyordu. Eli hala dosyanın üzerindeyken eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. ‘’Bu kadar aptalsan niye üvey babanı öldürdün küçük hanım?’’ fısıldayarak konuşması tüylerimi ürpertmişti. Artık olay bir cinayet soruşturmasından çıkmış, üzerime kalan bir cinayete dönüşmüştü. ‘’O adamı en son aylar önce gördüm ben!’’ dedim sesim istemsizce yükselirken. Kanımda dolaşan adrenalin arttıkça kendimi koruma içgüdüm de bir o kadar artmıştı. ‘’O zaman niye o evde parmak izlerin var?’’ açıklamam onu tatmin eder miydi ki? Yine de denemem lazımdı. Gerçekleri tek benim biliyor olmam işleri zora soksa da yapacak bir şey yoktu. Anahtarımı Bedizler de unutmuş olmama bir kez daha sövdüm içimden. ‘’Ben annem ile olan fotoğraflarımızı almak için gittim oraya. Camı kırdım çünkü anahtarım yoktu. Ben gittiğimde o adam zaten orada değildi.’’ Dedim dişlerimi sıkarak. Ellerim masanın kenarlarını sıkıştırırken istemsizce öne doğru eğilmiştim. Kapı aralanıp içeriye avukat girdi. ‘’Bende Bade Korsoy’un avukatı, Nazmi Çelik. Bade Hanım konuşmama hakkına sahipsiniz.’’ Kurduğu cümle ile rahatlarken ‘’Nasıl ölmüş?’’ diye sordum aniden. Kendimi sandalyede geriye kaydırıp yaslandım. Kollarımı birbirine bağlarken biraz da olsa rahatlamaya başlamıştım avukatımız gelince. Polis gergin bakışlarıyla bir avukata bir bana bakarken konuşmaya başladı. ‘’Boğularak ölmüş üzerinde herhangi bir DNA’ya rastlanmadı. Fakat evinde yaptığımız incelemeler doğrultusunda bütün okar sizi gösteriyor küçük hanım.’’ Küçümser ve gergin tavrı devam ederken ses tonu alçalmıştı. Buraya kadar mıydı demek istedim, diyemedim. Daha yeni durulmuşken sinirleri gerecek herhangi bir kelimeye lüzum yoktu. Avukat önümde ki dosyayı eline alıp incelemeye başlamıştı. Arada bir göz ucuyla bana bakıyordu. Hadi ama böyle bir şey yapacak birine benziyor muydum ben? ‘’Bade hanımı serbest bırakmanızı talep edeceğim, orta da suçlayacak hiç bir deliliniz yokken özgürlüğüne mani olamazsınız.’’ Avukatımın kendinden emin duruşu ve net ses tonu içime su serpse de olayın bu şekilde kapanmayacağını biliyordum. ‘’Yarım saat sonra nöbetçi mahkemeye çıkacak. Buna hakim karar verir avukat. Eğer suçlu bulunursa memnuniyetle ellerine kelepçeyi ben takacağım!’’ korkuyla yutkunup yerimde kıpırdandım. Bir kaç dakikanın ardından içeriye iki tane polis memuru girdi ve tekrardan ellerime kelepçe taktılar. Buna ne gerek vardı, kaçmazdım. Kaçamazdım ki... bu işin doğrusunu öğrenmeden ailemin yüzüne bakamazdım. Beni mahkeme salonuna götürmek için polis arabasına bindirdiler. Kısa bir yolculuğun ardından adliyenin önüne gelmiştik. Kapıdaki kalabalığı görünce bir an donakaldım. O adamın akrabaları, röportaj almak için bekleyen mikrofonlar. Bizimkiler yoktu. Acaba korsoylardan bir katil çıkması onları utandırmış mıydı? Yüzümü öne eğmek geldi içimden insanlara doğru yürürken ama yapmadım. Ellerim önde kelepçeli başım dik yürümeye başladık adliyenin önüne doğru. Ben yaklaştıkça bağrışmalar yükselmeye başlamıştı. ‘’Ne istedin oğlumdan? Bunca yıl babalık yapmadı mı sana?’’ Üvey babaannem feryat figan bağırırken suratına tiksintiyle baktım sadece. Ardından ablası bağırmaya başladı. Gazeteciler yaklaştı sorular sormak için. ‘’Bade hanım Adem Karaca’yı öldürdüğünüz doğru?’’ sesler giderek artmaya devam ediyordu. ‘’Bade hanım üvey babanızı niye öldürdünüz?’’ ‘’Mezarın bile olmaz inşallah!’’ ‘’Oğlumun acısını senden çıkartacağım!’’ Bunca bağırış ve sorunun ardından hızlı adımlarla götürmüştü polis memurları beni. Davanın görüleceği kata çıktığımız da ailemi görmeyi beklemiyordum. ‘’Bade!’’ dayım koşarak yanıma gelip polis memurlarına aldırış etmeden sarıldı bana. Ardından dedem geldi sarsak adımlarla elimi omuzuma koydu. Dayım yüzüm avuçları arasına alıp konuşmaya devam etti. ‘’Merak etme, senin arkandayız. Suçsuz olduğunu biliyorum güzelim.’’ Dolan gözlerime engel olamadım. Geceden beri kendime hakim olsam da onları karşım da bu şekilde görmek beni de yenik düşürmüştü. Polis memurlarının beni uzaklaştırıp, mahkeme salonuna sürüklemesi ile yollarımız ayrılmıştı. Sakin adımlarla kürsüye çıkarıldım. Ellerimde ki kelepçeleri çıkartıp beni orada tek başıma bıraktılar. Karşımda ki hakim acıyan gözlerle bakıyordu bana. Arkama baktım. Herkes yavaş yavaş mahkeme salonuna giriyordu. ‘’Allah’ı cezası!’’ ağlayarak boğazı yırtılırcasına bağıran kadına baktım. Hakim tokmağını masaya vurduğunda tok bir ses yankılandı salonda. ‘’Hanımefendi burası mahkeme salonu böyle davranacaksanız, çıkartırız sizi.’’ Kadın hüzünle başını sallayarak gözlerinden yaşlar aka aka yerine oturmak zorunda kaldı. Tokmağı tekrar vurdu, tekrar ve tekrar. Mahkeme başlamıştı. ‘’Sanık ayağa kalksın.’’ İlk kez kimliğimin bir önemi yoktu. İlk kez kimseydim. Titreyen bacaklarımla zar zor ayağa kalkıp hafifçe öksürdüm. ‘’Bade korsoy, Adem karaca cinayetiyle suçlanıyorsunuz. Bir şeyler söylemek ister misiniz?’’ Çıt dahi çıkmayan ortama yayılan daktilo sesi beni daha çok geriyordu. Söyleyeceğim her bir kelimenin kayıt altına alınacak olması ürkütücüydü. Başımı salladım ‘Evet’ dercesine. Avukat ayağa kalktı, konuşmak istediğini söyledi dudaklarını oynatarak ama ben ‘sorun değil’ diye fısıldadım. ‘’Hakim bey ben bundan bir kaç ay önce o eve gittim. Annemin fotoğraflarını almak için, anahtarım olmadığı için arka pencereyi kırmak zorunda kaldım. Eve girerken de kırık cam kolumun köşesini kesti. Eve girdiğimde ev de hiç kimse yoktu size yemin ederim. Sadece fotoğrafları alıp çıktım.’’ Tek bir solukta konuştuğum için hem nefesim kesilmişti hem de boğazım kurumuştu. Hafifçe öksürdüm boğazımı temizlemek için. İnanmak için bir sebep aramak için gözleriyle yüzümü incelemeye başlamıştı. Neticesinde son kararı verecek olan da oydu. ‘’Peki o evden niye kaçtın, aylar sonra Adem Karacayı öldürmeyi planlamış mıydın?’’ kafamı ‘hayır’ anlamın da salladım. Ben öldürmemiştim. Her şeyi anlatsam ne kaybedebilirdim. Bence hiç bir şey. İstemsizce silktiğim omuzlarıma engel olamamıştım. İçimde oluşan öfkeye ve nefrete engel olmaya çalıştım. Titrememesini umduğum sesimle konuşmaya başladım. ‘’Ben Bediz Arden tarafından kaçırıldım, aylarca bir evde tutuldum. Bir kaç davet ve birinden intikam almak için kullanılmaya çalışıldım. Mehmet Karalay öz babam. Gerçekleri öğrenince oradan kaçmayı başardım. Eve aylar sonra dönmenin sebebi de budur efendim.’’ Dedim titreyen ellerim ile tahta kürsüyü sıkı sıkıya tutarken. Bir kaç saniyeliğine arkama baktım. Dedemin gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Yüzündeki siniri seğiren gözünden ve sıktığı yumruğundan anlayabiliyordum. ‘’Hakim bey duydunuz. Müvekkilim suçsuzdur! Dosya da ölüm günü ve saatine bakacak olursak , Adem Karaca’nın öldürüldüğü tarihlerde müvekkilim Korsoy ailesinin yanında çalışıyordu.’’ Avukatın sözlerine karşılık hakimin kaşları havalandı. ‘’Peki bunu doğrulayacak biri var mıdır?’’ arkama baktım dudaklarımı birbirine bastırıp. ‘’Dışarı da bekliyor.’’ Dedi kapı da ki görevli. Hakim bey eliyle, ‘Gelsin’ diye işaret verince kapıyı açtılar. Meraklı gözlerle gelecek olan kişiye baktım. Fadime abla temkinli adımlarla girdi içeriye. Gözlerine işlemiş korku ellerinin titremesine sebep oluyordu. Sarsak adımlarla kürsüye doğru yaklaştı. ‘’Seni dinliyoruz Fadime Göktürk.’’ Fadime abla bir kaç kez yutkunup konuşmaya başladı. ‘’benim ile beraberdi hakim bey evi temizliyorduk.’’ Tek bir cümle. Netti ama bir o kadar titriyordu sesi. Hakim tokmağını kürsüye vurdu o an oturan herkes ayaklandı. İçimde yanıp sönen umut ışığıyla birlikte gözlerinin içine bakıyordum. ‘’Yaz kızım;’’ dudaklarımı dişlemeye, ellerimi sıkmaya başlamıştım. Yaşadığım en boğucu anlardan biri bu andı. ‘’Sanığın delil yetersizliği nedeniyle tutuksuz yargılanmasına, soruşturma kapmasında yeni deliller ışığında tekrardan mahkemeye çıkışı için yurtdışı yasağına karar verilmiştir.’’ Ellerim ile yüzümü sıvazlayıp hıçkırıklar içinde Fadime ablaya sarıldım. Bizimkiler yanıma gelmişlerdi, ‘’Suçsuz olduğunu biliyorduk kızım.’’ Dedi dedem sarılırken. ‘’Bu konuyu evde konuşacağız.’’ Diyerek kulağıma fısıldadı. Kafamı salladım. Buradan çıktığım takdirde ne anlatacağım ya da geçmişimle ilgili neyi didikleyecekleri umurumda değildi. Sadece bir an önce eve gitmek istiyordum. ‘’Ne olur, lütfen eve gidelim.’’ Mahir dayım kafasıyla beni onaylayıp belimden iterek beni salondan çıkarttı. Alt kata indik çıkışa doğru ilerlemeye başladık. Dış kapıya geldiğimiz de kaosun hala hakimiyet gösterdiğini fark ettim. Dedikodu kameraları hala bizi gözetliyordu, ağımızdan laf almak için mikrofonlarını bize yöneltmişlerdi. ‘’Cinayeti itiraf ettiniz mi?’’ artık cidden saçmalıyorlardı. Ne kadar iğrenç bir camia burası böyle. Kim düşse daha çok tekme atmaya çalışıyorlardı. Arkadan kopan çığlığa doğru döndürdüm bir anda. ‘’Seni parçalayacağım!’’ üzerime koşarak gelen kadına baktım. İrkilerek bir kaç adım geriye giderken Dedem koşan kadının önüne geçti. Kadın elindeki çantayı bana savurup vurmaya çalışıyordu. O sıra da araya Mahir dayım girip kadının tutup geriye çekti. ‘’Abla bir kendine gel, Bade suçsuz!’’ kadın o kadar kilitlenmişti ki duymuyordu bile söylenenleri tıpkı bende onun gibi kalmıştım orada şok olmuş bir şekilde. Polis memurları araya girip kadını uzaklaştırdılar. ‘’Hadi gidelim güzelim.’’ Dayım benim koluma girip çekiştirmeye başlayınca mecburen yürümek zorunda kalmıştım ama arkam hala dönüktü onlara karşı. Polis ekipleri habercileri dağıtmaya çalışırken, biz kalabalığın arasından zar zor ilerlemeye çalışıyorduk. Arabaların yanına geldiğimiz de; dayım kapıyı açtı, ben bindikten sonra da kapatıp şoför koltuğuna oturdu. Gözlerim hala daha dışarıda geziniyordu. Her kimse benim üzerime kalacağını biliyor olmalıydı. Belki o da buradaydı. Otoparkın köşesinde ki siyah kabanlı adam dikkatimi çekti. Taktığı şapkadan dolayı yüzünü seçemiyordum ama bir yerlerden tanıdık geliyordu bana. Biri varmış ve yok olmuş. Cinayetlerini çiçeklerle süsleyen adam; son kez katil olmuş elinde ki kanlı altın okuyla...
Yazar: aslı Keleş

24.bölüm: Cinayetleri Çiçeklerle Süsleyen Adam Kapı eşiğini polislerle beraber geçtiğimiz ilk an artık, artık ev bana ait değildi; duvarların suçlar fısıltılarını duyuyordum. İki yanımda koluma girmiş polis memurları ile arabaya doğru yürürken kafamı arkaya çevirdim. Anlayamadığım biri sürü yüz bana bakıyordu. Organizasyon ekibi kendi aralarında birbirlerine eğilmiş fısıldaşıyorlardı. Yengem suratını asmış kollarını birbirine bağlamış sinirli ve bilmiş bir yüz ifadesi takınmıştı. Çocuklar... ağlıyorlardı ama bizimkilerin ne düşündüğünü, hissettiğini anlayamıyordum. Annemin sesi ardımda kaldı o an, polislerin adımları önümde. Başımı önüme eğip açtıkları kapıdan arabaya bindim. Yarım saatin sonunda karakola varmıştık. Sessiz geçen bu zaman dilimi bir ömür gibi gelmişti bana. Ellerim kelepçeli, iki kolumda da polis memurları eşliğinde karakola girdiğimiz de beni sorgu odasına götürmüşlerdi. Ellerim serbest kalırken bileklerimi ovuşturdum. Bileklerime değen soğuk metal bileklerimi sıkıp kızartmıştı. Bir kaç dakikanın ardından odaya sivil biri girdi. Kırklı yaşlarında olan; tişörtü göbeğini germiş, bana kızgın ifadesi ve çatık kaşlarıyla bakıyordu. Sandalyeyi çekip karşıma oturdu ve bir dosya açtı önüme. Şişmiş ve çürümüş olan ceset kokusu burnuma kadar gelmişti. ‘’Neden öldürdün?’’ soğuk ve sert sesi insanın iliklerine işliyordu. Durumun ciddiyetine duruşumu dikleştirdim. Suçlu değildim bu yüzden içim rahattı. Adamın işaret parmağı dosya da ki ismin üzerinde gezinirken sorusunu tekrarladı. Bu defa daha yüksek ve kızgın çıkmıştı sesi, sessizliğime inat. Gerilen vücudum yüzünden tırnaklarımı yeme isteği bastırıyordu. Lakin bunu yapsam suçlu konumuna düşeceğimden emindim. Zaten yargısız infazın eşiğinde duruyordum. ‘’Bak küçük hanım; zenginliğin seni kurtarmaz.’’ Derin bir soluk aldım adam konuşmasına devam ederken. ‘’cinayeti itiraf edersen cezanda indirim uygulanır.’’ Suçlu olduğumu itiraf etmem için heyecanla bekliyordu. Bir an önce katili bulup sıcak kahvesini içmek için can attığına emindim ama biraz daha beklemek zorundaydı. Çünkü katil karşısında oturmuyordu, şu an dışarı da sıcak kahvesini yudumluyor ya da insanların arasında geziniyordu. ‘’Aradığınız kişi ben değilim.’’ Dedim sakince. Adam öfkeyle ayaklanıp masada ki dosyaya elini vurdu setçe. ‘’O zaman niye kırılan camda ve dağılan evde parmak izlerin var!’’ donakaldım. Söyledikleri sayesinde şoka uğramıştım. kızgın ifadesiyle bana bağırıyordu. Yerimde sıçrarken onun bundan keyif aldığı yüzünden anlaşılıyordu. Eli hala dosyanın üzerindeyken eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. ‘’Bu kadar aptalsan niye üvey babanı öldürdün küçük hanım?’’ fısıldayarak konuşması tüylerimi ürpertmişti. Artık olay bir cinayet soruşturmasından çıkmış, üzerime kalan bir cinayete dönüşmüştü. ‘’O adamı en son aylar önce gördüm ben!’’ dedim sesim istemsizce yükselirken. Kanımda dolaşan adrenalin arttıkça kendimi koruma içgüdüm de bir o kadar artmıştı. ‘’O zaman niye o evde parmak izlerin var?’’ açıklamam onu tatmin eder miydi ki? Yine de denemem lazımdı. Gerçekleri tek benim biliyor olmam işleri zora soksa da yapacak bir şey yoktu. Anahtarımı Bedizler de unutmuş olmama bir kez daha sövdüm içimden. ‘’Ben annem ile olan fotoğraflarımızı almak için gittim oraya. Camı kırdım çünkü anahtarım yoktu. Ben gittiğimde o adam zaten orada değildi.’’ Dedim dişlerimi sıkarak. Ellerim masanın kenarlarını sıkıştırırken istemsizce öne doğru eğilmiştim. Kapı aralanıp içeriye avukat girdi. ‘’Bende Bade Korsoy’un avukatı, Nazmi Çelik. Bade Hanım konuşmama hakkına sahipsiniz.’’ Kurduğu cümle ile rahatlarken ‘’Nasıl ölmüş?’’ diye sordum aniden. Kendimi sandalyede geriye kaydırıp yaslandım. Kollarımı birbirine bağlarken biraz da olsa rahatlamaya başlamıştım avukatımız gelince. Polis gergin bakışlarıyla bir avukata bir bana bakarken konuşmaya başladı. ‘’Boğularak ölmüş üzerinde herhangi bir DNA’ya rastlanmadı. Fakat evinde yaptığımız incelemeler doğrultusunda bütün okar sizi gösteriyor küçük hanım.’’ Küçümser ve gergin tavrı…