23| Serzeniş
Yazar: aslı Keleş

23. Bölüm: Serzeniş Yitik bir adamın gidişini izledim sessizce. Omuzları düşerken, içimde görünmeyen bir yerde bir şeylerin değiştiğini hissettim o an. Havaya dağılmış olan kırgınlığın kokusunu çektim ciğerlerime. Amacım onu kırmak, yıkmak değildi belki ama bunu yapmıştım. Sessizce girmiştim kalbine ve gürültüyle o kapıyı kapatmıştım bu gün ilk kez. İçimde bir yerlerde bunun son kez olmadığını seziyordum ve bu düşünce beni yiyip bitiriyordu. Sakince kalktığım sandalyeye geri oturdum ve Berk'in suratına baktım. Anlamayan ve durumu sorgulayan gözleriyle bana bakıyordu. Açıklamak için bir kaç kez dudaklarımı aralamış olsam bile daha kendim zor kabullendiğim bu gerçeği bir başkasına söylemek zor gelmişti o an. O da üstüme gelmedi herhangi bir açıklama yapmamı beklemedi zaten. Sadece onu böyle bir durumun içine soktuğum için üzgündüm. Benim yüzümden onun öfkesini kendi üzerine çekmişti ve ben o adamın sözlerini tutacağını da pek düşünmüyordum. ''En sevdiğin müzik grubu kim, ilham aldığın?'' diye sordum konuyu dağıtmak ve sohbete kaldığımız yerden devam etmek için. Yüzüne taktığı sahte gülümsemesi yine de tedirginliğini saklayamıyordu. Gözler açık verirdi, ne kadar maske takarsan tak. ''Seksendört.'' Grubun ismini duyduğumda bir gülüş peyda oldu dudaklarımda istemsizce. ''Sende mi o müzik grubunu dinliyorsun yoksa?'' uzaklara daldığımı o bana soru sorunca fark etmiştim. Kafamı salladım 'Evet' anlamında. ''Annemin en sevdiği müzik guplarından biriydi.'' dedim sesime çöken sitemi dağıtmaya çalışırken. ''Müsait olduğun bir ara bizim rubu dinlemeye gelmek ister misin? İstek parça kabul ediyoruz.'' dedi otuz iki diş sırıtıp göz kırparken. Bu teklifi içtenlikle yapmıştı gülüşünden ve ses tonundan anlaşılıyordu. Garsona el edip bizim için iki çay söyledi. Çayı çok sevmezdim ama bir problemde değildi sonuçta. ''Sevgilin var mı Bade?'' Önümde ki kahveden bir kaç yudum daha alıp bardağı kenara itekledim. Kafamı kaldırdığım da yüz yüze gelmiştik. Belki de ona olan yakınlığımı yanlış anlamıştı. Ona karşı böyle bir düşüncemde hissim de yoktu. ''Yok.'' dedim omuzlarımı silkerken. ''Bu kadar işin içinde bir de bir erkeğin kıskançlıkları ile uğraşamayacak kadar bıkkınım.'' dedim beni anlamasını ve bu konuyu kapatmasını umarak. ''Yanlış anlaman için sormadım merak etme, eğer varsa bir sorun yaratmamak için söylemiştim sadece.'' 'sorun değil' dercesine bakıp ellerimi birbirine kenetledim. ''Olsaydı bile bu durumdan rahatsız olacak birinin benim hayatımda yeri yok.'' dedim omuzlarımı silkip dudaklarımı büzerken. ''Ne o öyle yobazlık falan. Çok meraklıysan mağarana geri dön yani.'' söylediğim cümleye kahkahası ile karşılık verdi. Onun gülmesi ile ses tonumun biraz yükseldiğini ve bir kaç insanın bize dönüp baktığını fark ettim. Utanmıştım, hem de çok. Böyle bir yerde ettiğim laf için değil benim doğalım buydu fakat insanları rahatsız etmiş olmanın getirdiği bir utançtı bu. ''Lütfen sen bari gülme.'' Bir an duraksayıp kafasını yana eğip bana baktı. Masa da birleştirmiş olduğum ellerimin üzerine elini koydu. ''Utanmak, çok yakışıyor sana.'' Yaptığı şey ile rahatsız olup yerimde kıpırdanıp elimi çektim masadan. Onu kırmak istemezdim ama herhangi bir şey hissetmemiştim ona arkadaşlık dışında. Yüzü asılsa da hemen geri toparladı ve gelen garsona gülümseyip 'teşekkür' etti. O dakikadan sonra çok konuşmamıştık. Çaylarımız bittikten sonra kalkmayı teklif etmiştim kendisine. Saat zaten baya geç olmuştu, bir yandan da bizimkileri endişelendirmek istemiyordum. Ayağa kalkıp çantamı omuzuma taktım ve kasaya doğru ilerlemeye başladık Berk ile beraber. Cebimi yokladığım sırada cüzdan ve telefonumu masada unuttuğumu fark ettim. ‘’Bir dakika bekleyebilir misin, telefon ve cüzdanı unutmuşum.’’ Dedim ‘memnuniyetle’ der gibi kafasını sallayıp olduğu yerde beklemeye başladı. Hızlı adımlarla masaya ilerleyip telefon ve cüzdanı aldım. Kafamı kaldırdığımda karşılaştığım bir çift göz dumura uğratmıştı beni. Gözlerin sahibine daha fazla odaklanmadan arkamı dönüp Berk’in yanına…