17| Maskenin Ardındaki
Yazar: aslı Keleş

17. Bölümün: Maskenin Ardındaki “Maskenin ardında bir yüz değil, zamanı gelince hatırlanacak bir isim nefes alıyordu.” Bir insan susarak kırılabilir miydi, defalarca kez? Bir insan gerçeklerin altında ezilebilir miydi? Demek ki kırabilir, gerçeklerin enkazında can çekişebilirmiş bir insan. Kafasını dizlerimin üzerine yasladığım kadına baktım çaresizce. Yüzünde ki sert bakışları gitmişti. Her insan uyurken masum görünürdü, peki bu acı ifade neyin nesi idi? Ak düşmüş saçlarını okşadım naif bir şekilde, ilk kez bu kadar yakından inceleme fırsatım olmuştu yüz hatlarını. Annem ona benziyordu, ben ona benziyordum. Hızla çarpan göğüs kafesim korkuya yenik düşmüştü. "Fadime abla!" Dedim kendimi toparlayıp. "Dil altı!" Ben ne yapmıştım böyle! Pat diye söylenir mi yaşlı kadına! Kafamı kaldırıp çevirdiğimde mutfağın kapısında bıraktığım yerde kalmış Bediz ile göz göze geldim. Bu adamı çözmek o kadar zordu ki. Bakışlarında üzgünüm dercesine bir ifade vardı, ceplerinde ki ellerinden rahatlığı belli oluyordu. Kasılmış vücudu ise tam tersini söylüyordu, stresten ölecekmiş gibi bir hali vardı vücudunun. Hangisine inanmalıydım. Bakışlarımı ondan çektim. Tam anneanneme bakacağım sırada koridorda koşarak gelen mahir dayıyı ve dedemi gördüm. "Bahar'ım!" Yaşlı vücuduna rağmen koşarak gelişinde kaldım. Bir gün bende böyle sevilebilir miydim ki? Bahar'ım... Ne kadar güzel seviyordu dedemiz... "Ne oldu anneme?" Kaygılı sesiyle yanımda bitmiş, tek hamle de kucaklamıştı dayım anneannemi. "Bayıldı." Diyebildim sadece suçluluk ile beraber. "Size ne yaptınız anneme dedim!?" Bağırışı ile bir kaç adım geriye gittim istemsizce. Bir insan kanından canından olan birine nasıl zarar verebilirdi ki? Kan bağımız olan herkes zarar görmemiş miydik biz, Bade? İstemsizce kafamı salladım iki yana. Vücudumu saran gerilim, kalp atışlarımın daha fazla hızlanmasına sebep olmuştu. Gözlerinin içine bakan harelerim titriyordu suçluluk duygusu ile. "Kes lan! Onun hiç bir suçu yok." Bediz'in yükselen sesine sinirlenmek istedim. Beni korumasını istemiyordum. Benden artık uzak durmasını istiyordum. Çünkü o severken acıtanlardan, dokunurken kıranlardandı. "Sen karışma ve lütfen artık git." Dedim çaresiz bir ses tonuyla. İşleri daha da karıştıracaktı sadece. "Sen kimsin benimle bu şekilde konuşabiliyorsun?" Anneannemi kucağında tutup ilerlemeye başladı dayım. Sakinliğini korumaya çalıştığı kasılan vücudundan belliydi. Asıl konu, uyanınca ne olacaktı? "Yeğeninin hayatında önemli yer kaplayan biriyim!" Dediğinde gözlerim irileşti. Benim hayatımda artık bir yeri yoktu, ister ailem olsun ister olmasın. Daha sevdiğim kadın bile diyemeyen bir adamın bizim hayatımızda yeri olamaz Bade. Baksana bir çare oyunu yarım kaldığı için küçücük çocuk gibi üzülüyor. Haklısın ama ben artık oyun dışındaydım. Kendi oyumu oynayacaktım, yeni bir oyun. Yeni bir hayat... Mahir dayım hiç bir şey demeden ilerlemeye başladı. Umursamaması hoşuma gitmişti. Çünkü benim ağzımdan duyması her şeyi daha çok kolaylaştırırdı. Dil altı hapını getiren Fadime ablanın elinden ilaç kutusunu aldım. "Abla Rüstem abiyi çağır da çıkartsınlar bu insan bozuntusunu." Dedim yüzüne bakarak. Dik duran omuzları çökmüş ellerini ceplerinden çıkartmıştı. Seni kırmayı çok isterdim Bediz Arden. Küçük bir çocuğun oyuncağı ile oynadığı gibi seninle oynamayı, parçalara bölüp bir köşeye atmayı çok isterdim ama ben sen değilim. Masumiyetimi almış olabilirsin ama vicdanım ebedi... Koşar adımlarla büyük salona ilerledim. Az önce dolu olan masa boşalmıştı. Kadehler yarım kalmış, kartlar masaya açıkça serilmiş duruyordu. Kimsenin oyunu umursadığı yoktu artık, oyun son bulmuştu çünkü bir yenisi başlamıştı az önce. Sarsak adımlarla koltuğa yatırılmış anneannemin yanına gittim. Dil altı hapını dayıma uzattım. "Az önce ne demek istedi o adam?" Hapı dilinin altına yerleştirirken yüzüme bakmadan sorduğu soruyu cevaplamak zorunda kalmıştım. "Hani bana Feraye demiştin ya?" Dedim soru sorar bir biçimde. Dönüp suratıma baktı. Kaşları çatılmış, yüzünde daha…