13| Kilitli Kalmış Sırlar
Yazar: aslı Keleş

13. Bölüm : Kilitli Kalmış Sırlar "Kalbine gömdüğün geçmişi çıkarmalısın çünkü çoktan ayağına kadar geldi." Hazırlan küçüğüm sırlar kapısını aralayacağız bu gece. Hazırlan küçüğüm kalbimize gömeceğiz yirmi yılı. Hazırlan küçüğüm sıfırdan başlayacağız bu günden itibaren. Fadime abla beni yanına aşağı çağırdığında hızlı adımlarla yanına varmıştım. "Kızım ben sana söylemeyi unuttum o oda yıllardır kilitli." Boğazımın düğümlendiğini hissettim. "Orası niye kilitli Fadime abla?" Dedim meraklı bir şekilde kaşlarımı çatarak. Merak dolu gözlerime bakarken elini boş ver der gibi salladı. "Niye ama merak ediyorum." Dedim küçük bir çocuk gibi ısrarla. Aslında neden olduğunu pek tabi biliyordum ama bunu kendi kulaklarım ile duymak istiyordum. "O kapının ardında ki kişinin konuşulması yasak." Dedi ağzının içinde homurdanarak. Bu kadar korkuyorlardı geçmişin gölgesinden. Konuşmayarak unutabileceklerini, kaçabileceklerini mi düşünüyorlardı. Omuzuna dokundum yavaşça, "kimin?" Dedim. Cevap vermemek için yeminle mühürlenmiş dudakları vardı sanki inat etmişti. Dolu olan gözlerini benden kaçırıp arkasını döndü ve temizlik odasına doğru ilerlemeye başladı. "Soru sorma bak daha her yerin tozunu alacağız, o odayı da yok saysan iyi olur." Dedi itiraz istemeyen sitemli bir ses tonuyla. Gözlerimi ağırca kapatıp açtım, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar ben yine de bu oyunu bozacaktım. Belki ondan bir parça istemeyebilirlerdi, ki bu muhtemeldi ama yine de değerdi. Bu kadar mı silmişlerdi annemi diye düşünmeden edemiyordum. Peki o odada ne vardı? Bu kadar saklanmaya değer ne olabilirdi ki o odada? Acaba anahtarı neredeydi diye düşündüm kendi kendime. Belki anahtarını bulsam açar ve girerdim. Herkes uyurken, yada dışarıdayken. Fadime ablayı yavrusu gibi peşinden takip etmeye başladım. "Sen onu bunu boş ver de, nerelisin sen kızım, nereden geldin?" Dedi konuyu değiştirmeye çalışarak. En nefret ettiğim sorular, cevaplarını bilmediklerim olmuştur her zaman söylemiş miydim? Nereli olduğumu bile bilmiyordum ki. Acaba Korsoylar nereli desem beni tanır mıydı. Gözleri dolduğuna göre annemi tanıyor olmalıydı ama bu evde beni ona benzeten tek kişi Mahir Bey, dayımdı... Belki de tesadüftü sadece ve özlemi kabarmıştı bilmiyordum ki. Dayım demek ne kadar garip bir kelimeydi, bunca yıl tek bir akrabam olmamıştı ve şu an öğreniyorum ki çok geniş bir aileye sahipmişim. Yine de onları bu kadar kısa sürede benimseyebilecek miyim bilmiyordum, ya da onlar beni yıllardır bu evin içinde dolaşıyormuşum gibi sevebilecekler miydi? Geçmiş onların yakasından düşüp benim için yer açabilecek miydi yüreklerinde? Bilmiyordum... Peki babamız? Baba mı? Hangi babadan bahsediyorsun? Sırf intikam için beni bulup kaçıracak gücü var ama kaybettiği kızını bulacak kadar gücü yok mu? O adama baba demek kendime en büyük ihanetim olur... Zaten annemizi kaybettik bir de bulduğumuz babamızı mı kaybedelim Bade? Bizim babamız hiç bir zaman olmadı biz bu hayata gözlerimizi babasız açtık, gözlerimizi yine aynı şekilde yumacağız. "Kızım sana sordum?" Kendimi silkeleyip Fadime ablaya döndüm. "Bilmiyorum, ailemin geçmişi hakkında hiç bir fikrim yok. Tek bildiğim şey köklü bir aile oldukları." Dedim sesime çöken hüzünle. Tabi canım hem de ne köktü. Kendi yeşerttikleri ağacı budayıp yok etmeye çalışmışlardı. Onu da beceremedikleri aşikârdı gerçi. Bakışları derinleşirken gözleri doldu Fadime ablanın "Yetim misin?" Diye sordu yutkunarak. "Evet." Dedim acılı gözlerle gülümserken. Bu gerçeği kabulleneli yıllar olmuştu. Fakat şimdi tekrardan aile kurma şansım vardı. "Ah güzel kızım..." Dedi acıyan bir sesle. Artık bana acınmasını istemiyordum ama yapacak bir şey yok. Temizlik odasına girip süpürgeyi ve toz alma bezlerini aldı eline. "Sen temizlik malzemelerini alsana güzel kızım." Kafamı tamam anlamada sallayıp temizlik malzemelerini alıp arkasından ilerledim. Daha fazla konuşmak istemediğimi anlamıştı. Aslında sorduğu soru benimde kaçışım olmuştu ona karşı. Yapacak herhangi bir açıklaması olmayan biri için acıya…