9| Ruhunu Taşıyamayanlar Mabedi
Yazar: aslı Keleş

9. Bölüm ; Ruhunu Taşıyamayanlar Mabedi "Belki bir gün biri gelir kimsesizliğine dokunur, kimsen olur..." Kapat gözlerini küçüğüm, bir oyun oynayacağız. Bir öncekinden daha acı,daha sessiz. Kapat kulaklarını miniğim bir oyun oynayacağız, bir öncekinden daha acımasız. Kapat zihnini meleğim, bir oyun oynayacağız, her zamankinden daha kirli. Güçsüz kalmış bu bedenime saplanan her ağrıya inat çektim dizlerimi göğüs kafesime doğru. Yaşadığım her acıya inat dudaklarımdan firar eden her hıçkırığa inat sardım kollarımı dizlerime. "Özür dilerim..." kulaklarıma ulaşamadan yere düşen sözlere aldırış etmedim, daha sıkı yumdum gözlerimi. Anne cennet bahçem diye severdin beni, cennetimden geriye bir ben bile kalmadık annem. Şimdi nasıl seveceksin rüyalarımda beni cennet bahçem diyerek... Bedenime örtülen minik bir örtü, o örtüye sarılmış acımasız kollar beni taşıyordu bu karanlığın yüz tuttuğu koridorda şimdi. Titreyen vücudumu saklamak istedim, saklayamadım. Durmadan akan gözyaşlarımı silmek istedim, gücüm yetmedi. Cennete giremeyecek bu günahkar bedeni, cehennemine kabul et tanrım, lütfen! Soğuk fayansa değen tenime ılık suyun nüfus edişi gevşetmişti kasılan vücudumu, bedenime dokunan elleri itmek istedim, yine olmadı. Tekrar ve tekrar, yaşandı geçmişim bu gece. Gökyüzü inlemişti, dökmüştü tüm incilerini yer yeryüzüne bu acıdan habersizce. İncitmekten korkarak dokundu tenime, köpüklediği lifiyle. Narin ve bir o kadar yavaş hareketlerle kilitlediğim kollarımı açmaya çalıştı. Sinirleniyordu sanki, gözleri koyulaşmıştı. "Direnme," hüzünle eğdiği kaşlarına baktım bıkkınlıkla. Biri az önce ruhumu bedenimden can çekiştirerek çıkartmış, gözlerimin önünde parçalamıştı az önce. En acı verecek olanda kimsesiz ölecek olmamdı. Su ile dolmuş küvete bıraktım vücudumu, "Ölmek istiyorum..." fısıltım suyun altında boğuklaşırken ölümün sessiz vedası peyda etti dudaklarımda. Avazım çıktığı kadar bağırdım, sesimi duyurabilen tek şey oldu yüzeye süzülen dalgalar. Saklanabiliyordu gözyaşlarım artık. Giderek bulanıklaştı zihnim, tükendi nefesim. Kanamaya yüz tutmuş yüreğimin atışları yavaşladı. Elvedalar nasıl denirdi bilmiyorum ama zaten vedalara alışık olmayan bu bedeni, vedalara gebe bırakmıştı yok olan çocukluğum. Bilincimi kapattım dış dünyaya, gözlerimi karanlığa kapattığım gibi. Bedenimi kavrayan kolların beni tekrar aldığını hissettim. Boğazıma sıralanan öksürüklerim karıştı adım seslerine. "Aptal kız!" Masallar vardır, sanıldığı gibi mutlu sonlarla bitmeyen. Bende o masallardan biriydim, sonsuzluğa hapsolmuş Anka kuşunun sonuydu bu... "İşim bittiğinde seni ve; sana ait olan her şeyi elinden alacağım." İstemsiz akan göz yaşlarıma sinirle bir küfür savurdum, irislerini kahverengi harelerime çevirdi, akıp giden yaşlara kaydı bakışları. Dudakları tehlikeli bir gülümsemeye gebe kaldı, içimde çıkan fırtınaları bile bile yayıldı o gülüş yüzüne. Zaten neyim kalmıştı, bu bedenden başka? Her şey bitiyordu değil mi? Zihnime dolaşan anılarım bunun göstergesiydi... "Sana benden başkası dokunamaz diyorum." Büyük bedellerdi vardı verilen sözlerin tutulmaması... "Ben yerinde olsam Anka, Azrail bir nefes kadar uzağımdayken kendi aleyhime çevirmezdim ölümün keskin bıçaklarını." "Anka'nın hikayesini bilmiyormuş gibi konuşuyorsun!" dedim, sesimden çıkan güven onun gözlerindeki duvarlara çarptı ve yok oldu. Dudakların beliren gülüş, zehir misali yayıldı vücuduma, ölüm ancak bu kadar güzel olabilirdi, bir katil ancak bu kadar kusursuz işleyebilirdi cinayetini. "Küllerinden yeniden doğuyorlar ve sen her defasında küllerinden yeniden doğacaksın," yüzünü yüzüme yaklaştırdı, nefesini yüzüme üfledi, "Her defasında öleceksin Anka ve senin Azrail’in ben olacağım." dedi nefretini kusarcasına. Sıktığı bileğimi bıraktı, yataktan kalktı, odadan çıktı, gözden kayboldu. Bense kendi harabemle baş başa kaldım. Haklıydı Anka'ydım ben, küllerimden doğuyordum her defasında. Peki bir Anka ölümsüz müydü, yoksa sınırlı mıydı canları? Bir yerde küllerinden doğmayı bırakıyorlar mıydı, yoksa her…