Öte Dünyanın Bahçesi

6. BÖLÜM

Yazar:

Öte Dünyanın Bahçesi - VALZEVAN kitap kapağı
Öte Dünyanın Bahçesi kitap kapağı

Bu topraklarda acı bağırmaz, dişlerini sıkarak öğrenir konuşmayı. İnanç burada bir lüks, kan ise herkesin ortak dili. Tanrılar sessiz kalmayı seçtiğinde, insanlar canavar olmayı öğrenir. Ve hayatta kalanlar, masum olanlar değildir. BÖLÜM 6: Sürgün Ten “ Bedenim zincirli, ama ruhum hala meydan okuyor. ” *ੈ✩‧₊˚༺Zeynep༻*ੈ✩‧₊ Balodan bir hafta önce Tanrı’nın sesi sustuğunda, geriye yalnızca nefesi kalır. Kimi o nefesi dua sanır, kimi lanet. Zeynep’in nefesi, demirin soğuk yüzünde yankılanıyordu; her soluğu, zincirin halkalarına çarpıp acıyla geri dönüyordu. Ellerindeki kelepçelerden değil, içindeki ağırlıktan kurtulamıyordu artık. Karanlıkla aydınlığın birbirine karıştığı bir saatti. Her zincir sesi, bir anıyı uyandırıyordu. Çocukluğunu, annesinin gülüşünü, bir zamanlar Tanrı’ya inandığı o eski günleri. Ama şimdi o inanç, pas tutmuş bir dua gibiydi. Dudakları kıpırdadı; kelimeler ne duaydı ne küfür. “Tanrım, beni unutma.” Cevap gelmedi. Sadece zincirlerin tınısı ve Tanrı’nın unuttuğu duaların yankısı. Gözümü açtım ve aceleci nefesler alıp ölmemeye çalıştım. Bulanık görüşüm netleşince etrafıma baktım. Korkudan gözlerimi sonuna kadar açtım. Dilim tutuldu. Etrafta bir sürü petrolle kaplanmış insan bedenleriyle kaplıydı. Bir tek ben vardım. Diğer herkes hala uyandığımı anlamamıştı. Ne oluyor burada, neredeyim ben? Bedenim, bu kırmızı karanlığın içinde asılı kalmış bir gölgeydi. Her yer kızıl, bir kan gölüne düşmüş gibiydim. Sağıma baktım. Kollarım gergin, yukarı çekiliyor; bileklerime saplanan o soğuk demirin ağırlığını hissediyorum. Boynumdaki zincir sadece nefesimi değil, ruhumu da sıkıyordu. Üzerimdeki bu belli belirsiz paçavralar bir zamanlar ne olduğumu hatırlatacak kadar bile bütün değildi. Göğüslerimi de bu paçavralar değil birden fazla dolanan soğuk paslı zincirler kapatıyordu. Tıpkı daha aşağıları gibi. En ağır yük ise bacaklarımdaydı. Ayak bileklerimden yukarı tırmanan, beni dibe çeken o kaba, yoğun zincirler. Onlar beni bağlıyor, onlarsa beni burada tutuyor. Etrafımdaki yüzlerce zincir gevşekçe sallanıyor ama her biri benim kaçışımın imkânsızlığını haykırıyor. Başımı dikkat çekmeden yutkunmak için öne eğiyorum, bu sonsuz, yakıcı kırmızılıkta bir son arıyorum. “Direnme, direnmek seni yaşatmaz.” Sesin geldiği yöne doğru başımı kaldırdım. Göz göze geldim. Karşımdaki diğerleri gibi cıvık petrolle kaplı değil de zırhlı askerlerden biri gibi duruyordu. “Yaşıyor gibi de durmuyorum.” Dediğimde boğazım kuruduğundan son kelimeyi zorla söyledim. Bir süre öksürdükten sonra kendime geldim. Karşımdaki zırhlı adam ise hiç istifini bozmadan bana bakıyordu. “Sen kimsin, kaç gündür buradayım?” dediğimde, başını hafifçe yana eğip baktı. “Gerçekten de başka bir gezegenden mi geliyorsun?” cevap vermedim. “Öldüğünün farkında mısın?” dediğinde ona kızgınca baktım. Ne vardı bunları bana hatırlatıyor anlamıyorum. “Gökten ya da yerin altından, fark eder mi?” dediğimde alayla gülümsedim. Gözlerimdeki ateş zihnime ve bedenime sarılıydı. Hep içimde tuttuğum ama bir türlü dışarıya salamadığım ateşli, cilveli halimle konuşmak istedim. “Korkmalı mıyım? Bu zincirlerden kurtulabileceğini mi düşünüyorsun?” benimle aynı frekansta takılmaya başladı zırhlı asker. “Daha ne kadar beni burada tutabilirsin ki?” dediğimde alt dudağımı ısırdım gülerek. İşte o zaman demirler daha sıkı sardı vücudumu, etimi sıkıştırmaya başladı. Canımın acıdığını hissettirmedim. Acıdan zevk alırcasına daha çok gülümsedim. Gözlerim acıdan yaşarsa da yanaklarımı ısırdım. Ona o zevki yaşatmayacağım. “Zincirler sevmiş seni.“ Dedi ve arkasına döndü. Birkaç adım attı. “Adın ne?” diye bağırdım. Adımları durdu. Başını çevirdi. “Yüzbaşı, Yüzbaşı yeterli.” Dedi ve önüne dönüp adımladı. “Bu zincirleri kan akıta akıta sana sokacağım Yüzbaşı!” Gitti. Kayboldu. Ben ise işkence çekerken kafamın içindeki sesleri susturmakla uğraştım. Bir yandan da paslı demirlerin cildimi asit gibi yakışını hissettim. Ağlaya zırlaya haykırışlı suskunluğumla işkence çektim. Bahçedeydim. Evimizin arka bahçesi. Ama uzak…

Bölümün tamamını WritePad'de oku