Bölüm 2: Kutup Yıldızı
Yazar: Yağmur Blythe

“Hey! Uyan artık!” “Uyanmıyor mu?” “Şu ana kadar uyanması lazımdı.” “Uyanmazsa bu durumu merkeze bildirmemiz gerekir.” “O güçlü bir kız.” Derin bir iç çekiş. “Küçük bir sihir onu etkileyemez.” Başımdaki şiddetli ağrıyla ayıldım. Lakin bu ayılma ruhuma aitti. Bedenim halen uyku modundaydı. Ağrıyla ayıldıktan birkaç saniye sonra zar zor duyduğum sesler gözlerimi açmam gerektiğini söylüyordu. Ama gerçeklik algımı kaybetmiş durumdayken bunu yapmam imkansızdı. İlk önce durumu değerlendirmem lazımdı. Ama zihnim buna elverişli değildi. Zihnimi toparlamaya çalıştım. Şu an tehlikeli bir durumda olma ihtimalim yüksekti. Bu durum daha da tehlikeli hâl almadan durumu anlamalı ve bu durumdan kurtulmanın bir yolunu bulmalıydım. Hadi Daphne, yaparsın kızım. Şiddetli bir zonklama. İlk önce etrafımdaki sesleri düşündüm. Uyanmamı bekliyorlardı. Kaçırılmış olma ihtimalim yüksekti. Bu tehlikede olduğum anlamına gelirdi. Ama beni kaçırmaları için bir nedenleri olmalıydı. Büyükannem bir belaya bulaşmış olabilir miydi? Ama öyle olsa bunu benimle paylaşırdı. Paylaşırdı, değil mi? Peki ya arkadaşlarım? Onlar bir belaya bulaşmış olabilir miydi? Onlar şu an ne durumdaydı? Bu ihtimali düşünmemek adına gözlerimi daha sıkı yumdum. “Uyanmazsa merkeze bildirmeliyiz.” Merkez de neyin nesiydi? Çete veya bir ajan grubu olabilirler miydi? Ama benden istedikleri neydi? Şiddetli bir zonklama daha. “O güçlü bir kız. Sihir onu etkileyemez…” Bu da ne demekti şimdi? Rüyada falan mıydım? Bana bir madde vermiş olabilirler miydi? Sihir belki de o madde için kullandıkları kod adıydı. Ve güçlü kız… Bu kişi kısa süreliğine de olsa beni tanıyor olmalıydı. Belki de maddeyi bana vermeye çalışmıştı fakat ben direnmiştim. Bu durum da onu böyle bir çıkarıma sürüklemişti. Bu hâle gelmeden önceki günümü ve günlerimi hatırlamaya çalıştım. Okul çıkışı sahile gittiğimizi hatırlıyordum ama gerisi bulanıktı. Olabildiğince sessiz bir şekilde derin bir nefes aldım. Ne yapmam gerektiğine karar veremiyordum. Uyanırsam bu durum bana zarar verecek miydi? Uyanmazsam iş içinden çıkılmaz bir hâl alabilir miydi? “Emin misiniz, efendim?” Bakışların benim üzerimde olduğuna emindim ama kanıtlayamazdım. “O çok güçsüz duruyor.” Birkaç adım sesi. “Benden daha iyi bileceğini mi düşünüyorsun?” Yine o tanıdık ses. Anlaşılan bu adam onların lideriydi. Dark romance’lerde olan kaçırılma sahneleri aklıma geldi. Gece yarısına kadar okuduğum o kitapları yaşayacağım günlerin geleceğini hiç düşünmezdim. “Ta-Ta-Tabii ki hayır, efendim.” Anlaşılan bu adam ve diğerleri liderlerinden korkuyordu. işte şimdi ayvayı yemiştim. Ama eğer dark romance erkeğiyse ve beni sevdiği için kaçırdıysa ona ılımlı yaklaşıp kurtulmanın yollarını arayabilirdim. Allah’ım… Ben neler saçmalıyordum böyle? “İyi. Siz çıkın kızın başında ben beklerim.” Ses tonu oldukça sertti. “Ama efendim...” dedi daha önce konuşan bir kadın. “Çıkın!” diye sesini yükseltti liderleri. “Dedim size.” Ardından birkaç adım sesi. Ve kapının çarpılmasıyla herkesin çıktığını anlamış oldum. Lider dışındaki herkesin. “Yine baş başa kaldık, Daph.” Yutkundum. Lanet olasıca ağrı. Ne yapmam gerektiği hakkında gram fikrim yoktu. Başımdaki ağrı gittikçe şiddetleniyor ve ellerimle başımı tutma isteği uyandırıyordu. Buna daha ne kadar direnebilirdim, bilmiyordum. Karşısına aslan çıkmış ceylandan farksızdım şu an. Ve bu duruma düşmek… İşte sinirlerimi geren buydu. Saçımda bir elin dolaştığını hissettim. Burada sadece liderle ben olduğuma göre bu eller lidere ait olmaydı. Dokunuşlarının tanıdık bir hissi vardı. Sanki daha önce de bunu yapmış gibi hareket ediyordu parmakları saçlarımda. Ama anlaşılan bu kişi isteğim dışında yaşanan temaslardannefret ettiğimi bilmiyordu. Yine o lanet olasıca zonklama. “Daph…” sesinde biraz önceki sertlikten eser yoktu. Daha uysaldı sesi ismimi söylerken. İsmimi söylerken! İsmimi biliyordu. Kimlere bulaşmıştım ben böyle? Gece sahilde birilerine bulaşmış olabilir miydik? Ben buradaysam arkadaşlarım neredeydi? Sahil dönüşü tek kaldığımda bir haltlar…