Bölüm 1: Yaşanmışlıklar
Yazar: Yağmur Blythe

“Günaydın dünyanın en tatlı büyükannesi!” diye mutfağa heyecanlı bir giriş yaptım. Büyükannem mutfağa yaptığım baskına hazırlıksız yakalandı. Elinde tuttuğu turta kalıbı az kalsın elinden kayacaktı. Bu hâline gülmeden edemedim. “Sabah sabah bu neşenizi neye borçluyuz, küçük hanım?” Yanına gidip yanağına küçük bir öpücük kondurdum. “Mutlu olmam için bir neden mi olmalı?” Yanaklarını sıktım. “Sabah her zamankinden daha tatlı oluyorsun tontonum.” Büyükannemle uğraşmayı seviyordum. Ne olursa olsun bana kızmayan hâline bayılıyordum. Benim mutluluk kaynağımdı bu yaşlı kadın. Afallamış bakışlarını bana çevirdi. “Bilmem. Bitmeyen bir enerjin var. Aynı…” Duraksadı. “Aynı…” diye tekrarladım cümlesini tamamlamasını istediğimi belirterek. Gelecek cevabı az çok tahmin ediyordum ama yine de… Bilmiyorum. Belki de ona benziyor olmak, hiç görmediğim o kadına benziyor olmak içimde bir kıvılcım oluşturuyordu. Belki de onun kızı olarak onu yansıtmak onu gururlandırır diye düşünüyordum. Derin bir nefes verdi. Ama biraz önce bana çevrili olan bakışları artık bana bakmıyordu. Sanki bana bakmaya, onunla alakalı konuşmaya korkuyordu. Niye korkuyordu ki? Beni üzmekten, onsuz geçen günlerimin azabını tekrardan yaşamamdan… “Aynı ona… Annene benziyorsun.” Yutkundum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Bu yüzden boğazımı temizleyerek konuyu değiştirmeye karar verdim. Şu ana kadar annem olmadan yaşamıştım. Bundan sonra da yapabilirdim. En azından büyükannem için yapabilirdim bunu. Oğlunu kaybettikten sonra kızı gibi gördüğü kadını da kaybetmişti. Bu dayanılmaz acısını hafifletmem gerekiyordu. “Ee, bugün ne yapacaksın kraliçem?” Büyükannem biraz önceki ruh hâlinden uzaklaştı. İşte bu güzeldi. O bu dünyadaki yegane varlığımdı. Onu da kaybedemezdim. Annemle babamı hiç görmemiştim. Büyükannemi ise tanımış, görmüş, onunla ömrümü geçirmiştim. O bana bir büyükanneden öte bir anne, bir baba olmuştu. “Bayan Kate beni çay gününe davet etti. Ona gitmeyi düşünüyorum.” Alaylı bir şekilde suratımı asıp kahvaltı masasına oturdum. “Yani o dillere destan yaban mersinli turtan…” Elimle tırnak işareti yaptım. “Bayan Kate ve diğer kadınlar için mi?” Tavadaki krebi çevirirken bana bakıp gülümsedi. “Küçük canavarımı unutur muyum hiç?” Son krebi tabağa koydu. “Senin turtan da hazır.” Heyecanla oturduğum sandalyeden kalktım. “Nerede? Nerede büyükanne? Görmeden inanmam.” Bu sefer kıkırdadı. “Masanın üzerinde. Kareli kırmızı örtünün altında.” Masaya yönelip kareli kırmızı örtüyü kaldırdım. Büyükannem doğru söylüyordu. Yaban mersinli turtam örtünün altında beni bekliyordu. Yanına gidip sıkıca sarıldım yaşlı kadına. “Bu kimin büyükannesi?” Yanaklarını iki elimle tutup tekrar tekrar öptüm. “Benim tabii ki!” Büyükannemin biraz önceki kıkırdaması kahkahaya dönüştü. “Tamam, yeter küçük canavar! Hadi sofraya geç bakalım. Krepler soğuyor. Dolaptan akçaağaç şurubunu getir. Hadi okula geç kalıyorsun.” Yanağına bir öpücük daha kondurup dolaptan akçaağaç şurubunu çıkardım. Büyükannem zaten kahvaltı masasını hazırlamıştı. Ona “Erken kalkma. Ben kendim hazırlarım. Kaç yaşına geldin? Yat, dinlen.” desem de nafileydi. “Ben alışkınım.” diyor, başka bir şey demiyordu inatçı ama bir o kadar tatlı olan bu kadın. Şurubu masaya koyup sandalyeye oturdum. Büyükannem de bana portakal suyu kendine de çay doldurup karşıma oturdu. Krep tabağından üç tane krep alıp tabağımda üst üste dizdim. Kulemin üzerine akçaağaç şurubu döküp büyükannemin simetrik olarak doğradığı muzdan da ekledim. Ben yemeye başladığım sırada o kreplerinin üzerine şurup döküyordu. “Peki senin bugün planlarında ne var, Daphne?” Ağzımdaki lokmayı yutup portakal suyumdan bir yudum aldım. “Konservatuvarda derslerim var. Ders çıkışı Ava ve Lily’le bir şeyler içmeye gideceğiz.” Sır verecekmiş gibi masaya doğru eğildim. Bu hareketime karşılık o da meraklı gözlerle masaya doğru eğildi. “Ava’nın bu aralar morali bozuk büyükanne. Daniel ile ayrıldılar. Onun moralini düzeltmek için Lily ile planladık bu günü.” Büyükannem başıyla beni onayladı. Geri arkasına…