8. BÖLÜM | KİMSESİZ KALDIĞINDA
Yazar: Rossoball

Bölüm görselleri

Oylar verildiyse ve yorum yapmak için hazırsak bölüme geçebiliriz! KURGU GERÇEKLİĞİ TAMAMEN YANSITMAZ. Keyifli okumalar!! ✦ Zəka Zeynalov • Darıxdım 8. BÖLÜM | KİMSESİZ KALDIĞINDA İçeri girdiğimizde Tuğrul kızını yatırmak için yanımdan ayrıldı. Ben ise salondaki koltuğun kenarında oturuyordum. Etrafı inceledim gözlerimle. Karşımda bir televizyon ünitesi vardı. Ünitenin boş kenarlarında çerçeveli fotoğraflar vardı ama uzakta olduğum için hiç birini göremiyordu. Başımı çevirdim. Yan tarafta duran camın önündeki yemek masasına takıldı gözlerim. Onun yanında bir kapı vardı. Balkona açılan bir kapı gibi duruyordu. Gözlerimi yavaşça oradan çektim. Oturduğum L koltuğa baktım. Koyu kahve tonlarındaki L koltuğun üstünde açık renkte çok fazla yastık vardı. Nedensizce bir kadın eli değmiş bu eve diye düşüncelere daldım. Etrafta çok düzenli topluydu. Daha sanki yeni temizlenmiş gibi her yer parlıyor ve evin için çok güzel kokuyordu. Ortada duran sehpaya çevirdim gözlerimi. Sehpanın üstünde birkaç oyuncak ve Tuğrul'un yarım bıraktığı kitap vardı. İstemsizce elim kitaba gitti. Bir şair kitabıydı. Sayfaları yavaş yavaş geçerken bir sayfanın katlandığını gördüm. Sayfayı açtığımda uzun bir şiirle karşılaştım. Derin bir nefes alarak ilk önce şiirin adını okudum. Annem Öldü Mü? Aldığım nefes canımı acıtmıştı. Neden bu şiir diye düşündüm? Annesini kaybettiğini aklımdan bile geçirmek istemedim. Fakat şiirin ilk dizesini okuduğumda gözlerimi hızlıca kapatarak başımı iki yana salladım. Ne hız ellerini üzdün dünyadan Balanı tek koyup nereye gittin? Nasıl yok oluyormuş bir anda insan Sanki bu dünyada hiç yok imişsin.. Tekrardan gözlerimi açtığımda şiirin hepsini okuyabileceğimi düşünemedim. Eğer hepsini okursam ağlayabilirdim. Bu yüzden son dizesine okumak ve daha fazla okumak istemedim. Vakit geçer sen benden uzaklaşirsin Ben sana günbegün yakınlaşırım... Şiir kitabını kapatarak dizimin üstünde bir süre beklettim. İç çekerek kapağına baktım uzun uzun. Tuğrul annesini kaybetmiş. Çok acı verici olmalı, annesiz kalmak. Ben babasız kalmayı biliyorum. O da annesiz kalmayı. O yüzden mi hep babam aklıma gelince bana seni anlıyorum dermiş gibi bakıyordu? O beni anlıyordu. Peki, ben onu anlayabiliyor muydum? Çünkü o hem annesini hem de sevdiği kadını kaybetmişti. Sadece kızı var. Babası veya bir kardeşi var mı daha bilmiyordum. Fakat şu zamana kadar bana sadece yanında tek varlığı kızı varmış gibi geliyordu. O kadar dalmıştım ki Tuğrul'un içeri geldiğini bile fark edemedim. Tuğrul içeri girip karşımda durduğunda onu fark ettim. Başımı yavaşça kaldırarak yüzüne baktım. Ayakta durmuş bana üstten bakıyordu. "İstersen üstünü değiştir. Daha rahat edersin. Bende sana yiyecek bir şeyler hazırlıyım." dediğinde öylece yüzünü izledim. Onda bir şey vardı. Garip bir şey... Ve bu şey neyde beni kendine doğru çekmeye başlamıştı. "Asena? İyi misin?" dediğinde kendime geldim. "Aç değilim, gerek yok. Ben sadece üstümü değiştirsem, yeter." dedim. Elimdeki kitabı yavaşça masaya bıraktım. Ayağa kalktığımda bana dikkatlice bakıyordu. Elime aldığım şiir kitabına da takıldı gözleri. Fakat çok uzun sürmeden gözlerini bana çevirdi. "Tamam, o zaman bir kahve yapıyım. Hem biraz konuşuruz." Kahveye hayır diyemezdim. O yüzden başımla onu onayladım. "Üstümü nerde değiştireyim?" Diye sordum odadan çıkmadan önce. Tuğrul yanıma geldi. Bana işaret parmağıyla bir kapı gösterdi. "Şurası banyo orada değiştire bilirsin ama istersen," Elini çevirerek bana tam karşıda duran odayı gösterdi. "orası benim odam. İstersen orada değiştir." "Yok," dedim hızlıca. "yani ben banyoda değiştireyim. Elimi yüzümü de yıkamış olurum." "Peki." dedi. Onun yanından ayrılarak kapının önüne bıraktığımız çantamı aldım. Banyoya girmeden önce arkamı dönerek ona baktım. Mutfağa girmişti. Bende daha fazla beklemeden banyoya girdim. Etrafı yine inceledim. Burası da tertemizdi. Her şey de oldukça düzenliydi. Bende etrafı dağıtmadan kıyafetlerimi çıkardım. Altıma bir tozpembe eşofman altı giydim. Üstüme ise ev oldukça sıcak o…