Ölüm Çiçeği- Hükmün Gölgesi

BÖLÜM 5- MAKAMINDA İNFAZ

Yazar:

Ölüm Çiçeği- Hükmün Gölgesi – Ayça Olgaç kitap kapağı
Ölüm Çiçeği- Hükmün Gölgesi – Ayça Olgaç kitap kapağı

BÖLÜM 5 ──────────── ✦ ──────────── Zaman, evin içinde ağır aksak ilerliyordu. Sessizliğin bile sesi vardı. Bazen tıkırtılı bir kalorifer borusunda, bazen musluktan düşen su damlasının inatçı vuruşunda yankılanıyordu. Perdelere sinmiş puslu gün ışığı içeriye ulaşamıyor, salonun köşelerinde çöreklenmiş karanlık dağılmak bilmiyordu. Üç gündür bu evde, bu sessizlikte, bu karanlıkta bekledim. Uyur gibi yapıp uyanık kaldım, yemek yer gibi yapıp aç gezdim, yaşar gibi yapıp nefes almaktan başka bir şey yapmadım. Her şey, bir duvarın içine gömülmüş gibi sustu. Sadece düşüncelerim konuşuyordu. Onlar da usul usul değil, bağırarak, haykırarak işliyordu zihnime. Bir yandan kendime sürekli aynı soruyu soruyordum. Ne yaptım? O bıçağı gerçekten sapladım mı? Ellerim hâlâ o gecenin sıcaklığını taşıyor muydu? Bazı suçlar sadece mahkemeye değil, insanın tenine, diline, vicdanına sinerdi. Ve ben, bedenime işlemiş bir sessiz suçu taşır gibi yaşıyordum artık. Çalan alarmın tiz sesi odada yankılanırken, gözlerimi kapatıp bir süre öylece dinledim. Zaman, o an sanki hem akıyor hem duruyordu. Sonunda, içimdeki yorgun sessizlikle alarma uzanıp susturdum. Saat sabahın sekiziydi. Gözlerim bir an bile kapanmamıştı. Uyumak için başımı yastığa koymuştum ama zihnim, karanlığın içinde dönüp duran cümlelerden, hayallerden ve korkulardan bir türlü susmamıştı. Üç günlük istirahat raporum dün sona ermişti. Bugün, kendi kendime çevirdiğim o sessiz ev hapsinden sonra yeniden iş başı yapacağım ilk gündü. Artık dışarı adım atmam gerekiyordu. Ne var ki bu, alelade bir çıkış olmayacaktı. Yataktan doğrulmak zor oldu. Kaslarım itiraz etti, ruhum bedenimle uzlaşmak istemedi. Aynaya bakmak ise büsbütün cesaret işiydi. Karşımdaki yansıma... Soluk, yorgun ve tanıdık gelmeyecek kadar yabancıydı. Göz altlarımda mora çalan halkalar, cildimin çekilmiş ifadesi, alnıma yerleşmiş o ince çizgiler… Uyuyamamış bir kadının değil, susturamadığı geçmişiyle uyanmış bir kadının portresiydi o. Banyoya yöneldiğim sırada, beklenmediğim bir şekilde kapı zili çaldı. Koridorun sessizliği içinde tiz bir yankı gibi duyuldu. Bir an duraksadım. Bu saatte kim gelirdi ki? Üzerime geçirdiğim sabahlığı daha düzgünce sarıp kapıya doğru ilerledim. Zil ikinci kez çalındığında, deliğe baktım. Teyzemin tanıdık, her zaman bir bahar sabahı gibi ışıldayan yüzünü gördüm. Derin bir iç geçirdim. Dışarıdaki her şeyden yorulmuştum, ama o an onun orada olması içimde küçük bir sıcaklık kıvılcımı yaktı. Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirip kapıyı araladım. ‘’Günaydın, savcı hanım! Hazır mısınız güne?” dedi, elinde iki poşetle. Poşetleri havaya kaldırarak, ‘’Bize simit falan aldım. Sende kahvaltı yaparız’’ diye şakıdı adeta. “Günaydın teyze. Gerçi sana çoktan gün doğmuş. Kaçta kalktın yine?” sesim neşeli çıkmıştı. Ozan’dan sonra ilk defa biriyle bu tonda konuşuyordum. “Bana gün yedide başlar, bilirsin,” dedi. “Baran da erkenden çıktı. Ben de kahvaltıyı seninle yapayım diye düşündüm.” O mutfağa geçerken, ben birkaç saniye koridorda öylece durdum. İçimde bir tereddüt vardı. Bugünü normalleştirmeli miydim? Yoksa hâlâ olağanüstü hâl içinde kalmalı mıydım? Çay suyunu koyarken hızla hareket ediyordu. Dolabı açıp kahvaltılıklara yöneldiğinde birden durdu, omzunun üzerinden bana baktı. “Sen iyi misin?” Cevap vermek için kendimi zorladım. İçimde ne olduğunu anlatmak istesem, sayfalar sürerdi. Ama onun yüzünde cevaplardan çok, acı çektiğimi sezen o içgüdüsel bakış vardı. “İyiyim,” dedim, omuz silkip zorlama bir tebessümle. “Bir duş alayım, kendime gelirim şimdi.” “Tamam canım, sen hazırlan. Ben kahvaltıyı kurarım. Ütülenecek bir şeyin varsa halledeyim istersen?” “Yok, hallettim. Teşekkür ederim.” Duşun altında kalmak istediğimden kısa kaldım. Suyun sesi güzel geliyordu, arındırıcı bir melodisi vardı ama hiçbir şey içimi temizlemiyordu artık. Duştan çıktığımda odama geçtim, giyinmek üzere dolabı açarken mutfaktan yayılan sıcak simit ve demli çayın kokusu burnuma çalındı. O koku, çocukluğumda annemin sofrasında hissettiğim güven…

Bölümün tamamını WritePad'de oku